MUHAFAZAKÂR BEYLERİN GÜÇ SAVAŞLARI

Abone Ol

Önce Abdüllatif Şener, ardından Abdullah Gül, hemen

ardından Bülent Arınç ve son olarak da devrik Başbakan Ahmet Davutoğlu

Sonunda beklenen oldu ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan,

eski partisine müdahale ederek ülke tarihinde görülmemiş bir şekilde Başbakan

Davutoğlu nu görevinden uzaklaştırdı.

Hâlbuki henüz birkaç ay evvel seçim meydanlarında

Kurtuluş Savaşı nâraları atan da, Çanakkale muharebelerinden dem vuran da

kendileriydi. O vakitler ellerinde Kur an-ı Kerim lerle miting kürsülerine

çıkıyorlar En kutsal değerleri istismar etmekten çekinmiyorlar Kriz

senaryoları yaza yaza insanımızı korkutuyorlardı. Söylediklerine göre

milletimizin tek umudu kendileriydi. Eğer kendileri seçilmezse, Allah muhafaza

ülkemizin birliği bile tehlikedeydi. 

 Lâkin birkaç ayın

ardından, milletçe yaşadığımız bunca sıkıntının, bunca derdin ortasında, asıl

ayrılıkların ve güç savaşlarının da yine kendi aralarında yaşandığı ortaya

çıktı.

Aslında on dört yıllık iktidarlarından anlaşıldığı

kadarıyla, söz konusu iki aktör arasında herhangi bir fikir uyuşmazlığına da

rastlanmamıştı. Çünkü bütün önemli olaylarda davranışları tıpa tıp

benzeşiyordu. Demek ki anlaşmazlıkları siyasi değil şahsiydi. 

Zira Tayyip Erdoğan, Beyaz Saray ın gül bahçelerinde

stratejik hikâyeler anlatırken

Ahmet Davutoğlu da, Amerika ile Türkiye arasındaki model

ortaklığın sonsuza dek süreceğini söylüyordu. Meselâ Tayyip Erdoğan, kahraman(!) Amerikan askerlerinin sağ salim

evlerine dönmesi için dualar ederken

Ahmet Davutoğlu da, Amerikalı mevkidaşı Hillary Clinton ile

çak çak yapıyordu. 

Meselâ Tayyip Erdoğan, milli orduya kumpas kurulan

davaların savcılığını yaparken

Ahmet Davutoğlu da, o davalar sayesinde Türkiye deki

asırlık vesayetin sona erdiğini söylüyordu.

Yahut Tayyip Erdoğan, Suriye yıkım savaşında Amerikan

Başkanı Obama tarafından aldatılırken  

Ahmet Davutoğlu da, aynı Amerika ile iç savaşı daha da

azdıracak olan eğit-donat-ölüme yolla anlaşmaları imzalıyordu.

Yine Tayyip Erdoğan, ülkemizi NATO toprağı ilan edip

Batılılara davet yollarken

Ahmet Davutoğlu da, Paris te Efendimiz Aleyhissalâtü

Vesselâm a hakaret edenlerle kol kola yürüyordu.

Veya Tayyip Erdoğan, faizsiz bir dünyanın asla mümkün

olamayacağını haykırırken

Ahmet Davutoğlu da, faizli kredi kullanımının artmasıyla

övünüyor, üstelik helali hoş olsun naraları bile atabiliyordu.

Hatta Tayyip Erdoğan, gözümüzün içine baka baka

Türkiye nin İsrail e muhtaç olduğunu söylerken

Ahmet Davutoğlu da, Siyonist rejimle diyalog kurmanın

yollarını arıyordu.

Nitekim Tayyip Erdoğan, çözüm süreci adı altında PKK yı

tarihinin en güçlü dönemine hazırlarken

Ahmet Davutoğlu da, aynı örgütün şehirlerimizi

cephaneliğe çevirmesine göz yumuyordu.

Ya da Tayyip Erdoğan, sonradan paralel örgüt ilan ettiği

yapıya her ne istedilerse verirken

Ahmet Davutoğlu da, aynı yapının şarkılı türkülü

eğlencelerinde boy göstererek methiyeler diziyordu.

Yani haricî ve dâhili bütün bu hayati meselelerin

hiçbirinde, iktidarın bu iki önemli aktörü arasında zerre kadar fark yoktu.

Hangi kararı aldıysalar birlikte almışlardı. Her ne yaptıysalar birlikte

yapmışlardı.

