Mukaddes Ev Kudüs 4 Kubbetüs-Sahre

Abone Ol

Mescid-i Aksâ’daki kutsal yapılardan biri de Kubbetü’s-Sahre’dir. (DİB İslâm Ansiklopedisinin imlâsına göre Kubbetü’s Sahre, burası Kubbetü’s Sahra olarak  da yazılıp söyleniyor. ) Zaman zaman Müslümanların Mescid-i Aksâ Camii ile birbirine karıştırdığı bu bina altın kubbelidir. Altın kubbeli görünümdedir desek daha yerinde olur. Ama altın gibi ışıl ışıl parlıyor.

Nedir burayı önemli kılan Sahre. Sahre ne mi Önce Sahre’den başlayalım anlatmaya: Sahre bir kaya. “Sahretullah” diyor İslâm âlimleri. Eski Ahid’de “dünyanın temelindeki köşe taşı” olduğu rivayet edilmektedir. Yahudi geleneğinde sahrenin Süleyman Mâbedi’nin Kudsü’l-akdes bölümünün temelini teşkil etmektedir. Ayrıca Sahre’nin dünyanın tam ortasında bulunduğuna inanılır. Nûh’un gemisinin tûfandan sonra bu sahrenin üzerine oturduğu rivayet edilir. Yine sahrenin üzerinde Hz. İbrâhîm’in kurban kestiği, Hz. Dâvûd’un tövbe ettiği gibi çeşitli inanışları vardır Yahudilerin.

Kitab-ı Mukaddes yorumlarında ise sahre Süleyman Mâbedi’nin tamamının veya yalnız kurban sunulan mezbahanın temelini oluşturmaktadır. Bir başka rivayete göre de Hz. Dâvûd sahrenin üzerine bir mescid yapmakla emrolunmuştur. Hz. Süleyman mâbedi tamamlayınca bu kayanın üzerinde Allah’a şükretmiştir. Ermiyâ bu kayanın üzerinde vahiy almış, Hz. Yahyâ da dâhil olmak üzeri pek çok peygamber de yine bu sahrenin üzerinde şehid edilmiştir.

Sahre, Peygamberimiz (s.a.v.)’e gösterilen alâmetlerden biridir ve bu kaya boşlukta, havada durmaktadır.  DİB İslâm Ansiklopedisi’nin Abdülganî b. İsmâil en-Nablusî’den naklettiği bir görüşe göre, Peygamberimiz (s.a.v.)’e gösterilen alâmetlerden biri de boşlukta duran sahredir. Allah Teâlâ Resûl-i Ekrem’e onu göstermiştir ki çıkacağı Mi`rac yolculuğunda  boşlukta durmaktan korkuya kapılmasın. (Nebi Bozkurt, Kubbetü’s- Sahre, Ankara: DİA, 2002, c. 26, s.s. 305)

Kur’an’da “Yakın bir yerden nidâ edecek münadiye kulak ver.” mealindeki Kâf Sûresi’nin 41. âyetindeki “yakın yer” Kudüs sahresidir yönünde görüş belirtmektedir âlimler. Bir başka görüş ise İsrâfil, Allah’ın çürüyüp ufalmış kemiklere, dağılmış derilere ve dökülüp parçalanmış saçlara hesap için toplama emrini sahrenin üzerinden duyuracaktır. Bir rivayete göre de Kur’an’da Enbiyâ Sûresi, “Biz onu -İbrâhîm’i – ve Lût’u kurtarıp içinde herkese bereketler verdiğimiz ülkeye ulaştırdık” meâlindeki 71. Âyette bahsedilen yerin Şam diyarı olduğu söylenmektedir. Çünkü Şam diyarında Kudüs sahresi vardır ve tatlı suların kaynağı o sahrenin altındadır.  Bir başka rivayette ise bütün nehirler, bulut ve rüzgârlar Beytülmakdis sahresinin altından çıkmaktadır. Yine “Gökten ölçüyle yağmur indirip onu yeryüzünde durdurduk.” mealindeki Kur’an’ın el-Mü’minûn Sûresi 18. âyetinin dört yorumundan biri olarak arzdaki bütün tatlı suların sahrenin altından çıktığı yorumudur. Sahre Hz. Musa’nın kıblesidir. Kıble değişikliği ayeti gelinceye kadar Müslümanların da ilk kıblesidir Ayrıca zayıf bir rivayet olmakla beraber,  sahrenin Allah’ın yarattığı garip şeylerden biri olarak havada, boşlukta yani muallakta durduğu söylenir. O yüzden bir adı da “Hacerü’l-muallak”tır. Ve o rivayete göre, Sahrede Peygamberimiz (s.a.v.)’in ayak izi vardır, çünkü Mi`raca bu taşın üzerine basarak çıkmıştır ve ayak izi onun üzerinde kalmıştır. Cebrail (a.s.)’ın da parmak izi vardır üzerinde. Kuvvetli ve sahih bir rivayete göre ise sahre cennetten bir kayadır. Sevr ve Hut adındaki iki melek, fani olan yeryüzüne baki bir temel taşı olması için Cennetten getirmişlerdir ve ileride yine cennete geri götürülecektir. (Nebi Bozkurt, Kubbetü’s- Sahre, Ankara: DİA, 2002, c. 26, s.s. 305.)

