Bismillahirrahmanirrahim;
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamd, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.
İmam-ı Gazali “Yöneticilere Altın Öğütler” kitabında: “Ey başkan; sen, sadece kendi elini zulümden çekmekle yetinme. Kendini zulümden uzak tuttuğun gibi; hizmetçilerini, yakınlarını, görevlilerini ve kapınızı bekleyenleri de terbiye edip güzelleştirmen gerekir. Onların zulmüne razı olma, çünkü sen, kendi zulmünden sorgulanacağın gibi; onların işlediği zulümlerden de hesaba çekileceksin” der. Kıymetini bilene bu, çok kıymetli bir öğüttür. Hz. Ömer, valisi olan Ebu Musa el-Eşari'ye şöyle bir mektup gönderir: “En mutlu liderlik, halkına iyilikle; en kötü liderlik ise halkına zulüm ile davrandığında olur. Gevşek ve laubali davranışlardan sakın, çünkü görevli memurların sana uyarlar. Senin durumun, yeşil bir otlak görüp ondan çokça yiyen, hatta onunla iyice beslenen, fakat bunun, kendisinin helakine sebep olacağını bilmeyen bir hayvanın durumuna benzer. Zira hayvan iyi beslendiğinde kesilir ve eti yenilir.” Bir devlet başkanı; bakan, vali ve bürokratların yapmış olduğu zulmü bilip gördüğü halde engel olmazsa, bu zulüm sonuçta onun da amel defterine yazılır, hesap günü kendisinden bunun da hesabı sorulur ve ceza görür. Zalimlerin dünyası için, hak davasını ve ahiretini satan kimse aldanmıştır. Adalet güneşinin ortaya çıkacağı ilk yer, devlet başkanının kalbidir. Adil olmak, aklın kemalini gösterir. Aklın kemali; hakkı hak, batılı batıl olarak bildikten sonra hakta karar kılmaktır. Sözü doğru, yolu yanlış ve batıl olanın gerçek halini görmek, kâmil akıl iledir. Akıllı kişi; din ve düzen olarak İslam’a teslim olduktan sonra, adil bir düzenin hâkim kılınması için malıyla canıyla cihat eden kimsedir.
ADALET
Adalet, düzenli ve dengeli davranmaktır, her şeyin ve herkesin hakkını vermektir, ifrat ve tefritten, zulümden uzaklaşarak orta yolu tutmaktır, bir şeyi yerli yerine koymaktır. Adalet, adil düzendir. Adalet, İslam’ın önemli bir esası olarak, emeğin karşılığını çalışana vermektir. Adalet, insanın insanlığına itibar etmektir. Adalet, iktidarın temeli, yargılamanın ise esasıdır. Adil yönetimin ve yargılamanın olmadığı yerde zulüm vardır. Allah, kullarına adaleti ve adil olmayı emreder. Adalet, görev emanetini ehline vermektir. Hükümde ve yönetimde adil davrananlar, doğru ve hayırlı kimselerdir. Adalet, medeniyettir. Zulüm ise, vahşettir. Bir gün eşraftan Fatıma adında bir kadının hırsızlık yaptığı söylenerek Peygamberimizin huzuruna getirildi ve kadına “hırsızlık haddi cezası” verildi. Fakat önceki geleneklere göre Kureyş’ten olan asil bir kadın hakkında suç işlemiş olsa dahi, cezalandırma hükmü verilemezdi. Hükmün infazının durdurulması için Kureyş’in ileri gelenleri, Peygamberimizin çok sevdiği Usame b. Zeyd'i aracı yaptılar ve bu kadının affedilmesini istediler. Usame'nin böyle bir şeye aracılık etmesi, Peygamberimize çok ağır geldi. Hemen ashabını mescitte toplayıp bu konuda onlara şöyle seslendi: “Ey insanlar, sizden evvel yaşamış toplumların neden dolayı yollarını şaşırıp saptıklarını biliyor musunuz? Asilzadeler bir hırsızlık yaptığı zaman onu affeder, zayıf ve kimsesizler bir şey çalarsa, onları cezalandırırlardı. Allah'a yemin ederim ki, böylesine kötü bir hırsızlığı, Mahzum kabilesine mensup Fatıma değil, kendi kızım Fatıma yapmış olsaydı bile, kesinlikle ona da hırsızlık haddi cezasını uygulardım.” Adalet, kim olursa olsun suçluya, Allah’ın emrettiği cezayı vermektir. İslam; suçluyu korunmaz, cezalandırılır. Adalet, haklıyı haksızdan ayırmaktır. Adaletin tek bir kitabı vardır, O’da Kur’an-ı Kerim’dir.
TERAZİ
Adalet terazisi, hakkın terazisidir. Batıl batının terazisi bozuktur, doğru ve adil tartmaz, hileli tartar. Adalet ile ahlak arasında sağlam bir ilişki vardır. Ahlak; adaleti, adalet de ahlakı korur. Ahlakı, Kur’an olan Peygamberimize emredilen şey şudur. Şura 15: “…Ve de ki: Ben Allah’ın indirdiği kitaba (Kur’an’a) inandım ve aranızda Adaleti gerçekleştirmekle emir olundum…” Adalet, zalim diktatörlerin gelişigüzel istek ve yönlendirmelerinden etkilenmeyen, istikrarlı bir doğruluk ve ahlâk kurallarına uymakla gerçekleşen bir maneviyattır. Rahman 9: “Tartıyı adaletle yapın, teraziyi eksik tutmayın” ilahi emri, adalet ve ekonomi için hiçbir beşerin koymaya akıl erdiremeyeceği mükemmel bir kanundur. Hadid 25: “Andolsun biz, peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adaleti yerine getirmeleri için beraberlerinde kitabı ve mizanı indirdik…” Adaletin tesisi için Allah’ın, “kitabı ve mizanı” yani teraziyi indirmiş olması, insanlık için en büyük rahmettir. Hidayet, adalete rehberlik eden kılavuz anlamında önemli bir kavramdır. Bu kavrama, Batı lügatinde rastlamak mümkün değildir. Adalet için hak; objektif bir kavram ve sabit bir kanun ilkesidir. Adalet için “hakkı” üstün tutmak, hakkın “doğru hak anlayışını” esas almak gerekir. Toplumda barış ve kardeşliğin üç esası vardır. Birincisi adalet, ikinci ihsan, üçüncüsü ise yakın komşulara, akrabalara, dost ve arkadaşlara yardım etmek, ikramda bulunmak ve gözetmektir. Barış ve kardeşliği bozan üç şey ise, fuhuş, kötülük ve azgınlık yoluna sapmaktır. Adalet terazisinin ayarı, Kur’an, sünnet ve salim fıkıh ile yapıldığında doğru tartar. Bugün adalet terazinin ayarı, batının tabi olduğu bozulmuş Tevrat, İncil, inkârcı filozofların ürettiği kitaplar ile yapıldığından; yanlış, hileli ve yanlı tartıyor. Adalet için tek çare akide, fıkıh ve lügat olarak Milli Görüş’e dönmektir. Materyalist akide, fıkıh ve lügat ile adalet tesis edilemez. Milli Görüş, bu gerçeği idrak edebilmektir. Adalet, uygun bir düzen, Adil Düzen ikliminde yeşerir. Adalet isteyenler; Milli Görüş gibi doğru bir zihniyetin, Saadet Partisi’nin temsil ettiği adil siyasetin, Adil Düzen gibi faydalı bir nizamın yanında yer almalıdırlar ki, istedikleri adalete sahip olabilsinler. Selam hidayete tabi olanlara…