Mukaddesat Kalemizi Filmlerle Yıkıyorlar

Abone Ol

90 senedir mukaddesat kalemiz dövülüyor. Kalenin burçları birer birer yıkılıyor. Bu kalede en büyük tahribat yapan “gülleler” filmlerdir. Bazen heyecanlandırarak, bazen güldürerek, bazen korkutarak, bazen ağlatarak vereceği mesajı ustalıkla veren filmler…

İslâm demek, iman demek, güzel ahlak demek, iffet demek, hayâ demek, adâlet demek, hakperestlik demek. İşte bu filmler İslâm’ın ortaya koymuş olduğu bütün bu güzellikleri yıkmakta. Ne kadar ahlaksızlık, ne kadar sefâhet, ne kadar gaddârlık, ne kadar vahşet, ne kadar düzenbazlık varsa insanlarımızın üzerine boca etmekte… İçki, kumar, zina, cinayet, müstehcenlik, müptezellik, argo, küfür, düzenbazlık, sıradan bir hâdiseymiş gibi verilmekte. İnsanlarımızın inançları, bütün ahlâkî değerleri törpülenmekte. En korkuncu da insanlarımız bunun farkında olmamakta. 

Yerli ve yabancı yüzlerce, binlerce filmler incelendiğinde bu söylediklerimiz net bir şekilde görülür. O işin ağababaları bunu bile bile yapmakta. Zira zındıka komitesi, filmi bir silah olarak kullanmakta. Bu işin beyin takımı da Yahudilerdir. Hollywood piyasası bütünüyle onların elindedir. Ama yaptıkları filmlere bakınız: Zina sıradan bir işmiş gibi filmlerde bolca işlenmekte. Halbuki Tevrat’ta da zina haramdır ve cezası recm’dir. Onlar bunu bilir. Ama insanları ifsat etmek için bile bile bu pisliği filmlerinde işlerler. Filmlerde o kadar çok cinayet işlenir ki, artık insanlar insanın öldürülmesini sineğin öldürülmesi gibi görmeye başlar. Bu da kasıtlı bir operasyondur. (İşte İslâm âleminin durumu ortada. Müslümanlar koyun boğazlanır gibi boğazlanıyor, kimsenin kılı kıpırdamıyor. Bol bol film seyreden Müslümanlar da buna dâhil…)

Film deyip geçmeyin. İnanın atom bombasından daha tesirli. Atom bombası cesetleri öldürüyor, filmler ise ruhları. Müslüman, düşmanın attığı bomba ile can verse, şehit olur. Ama filmlerle öldürülmüş ruhuyla ahirete gidecek olsa hali nice olur?

Amerikan film sanayi, müthiş bir pazarlama tekniğiyle ülkemizdeki sinema salonlarının yüzde 80’ini tekeline almış durumda. İnsanlarımız para verip sinemaya gidiyor, tıpkı elleri bağlı idam mangasının karşısına dizilmiş kurbanlar gibi koltuğuna yaslanarak kalbini filmde verilen mesaj mermilerine hedef hale getiriyor. Onlar da makinalı tüfek ateşi gibi, mesajlarını o kalplerin üzerine yağdırıyorlar: Al sana içki, kumar, fuhuş, katl, düzenbazlık, gaddarlık, Müslümanların bütün mukaddes değerlerine hakaret…

İslâm’ın ortaya koyduğu bütün güzellikleri yok etmek için kolları sıvayan komite, dünyada, bilhassa Ortadoğu coğrafyasında bir film platosu kuruyor. Oyuncularını sahneye sürüyor. IŞİD vs… Bunlar İslâm’ın sembollerini kullanıyor. Maksat bilinçaltına bu mukaddes değerlerin nefretini aşılamak! Sonra da IŞİD’i konu alan filmler yapılıyor. Bir taşla iki kuş değil, on kuş…

Yerimiz dar. Onun için şu Dağ 2 filmi için de bir çift laf edeceğim: Bu filmde, bizim değerlerimizden bazıları kullanılarak, temel değerlerimize bolca mitralyöz ateşi açılmakta. Bayrağın evin üzerine dikilmesi sahnesi karşısında insanın gözleri yaşarıyor. Bordo berelilerin kahramanlıkları karşısında da… Bunlar güzel. Bir de madalyonun öbür yüzü var: Kötü adam rolünde IŞİD militanları oynamakta. İyi de ya onların kullandıkları argümanlar?.. Kelime-i Tevhid yazısı, dillerdeki Tekbir, sakal?.. Onlar ne olacak? O sahneleri seyredenler ne düşünecek? Zihinlere hangi mesaj yerleşecek? Bordo berelilerin kahramanlığını anlatan yüzlerce senaryo yazılabilir. O kahramanlar ölüme giderken öyle mi konuşur? Onların ağzından zamparalık hikâyeleri anlattırmak da ne oluyor? Sahi Yönetmen, yapımcı, senarist bunları düşünemeyecek kadar saf mı?

İşin gerçeği şu: Bir asra yakın zamandır, maneviyat cephemizin tahribinde filmler büyük rol oynadı. Ruhlarımız tahrip edildi, ediliyor. Hâlâ uyanmayacak mıyız?..