Mücahidenin Kimliği

Abone Ol

Müslüman kadının kimliği üzerine herkesin adeta bir

edebiyatı vardır şüphesiz. Herkes, her anlayış, Müslüman kadın şöyle

olmalıdır. der. Bu tür beyanların hangisinin yerinde, hangisinin de yersiz

veya hatalı olduğu ise herkese göre değişiktir. Özellikle kadın dünyasının,

kendileri hakkında erkek cenahından gelen bu beklentilere çok da olumlu

bakmadıklarını söylememizde bir sakınca olmasa gerek. Erkek cenahı, kendi

tarafına yontulmuş bir kadın istiyor olabilir. Kadın cenahının da, en azından

zararsız erkek tipi beklentisi içinde olması normaldir. Beşerin beşere şekil

vermek istediği her pozisyonda durum hemen hemen böyledir. Uzun uzun kurallar,

kesin prensipler koymanın sonu gelmeyecek bir rekabetten başka getirisi

olmayacağı anlaşılmış olmalıdır. İnsanlık binlerce yıllık birikimini unutamaz.

Erkek ve kadının başladığı bu hayatın yeniden keşfedilecek bir yönü yoktur.

Erkek de kadın da yaratanına yönelmelidir. En doğru, tek hakikat O nun

sözlerindedir. O ve O nun Peygamber i yegâne gerçeği açıklamaktadır. Buna iman

etmedikçe sadece kendi kuyumuzu derinleştireceğimiz işler yapmış olacağız.

Kadını, yeryüzünde Allah ın insan yaratmasındaki ana gaye

olan kulluğun ifasında nefse, şeytana ve batıla karşı sürdürülen cihadın zirve

ismi olarak görüyoruz. Yeryüzünde mü min kimliğimizle yapabileceğimiz cihat,

kadınla beraber yapılabilen cihattır. Kadınsız cihat, cepheye bizim adımıza

hayaletlerin gönderilmesi kadar imkânsız bir cihattır. Kadını yok sayacağımız

ya da onun mücahide olmadığı bir ortamda yapacağımız cihat Bedir düzeyinde ve

kalitesinde bir cihat olsa bile sonrası olmayan bir cihat olacaktır. Sonrası

olmayan Bedir, ne Bedir dir ne de salih bir ameldir. Bedir, sonrasının zemini

olduğu için muhteşem bir zafer olarak anılmıştır. Zaferler sonrasına yapılmış

yatırımlardır. Kadının mücahide olarak hazırlanamadığı, sadece erkeklerin

üzerinden cihat yatırımının yapıldığı ortamları böyle bir Bedir benzetmesi ile

izah edebiliriz.

Kısır bir tartışmanın içinde ümmet olarak boğulup gitmek

yerine ufkumuzu, Kur an ve Sünnet eksenine açacak olsak, önümüzü daha iyi

görecek ve kadına da erkeğe de çok daha onurlu bir kimlik kazandırmış olacağız.

Özellikle mü min kadının kimliğini anlamamız ve onu cihadımızın vaz geçilemez

bir parçası olarak görebileceğimiz ilkeleri biliyor olsak da tekrar

hatırlayabiliriz:

Kimlik Notları

Bir:

Şu fani dünya içinde en değerli nimet saliha bir

kadındır. (Müslim, Rada 17/3649) Mü min erkek, eşine, annesine, kızına,

bacısına böyle bakabildiği zaman, nimete nankör davranma düşüklüğünden

kurtulmuş olur. Bu bakışa sahip olmayan mü min erkek, bizzat kendisi sorundur.

Aynı şekilde mü min kadın da kendisini, beşerin getirdiği standartların üstüne

çıkarıp, şu fani âlemin en değerli varlığı, teminatı Resûlullah sallallahu

aleyhi ve sellemin bizzat kendisi olan harika nimeti olarak görmüyorsa yine

sorun kökleri ile uzuyor demektir. Kadın, şu fani dünyanın en güzel nimetidir, huzurun kaynağıdır. Bir şey,

ne kadar değerli ise o oranda da sıkıntı oluşturur elbette. Kazandırdığı kadar

kaybettirmesi de normaldir.

Allah ın dinini derdi edinmiş mü minlerin, kadınsız yol

almaya çalışmaları ya da kadınlarını da o derdin hayranları durumuna getirmeden

yol alabileceklerini zannetmeleri hatadır. Ümmetimizin düşmanları, her şeyi

bırakıp kadın üzerinden cephe üstüne cephe açarken bizim, kadınlarımızı tali

bir konu gibi görmemiz anlamsızdır. Cihadımızın en güçlü yatırımı

kadınlarımızdır.

