Muhasebe yerine iç hesaplaşma!

Abone Ol

Ekonomi yönetimi içinde ne zamandır çok ciddi bir çatlak

var. 2013 de gaz-fren tartışmasıyla başlayan bu görüş ayrılığı, artık iyiden

iyiye kamuoyu önüne de yansımaya başlayan bir savaşa doğru gidiyor. Bir taraf,

mevcut koşullar içinde daha bir sorumlu davranma ve tutarlı olma çabasındayken,

diğer taraf ise dibine kadar popülist ve ekonomik gerçeklerden adeta habersiz

bir kafa yapısıyla bodoslama dan girme yanlısı görnüyor.

Bir tarafta, Türkiye nin halen çözemediği mevcut yapısal

sorunlarıyla (cari açık, bütçe açığı, tasarruf açığı) ve süregelen ekonomi

politikasıyla daha fazla yol alamayacağını söyleyenler (isimler az çok

biliniyor), diğer tarafta ise Başbakanın başını çektiği veya Başbakanı da

peşinden sürükleyen gaza basalım cılar yer alıyor. Burada şunu tespit etmekte

fayda var; bu taraflardan ikisi de iktidara geldikleri 2002 den beri

uyguladıkları IMF destekli Kemal Derviş programına bugüne kadar tek bir laf

etmedi, uygulamayalım demedi. Dolayısıyla, gelinen noktada her ikisi de

suçlu. Ancak, Ali Babacan ın başını çektiği grup, en azından popülizmden

sıyrılıp ve siyasi açıdan da riskli bir işe girişerek Ürettiğimizden fazlasını

tüketiyoruz. Bu gidişle duvara toslarız diyebiliyor. Bu açıdan bir fikir

namusundan söz edilebilir.

Halihazırda, kamuoyuna pek de yansımayan ekonomik

gerçeklikleri, kendine göre yontarak sunmayı adet haline getiren siyasi

iktidar, tüm sorumluluklardan münezzeh bir tavırla suçu sürekli birtakım

lobilere atıyor. Öyle ki, kendi atadıkları bürokrat olan Merkez Bankası

Başkanını bile faiz lobisi diye yaftalayabiliyorlar. Oysa, duvara toslamaya

doğru giden mevcut ekonomik koşullarda, Merkez Bankası nın faiz indiriminde

çekingen davranması, uygulanan politikanın çökmemesine dönük, kendi içinde

tutarlı bir hareket. Ancak, her eylem ve söylemlerinde koyu bir popülizme yenik

düşen ve mantıklı hareket edemez hale gelenler için Merkez in bu kendilerini

düşünen eylemi bile bir komplo . Ekonomi yönetimindeki çatlak, küresel

koşullar ve kendi kırılgan dengelerinin krize açık hale getirdiği Türkiye için

ciddi bir sıkıntı.

12 sene boyunca uyguladıkları IMF destekli politikalar,

üreteni, emek sarf edeni değil de paradan para kazananı, rantiyeyi ihya etti.

Üretmek yerine tüketmeyi özendirdiler, dünyadaki ucuz dövize güvenip hababam

borçlanarak adeta el parasıyla büyüme aldatmacasına kapıldılar. Bugün gelinen

noktada, tartışmanın her iki tarafının da 12 sene boyunca uygulanan bu çarpık

ve günü kurtaran politikalara ses etmediğini de belirtmek lazım. Son birkaç

senede aralarında çıkan kavga, işlerin kötüye gitmeye başlamasının ve muhtemel

kötü sonuçların görünür hale gelmesinin bir neticesi. Durumu kurtarmak için

gaz-fren şeklinde kavgaya tutuştular, şimdi de merkez Bankası nın faiz

kararları üzerinden bu kapışma sürüyor. Muhtemel bir başarısızlık halinde

herkes kendini kurtarmanın hesabında aslen.

Ekonomiyi sadece mali piyasalardan, borsadan, faizden,

dövizden ibaret gören anlayış, emekliye, memura, çiftçiye, işsize dönüp de

bakmıyor bile. Gazi Üniversitesi araştırmasına göre, 18-24 yaş arası genç

üniversite mezunları arasındaki işsizlik yüzde 30 a dayanmış durumda. TÜİK in

sıhhati tartışılır işsizlik rakamları bile artık kırmızı alarm veriyorken, bir

de meselenin istatistikten öte yanlarına kafa yormak gerekiyor. Kredi kartı

sınırlamasıyla beraber taksitli harcamalar düşse de vatandaş bu sefer başka

vasıtalarla tüketimi arttırıyor. Tüketim azalıp tasarrufların artması senaryosu

çalışmıyor yine. Tüketmeye alıştırılmış ve giderek üretemez hale getirilmiş

toplum, kenara tasarruf namına hiçbir şey koyamıyor. Biriken borçların

ödenmesi, yapılacak yeni borçlanmalara bakıyor Türkiye de.

Mesela çiftçi, bitirilen tarımla birlikte para

kazanamıyor, tarlasını bırakıp kaçıyor. Yapılan bir ankete göre, çiftçilerin

yüzde 64.5 i sağladıkları kazanç ile geçinemediklerini söylerken yüzde 88 i

zorunlu harcamalardan sonra ellerinde para kalmadığını belirtiyor. Ankete

katılan bin 292 çiftçiye sorulan Ahırlarınızda hayvan sayısı artıyor mu

Azalıyor mu sorusuna yüzde 72.40 ı Azalıyor cevabını veriyor.

Yanlış politikaların neticesinde, Türkiye sadece bankalar

merkezli bir mali krize girmiyor. Öte yandan ise toplumun tüm diğer kesimleri,

paradan para kazananlar haricindekiler binbir türlü sıkıntıyla boğuşuyor, krize

girilmediğine şükrediyor sadece.

Ekonomi yönetimi ise bugüne kadar uygulanan çarpık ekonomi

politikasını sorgulayacağına, bir muhasebe yapacağına, kendi içinde bir

hesaplaşmaya girişmeyi tercih ediyor. Duvara toslamadan önce emniyet

kemerlerinizi bağlayın!