Geçen gün İstanbul’un fethinin 568. Yılı dolayısıyla kutlamalar yapıldı. Yazıldı, çizildi. Biz de bu konuda az bilinen bir anekdot ile katkıda bulunmak isteriz.
6 Nisan 1453 tarihinde başlayan kuşatma, çeşitli ve karşılıklı hücumlarla 28 Mayıs 1453 gününe kadar sürmüş, sabahında fetih için son bir hücumun yapılacağı akşama gelinmiştir.
Şimdi o gecedeki enteresan bir olayı nakledelim:
28 Mayıs’ı 29 Mayıs’a bağlayan gecenin akşamında Sultan Mehmet Han tüm ordusuna şamil olmak üzere bir emir göndererek “mum donanması” yapılmasını istedi. Bu deyim tüm ordugâhlarda aydınlatma ve en yüksek perdeden sesli eylemler yapma emriydi.
Zifiri karanlık, hafif yağmurlu ve elektrikli bir hava vardır. Alınan emir gereği, ortalık kararır kararmaz, denizde ve karada ne kadar aydınlatma aracı varsa hepsi birden yakılmış, muhasara boyundaki hatlar ve denizin yüzeyi gün gibi aydınlanmıştır. Ayrıca ses çıkartacak ne kadar araç gereç varsa hepsi birden gümbürdemeye başlamıştı. Büyük küçük ne kadar top varsa gümbürdüyor, asker tekbir ve tehlil sesleri ile ortalığı çınlatıyordu. Yedi tepeden yedi muazzam mehter takımı en yüksek perdeden marşlar çalarak, davul zurna sesleri ve kös gümbürtüleri yeri göğü inletmeye başlamıştı.
Bizanslı asker ve sivil herkes surlara koşarak, bu kendileri açısından dehşetli manzarayı korku ve heyecanla izlerken, ertesi günü Peygamberinin müjdesine mazhar olacak olan askerler heyecana geliyor, motivasyonları son raddesine çıkıyordu.
Genç Sultan bu manzarayı Bayrampaşa sırtlarındaki otağının önünden, hocası Akşemseddin ile beraber izlemekteydi. Dikkat çeken bir olay vardı. Ayasofya’nın bulunduğu yere doğru devamlı çakan şimşekler adeta sürekli bir şerare oluşturuyordu. Hoca Akşemseddin:
-Sultanım, bakın bunlar Ayasofya üzerine inen nurlu ışıklardır. Bunun manevi anlamı, bu mabet yarın inşallah sizin uğurlu ellerinizle cami olacaktır, diyordu.
Aynı anda Bizanslılar da bu dehşetengiz olayı izlemekteydiler. Ama onlara göre Ayasofya’ya akan bu ışık seli, Tanrı’nın artık kendilerine yardım etmekten vazgeçtiğinin bir alameti sayılmıştı.
Johann Baptist Schels’in yazdığı “Die belagerung und der Fall von Konstantinopel unter Konstantin dem Neunten: Nach dem Byzantinen und Gibbons” (9. Konstantin döneminde Konstantiniye’nin işgali ve düşüşü: Bizanslılar ve Gibbons‘a göre) kitabında anlatılanlar ile Ztefan Zweig’in yazdığı “Sternstunden der Menschheit” (İnsanoğlunun Yıldıznamesi) kitaplarına baktığımızda mum donanmasının surların üzerinden görünüşünü şöyle yazmaktadırlar:
“...Birdenbire şehrin surlarından ötede, göğün en karanlık saatinde, dağların tepelerin ardından bir alev seli boğazın sularına kadar indi. Ateşten ejderha ölüm çığlıkları atarak şehre doğru ağzını açarak geliyordu. Halk korku içinde olduğu yere diz çöküp bildiği tüm azizler adına dua etmeye başladı. Canavar ateşten gövdesi ile tam karşılarında duruyordu... Sokaklarda insanlar kümelenmiş son defa Kutsal Ruh’a şehirlerini tekrar korumaya alsın diye dua ediyordu...”
“...Konstantiniye’nin düşeceğinden artık herkes emindi. Yıllardır dilden dile aktarılan söylencelerde öngörülen bütün işaretler teker teker gerçekleşiyordu. Halkın bu sona inanmasındaki en önemli sebep, ilk imparator ile son imparatorun isminin aynı olmasıydı...”
“Yine söylencelerde açıkça belirtilen bir başka işaret, şehrin dolunaydan birkaç gün sonra düşeceği idi ki, 22 Mayıs’ta gerçekleşen üç saatlik ay tutulmasının ardından, 24 Mayıs dolunaydı...”
Bizanslı halk ve askerler korku ve panik halindedirler. Gece yarısı Sultan Mehmet Han yeni bir emir gönderdi:
Tüm ateşler ve aydınlatma araçları aynı anda söndürülecek. Sesler kesilecek, toplar susacak, mehterler konserleri kesecekler. Birdenbire kâbus gibi çöken sessizlik ve karanlık Bizans asker ve halkında yeni bir dehşet fırtınası estirmişti.
Moralman çöken Bizans askeri ve halkının savunmaya çalıştığı İstanbul’a, ertesi sabah namazını bizzat kıldırdığı askerlerini hücuma kaldıran Fatih Sultan Mehmet Han’ın işi oldukça kolaylaşmıştı.
Hatırlayalım. Peygamber Efendimiz fethe giderken Mekke’ye yakın bir yerde askerlerini geceleyin konaklatmış ve binlerce ateş yaktırmış, Mekkelilerin moralini bozmuştu.
Fatih de aynı metodu kullanmış, beyinleri hurafelerle doldurulmuş Bizans halk ve askerleri, mum donanmasını; ağzından alevler çıkan ve korkunç sesler çıkaran ejderhalara benzetmelerine ve moral olarak çökmelerine sebep olmuştur.
Bu manzarayı da Allah’ın bir yardımı olarak kabul etsek yanlış mı olur?
NUSRETULLAH
İbret gözüyle tarihi keşfe çık,
Dağlar ve denizler bulacaksın.
Hak-batıl mücadelesi, apaçık,
“Nusret”inden izler bulacaksın…