Şimdi gelelim sahrenin bulunduğu camiye. Hz. Ömer Kudüs’ü fethettiğinde Yahudiler tarafından çöplük haline getirilmiş olan sahreyi ve bulunduğu yeri temizletmiş hatta temizlenmesine bizzat katılmış ve sahrenin önüne bir mescid yaptırmıştır. Kâ’b el-Ahbâr, Hz. Ömer (r.a.)’a yaptıracağı mescidi sahrenin arkasına yaptırmasını tavsiye etmiştir. Böylelikle Hz. Mûsâ (a.s.) ile Hz. Muhammed (s.a.v.)’in kıblelerini birleştirmiş olacağını söylemiştir. Ancak Hz. Ömer bunu Kâ’b el-Ahbâr’ın ırkî yaklaşımına yorumlayarak reddetmiştir. Mescidi, sahrenin önüne inşa ettirmiştir. Bu mescid önceleri mescidden ziyade bir ziyaretgâh olarak planlanmıştır. Daha sonraları bu mescid üzerine Emevî Halifesi Abdülmelik b. Mervân tarafından ortası kubbeli sekizgen bir bina inşa ettirilmiştir. Binanın yapılış sebepleriyle ilgili birçok rivayet dolaşmaktadır. Birisi bu binayı yani Kubbetü’s-Sahre’yi Mervân’ın Kâbe’ye alternatif olarak inşa ettirdiğidir. Bu biraz zayıf ve siyasi bir rivayet olarak değerlendirilmektedir âlimlerce. Bir başka rivayete göre de Abdülmelik b. Mervân, Kubbetü’s-Sahre’yi, bu muhteşem binayı Kıyâme Kilisesi gibi Hristiyanların ihtişamlı yapılarına Müslümanların hayranlık duymalarını engellemek için onlardan daha gösterişli ve azametli bir bina yaptırmak düşüncesiyle inşa ettirmesidir. Bu binanın ihtişamına, mozaik ve kitabesine bakılarak, Kubbetü’s-Sahre’nin Museviliğin ve Hristiyanlığın hâkim olduğu Kudüs’te yeni bir din olan İslâmiyet’i ve Emevî varlığını kanıtlamak amacıyla yapıldığı da söylenmektedir. Buraya bizler Kubbetü’s-Sahre diyoruz Avrupalılar da Hz. Ömer’in yaptırdığı mescidin yerine inşa edildiği için buraya Ömer Camii diyorlar. (Nebi Bozkurt, Kubbetü’s- Sahre, Ankara: DİA, 2002, c. 26, s.s. 305.)

Burası zaman zaman yıprandıkça büyük tadilatlardan geçmiştir. Geçmişte kubbesi altınla kaplıymış. Sade bakır levhalarla örtüldüğü de söylenmektedir.

Bugün ise bu kubbe nitrik asitle sarartılmış, altın görünümlü alüminyum plakalarla kaplıdır. Kubbetü’s-Sahre tarih boyunca üzerinde bulunan bütün medeniyet ve o medeniyetlerin hükümdarlarından büyük bir ilgi ve hürmet görmüştür.