İki:

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin ümmetine, elde

etmeleri için tavsiye buyurduğu ilk üç hazine Allah diyen bir dil, şükreden bir

kalp ve ahiret hayatına destek olan saliha bir kadındır. (Tirmizî, Tefsir

10/3351; İbni Mace, 1856) İslam üzere yaşanacak bir hayatta üç esası belirtiyor

Peygamber aleyhisselam efendimiz. Bu üç esasa dikkat edilirse görülecektir ki,

bugün bizim İslam ı yaşamak için şart gördüğümüz pek çok şeyden önce saliha bir

kadın, Allah diyen dil ve mü min olmanın onurunu hisseden kalpten sonra üçüncü

sırada yer almaktadır. Yeryüzünde Allah adına ve O nun dini için cihat

yapılacaksa, böyle bir iddiası varsa mü minlerin, dillerinde Allah, kalplerinde

iman ve yanı başlarında Allah ın rızasını kazanmaktan başka gayesi olmayan

saliha kadınları bulunmalıdır. Kadınsız hayat ne kadar olabilirse, kadının

mücahide olarak üzerine düşeni yapmadığı sürece de mü minler mü mince bir

hayatı o kadar yaşayabilirler. Bu gerçekle inatlaşmanın anlamı yoktur. Kadın,

hayatın yarısı olduğu gibi dinin ve dindarlığın da yarısıdır. Kadın konusunda

bu gerçeği idrak edenlere Allah ın yardım vaadi vardır. (Taberanî, Evsat, 972;

el-Müstedrek, 2681; Şuabu l-İman, 5101)

Üç:

Kadının, Allah ın ona yerleştirdiği cinselliği ile ifa

ettiği görevi yeryüzünde mü min bir toplumun oluşmasının temel

dinamiklerindendir. Bu nedenle de kadının, eşine karşı cinsel sorumluluğu bir

açıdan cihadının parçasını oluştururken bir yandan da sorumluluk alanını

belirlemektedir. Bu nedenle, erkeğinin cinsel ihtiyacını gidermede işi yokuşa

süren kadın, gecelerini meleklerin laneti altında geçirmekle tehdit edilmiştir.

(Buharî, Nikâh 85/5193; Müslim, 3541) Zira böyle bir inatlaşma, kadının cihattan geri kalması kadar, toplumun

iffetinin risk almasını da beraberinde getirmektedir. Bugünkü hürriyetlerin

elimizde bayraklaştırıldığı bir hayatta, kadına eşinden izinsiz, nafile oruç

tutmayı bile yasaklayan Peygamber aleyhisselamın ne kastettiğini, kadına

yüklenen görevi nasıl yönlendirdiğini defalarca düşünmeye mecburuz. (Buharî,

Nikâh 85/5195; Müslim, 2370) Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem çok açık

bir şekilde, bir kadının Allah için yapılacak en değerli ibadetlerden biri olan

nafile oruç tutmakla, eşinin cinsel ihtiyacını gidermek için hazır olmak

arasında tercih yaptırırken, eşinin nafile oruç tutmaya izin vermiş olmasını

şart koşmaktadır. Bir kere, belki yüz kere oturup düşünülecek bir başlık önünde

duruyoruz. Bizi, kısır bakışlara mahkûm eden felsefelerden ve hümanist

anlayışlardan sıyrılıp mü min basireti ile düşünebilsek çok önemli bir noktanın

üzerinde durmuş olacağız.

Dört:

Müslüman kadın, ormanda büyümüş bir ağaç gibi sadece

tabiatın güzelliğini temsil etmez. Müslüman kadın, bütün Müslümanların, onların

dini olan İslam ın umududur. Müslümanlığın onuru ve iffetidir kadın. Kadının

korunmasını, sıradan bir görev ya da erkeklerin eşinin namusunu koruması

şeklinde göremeyiz. Böyle bir bakış tarzı, dünyadaki hemen hemen bütün

toplumlarda zaten vardır. İslam ve Müslüman fark daha belirgindir. Bu nedenle

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, mü min kadınların, nikâhlı eşlerinin

erkek kardeşlerine karşı bile korunmalarını, zihinlerde yok sayılabilecek

tehlikelere karşı bile tedbirli olunmasını emretmektedir. (Buharî, Nikâh

111/5232; Müslim, 5674) Kadın, sadece kadın değildir. O aynı zamanda

Müslümanların geleceği, geleceklerinin kalitesidir. O, özdür.