Fakat doğrusu bu ast-üst ilişkisinin başka türlü nihayete

ermesi de mümkün değildi. AKP yi kuran çekirdek kadronun başına neler geldiği

düşünüldüğünde, Ahmet Davutoğlu nun da önünde sonunda aynı akıbete uğrayacağı

anlaşılıyordu. Üstelik iktidar partisinin doğal lideri olduğu iddia edilen

Erdoğan ın, bütün bir ülkeyi Anonim Şirket gibi yönetme arzusu hepimizin

malûmuydu. Zaten Erdoğan da bu gerçeği saklama gereği duymuyor, bulduğu her

fırsatta anonim şirket yönetimi isteğini dillendiriyordu.

ARANIZDA ÖZÜR DİLEYECEK BİRİ VAR MI

Oysa başta Erdoğan olmak üzere bu beylerin hepsi de,

henüz on beş yıl evvel lider sultasını dillerine dolayan kimselerdi.

O vakitler merhum Erbakan Hocamıza en haksız suçlamalarla

yüklenerek, içinde oldukları Milli Görüş hareketinden kopmuşlardı.

Onlara göre Erbakan Hocamız yeni nesle sorumluluk

vermiyordu. Sözüm ona Milli Görüş zihniyetinde çok sesliliğe yer yoktu.

Onlara göre Milli Görüş çizgisinde şahıs merkezli siyaset

yapılıyor, ortak akla ise hiç fırsat verilmiyordu.

Kendileri ise asla öyle yapmayacaklardı(!)

Şahıs merkezli siyaseti reddedeceklerdi(!)

Türk siyaset tarihinin en kolektif partisini

kuracaklardı(!)

Hâlbuki dünyaya gözlerini açtıkları ocak, kadim Milli

Görüş ocağıydı.

Toplum önüne çıktıkları, milletimizce bilinip

tanındıkları, dolayısıyla da her şeylerini borçlu oldukları hareket, Milli

Görüş hareketiydi.

Bu hareketin içinde ilk gençlik yıllarından itibaren

ciddiye alınmışlar, türlü kusurlarına rağmen affedilmişler, çeşitli makamlara

da kurulmuşlardı.

Fakat belli ki bütün bunlar onlara yetmemişti.

Önce lider sultası yalanını uydurdular

Sonra Milli Görüş gömleğini çıkardılar

Ardından büyük bir gururla değiştiler

En sonunda da kendilerini var eden bütün o idealleri terk

ettiler

Şimdilerde ise merhum Erbakan Hocamızı haksızca

suçladıkları her ne varsa tek tek yüzleşiyorlar.    

Görüyorsunuz işte, nihayetinde gelip tek adam rejimine

saplandılar.

Ne dersiniz, acaba başlarını öne mi eğecekler

Acaba merhum Erbakan Hocamızın ruhaniyetinden özür mü

dileyecekler

Yoksa hiçbir şey olmamış gibi fütursuzca, yoksa bunların

hiçbiri yaşanmamış gibi arsızca

Nefis kavgalarına devam mı edecekler

Hep birlikte göreceğiz.

MAZLUMLARIN GÜNDEMİ İSE KAN VE GÖZYAŞI

Bu arada muhafazakâr yöneticilerimiz arasındaki bütün bu

güç savaşları sürerken, ülkemizin çeşitli köşelerinden acı haberler gelmeye de

devam ediyor.

Koç yiğitlerimizin naaşları, Doğu ve Güneydoğu daki

çatışma bölgelerinden memleketlerine gönderilirken, ateş bir kez daha düştüğü

yeri yakıyor. Kimileri yine ölüyor, kimileri de yine nutuk söylüyor.

Ayrıca roketlerle vurulan ve fakat medyada sanki uzak bir

coğrafyaya ait kasaba muamelesi gören Kilis, saldırılarda yirminci canını

toprağa verdi.

Bunun yanında İsrail e muhtaç olmaklığımızın bedeli

olarak, Siyonist rejime yönelik NATO daki vetomuz da kaldırıldı. Böylece

İsrail in NATO da resmi temsilcilik açmasının engeli aşıldı. Bu jestimizin

karşılığında da önceki gün Siyonist rejim tarafından Gazze nin çeşitli

bölgeleri bombalandı. Siyonist rejimle anlaşma sayesinde Gazze ye yönelik

ambargonun kaldırılacağı söylenirken, bu anlaşmadan da Gazzeli Müslümanların

payına yine kan, yine gözyaşı ve yine ölüm düştü.