Her toplum, aynı yaşamsal kodlara sahip, aynı düşünsel atmosferi paylaştığı fertlerden oluşmaktadır. Temelde aynı kodlardan beslenen bu insanların üzerinde bağlı bulundukları alan cemaat olarak adlandırılmaktadır. Cemaat kavramı sosyolojik bir kavram olmakla birlikte bizim açımızdan dini muhtevası kuvvetli bir kavramdır. Bu kavram, Tönnies’ten Durkheim’e kadar birçok sosyoloğun gündemini olumlu ya da olumsuz olacak şekilde meşgul etmiştir. Fakat İslami bir kavram olarak cemaat, geleneksel anlamda cami cemaatinden günümüzde ise örgütlü yapılara uzanan bir seyir izlemiştir.
Modern dünyanın içinde yaşayan Müslümanlar için cemaat, önemsenmesi gereken bir olgudur. Çünkü modern toplum bireyi önceleyen ve birey üzerinden topluma yön veren bir özelliğe sahiptir. Bundan dolayı kapitalist nizam karşısında birey savunmasızdır ve mevcut düzenin sunduğu imkânlarda yaşamak zorundadır. Bu açıdan değerlendirdiğimiz zaman cemaat, modern toplumun egemen olduğu Müslüman beldelerde fertlerin toplumsallaşma görevini yerine getirmesi açısından önem arz etmektedir.
Müslümanlar seküler bir toplumsal yapı içerisinde Müslümanca yaşama gayreti gütmektedirler. Fakat bu sanıldığı kadar kolay bir durum değildir. Çünkü seküler nizam kendi kurallarını dayatacaktır. Bundan dolayı Müslümanlar için alternatif yaşam alanlarının olması kaçınılmazdır. Cemaatler bu anlamda tarihi süreçte önemli görevler ifa etmişlerdir. Eğitimden ticarete, evlilikten maddi dayanışmaya kadar birçok alanda cemaatler kendilerini sorumlu kılmışlardır. Bu toplumsallaşmaya dönük faaliyetler, cemaatlerin modern dünyada üstlendikleri bir önemli ve zaruri vazifedir.
Cemaatler günümüz için bir fırsat olsa da, seküler dünyanın kuşatıcı etkisinden kurumsal olarak cemaatlerde etkilenmiştir. Cemaatlerin asli vazifesi toplumsallaşma olması gerekirken, ya kamusal alanı dizayn etmeye dönük beklentiler içerine girmiş ya da maddi güç kaygısıyla şirketleşmiştir. Her iki durumda cemaati mevcut düzeni idare edenlere karşı zafiyet içerisine sokmuştur. Kamusal alana müdahale etme şansı ancak siyasi erkin yelpazesinde hareket edildiği sürece gerçekleşebilecektir. Aynı şekilde maddi beklentilerin karşılık bulması yine mevcut güç odaklarıyla birlikte hareket etme zorunluluğunu beraberinde getirmiştir.
Mevcut toplumda yer edinme dürtüsünün bir sonraki aşaması edinilen yerin muhafaza edilmesidir. İşte tam bu noktada istikrar talebi en büyük nimettir. Talip olduğu alanı çoklaştıran cemaatler için kaybedecekleri şeyleri de artmıştır. Bundan dolayı mevcut düzenin korunması kendi ikballeri açısından önemlidir artık.
Şirketleşen cemaatler, mensuplarını kapitalizmin kuşatıcı ve kışkırtıcı etkisinden korumak için yola koyulmuşken, bugün ise mensuplarını kapitalizme ihya etmeye doğru yol almaktadır. Mevcut düzeni ördüğü toplumsal dokuyla değiştirmesi gereken cemaatler, mensuplarını kullanarak kamusal alanda hâkimiyet kurmayı amaçlamaya başlamıştır. Bunun neticesi olarak büyük bir çatışma alanı doğmuştur. Bu çatışma dolayısıyla cemaat kavramı üzerinde bir kirlenmenin de vahim karşılığını görüyoruz. Muhafazakârlaşan cemaatlerin böyle bir çatışma içerisine girmesi beklenilen bir durum olmasa da, sınırlarını tayin edememenin ve sahip olduğu gücün verdiği kibrin bir neticesidir.
Bu cendereden kurtulmak için cemaatlerin kendi alanlarını yeniden inşa etmeleri gerekecektir. Hasada değil hasene talip olmaları gerekir. Tokmağa sahip olması değil, tokmağı tutan elin ihyasına çalışması yerinde olacaktır.