Beş:

Müslüman kadın, Allah a karşı kul olma mücadelesi

içindedir. Ne kadar iyi kul olduğuna bakılacak ve ona göre de cennet kazanacak,

cennette makamları olacaktır. Kadının bu kulluk mücadelesinin içinde asla ihmal

etmemesi gereken ve ona kalite kazandıran görevlerinden biri, eşini mutlu

etmesidir. Bu mutlu etme, ilk düşüncede akla gelen cinsel mutluluk değildir.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Hangi kadın, kadınların en iyisidir

sorusunun cevabında bugün, düğün fotoğraflarında, turistik gezilerde ve

misafirliklerde ortaya konabilen ama evlilik eskidikçe o da kaybolmaya yüz

tutan bir ayrıntıya işaret etmektedir. Hangi kadın en iyidir sorusuna

verilmesi muhtemel cevap bize göre mesela, tesettürü en iyi olan, çok çocuk

doğuran, çok Kur an okuyan, çok cihat eden olmalıdır. İslam olarak bunları

biliyoruz. Bunlar, erkekler kadar kadınların da kulluk görevleridir. En iyilik

de bunlarla ölçülmelidir, deriz. Ama sevgili Peygamber aleyhisselam efendimiz:

`En iyi kadın, eşi ona baktığında mutlu edendir. (Nesaî, Nikâh 14/3231)

buyuruyor. Kadınların arasında en iyi kadının, eşini bakışları ile bile mutlu

eden kadın olduğu nübüvvet makamının verdiği bir bilgidir. Bu da asla,

misafirlikte misafirlerin yanında ailenin prestijini koruma hamlesi ile oluşmaz

elbette. Bunu bir hayat tarzı olarak belirleyebilen kadınlar için böyle bir

iyilikten söz edebiliriz. Bir atımlık barutla kalıcı bir cihat olmayacağı gibi

bir tebessümle de en iyi kadın düzeyine yükselmek mümkün olmayacaktır.

Kadınlarımızın tabii itirazlarından biri olarak şu sesi

duyar gibiyim: Erkekler bunu ne kadar hak ediyorlar Kadınlar da etten kemikten

değil mi, yorulmaları, usanmaları, tahammül sınırlarının çatlaması olağan değil

mi

Elbette, elbette öyledir. Kadınlar da etten kemiktendir.

Onların da sabrının bitebileceği anlar vardır. Hiç şüphesiz, tebessümü asla hak

etmeyen erkekler vardır. Tebessüme karşı şımaran ya da hırçınlığını ortaya

koyan erkekler vardır. İyiliğe karşı nankörlükle karşılık veren erkekler

vardır. Bunlar muhtemeldir, görülme oranları da yaygındır. İtiraz edemeyiz bu

gerçeklere. Kadın tebessüm ettikçe, eşine karşı alttan aldıkça kabaran erkekler

vardır. Kadının bunu, o erkeğin heybetinden çekindiği ya da malına karşı eli

mahkûm olduğu için yaptığını zannedecek erkekler kesinlikle vardır. İleri bir

iddia olarak kadınlar, erkeklerin genelinin böyle olduğunu söyleseler ona da

itirazımız olmayabilir.

Bizim bu itiraza karşı cevabi itirazımız şudur:

Kadın, eşini mutlu edecek tebessümü, alttan almayı tavır

olarak yaparken bunu, onu kadın olarak yaratan Allah için yapmayacak mı

Evliliğin gereği olarak mı yoksa onu Allah bu ümmetin iffetinin bekçisi olarak

yarattığı için mi yapacak

Ve Allah için, O nun huzurunda kul olmanın gereği olarak

yapılan bir işin karşılığı kimden beklenir; kocadan ve babadan mı yoksa

herkesin yaratanı ve herkesi huzurundaki bir hesap gününe çağıran Allah tan mı

İşte kadının mücahidelik kalitesinde Müslüman bir kadın

olması ile sıradan bir Müslüman kadın olması arasındaki büyük fark buradadır.

Böyle bir anlayışın cevabı olarak Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, bir

kadının kocasına karşı davranışlarının, o kadının cenneti veya cehennemi

olabileceğine işaret etmiştir. (Ahmed, 19003)

Kadının en iyisini belirleyen Peygamber aleyhisselam,

erkeklere de iyilikle alakalı ölçüleri gösterirken kadınlarına karşı iyi

davrananların, bu ümmetin iyileri olduğunu defalarca tekit etmiştir. (Tirmizî,

Rada 11/1196) Bu da gösteriyor ki, kadından beklenen fedakârlığın bir benzeri

erkekten de beklenmiştir. Tek başına iyi olmanın sonucu izlenemez.