Modern savaşların acımasız yeni yüzü

Abone Ol

Eski bir hikâye:

Eski bir Avrupa hikâyesi vardır: Sakin, güzel bir köye, bir gün bir yabancı gelir. Ne yaptığı pek bilinmeyen bu kişi o köye yerleşmek ister. Bu yabancının, tek bildiği güzel kaval çalmaktır. Köylüler nereden çıktığı bilinmeyen bu kimsenin köylerinde yerleşmesini istemez ve onu kovarlar. O da "siz görürsünüz" der ve giderken kavalıyla inanılmaz güzel nağmeler çalmaya başlar; bu nağmeleri duyan bütün köyün çocukları kavalcının peşine düşerler ve onu takiben köyden çıkarlar ve bir daha kimse onlardan haber alamaz.

Hikâye deyip geçmeyin, bazı kötü fikirlerin, bazı gizlenen tehlikelerin hiç beklenmekdik yerlerden nasıl gelebileceğinin iyi bir örneği olduğunu da unutmayın. Bu hikâyeyi yazanların torunları bugün hâlâ dünyanın dört tarafında faaliyet göstermekte ve çeşitli şekillerde varlıklarını hissettirmektedirler. Belki de modern dünyamızda bu bilinmeyen kavalcıların sunduğu yeni nağmeler, gençlere sunulan uyuşturucular, yanlış inançlar, maneviyat bozukluğu olarak da düşünülebilir.

Çeçenistan da ne oluyor:

Kafkasya nın, Çeçen ırkı güçlü ve inanılmaz dayanıklı bünyeli insanlardır.

Çeçenler, türlü sıkıntı ve eziyete meydan okumuş bir millettir. Stalin döneminde milyonlarca Çeçen trenlerle Sibirya ya sürgüne gönderilmiş ve darmadağın edilmişlerdi ama sağ kalmayı, ayakta kalmayı becerenler büyük sayılarda, hem de yürüyerek, her türlü meşakkate göğüs gererek, ana yurtları Kafkasya ya geri dönmüşlerdir. (Kırım Tatarları da benzeri şeyler yapmış ve yaşamışlardır).

Çeçenler, 1990 lardan sonra tekrar, yıllarca Rus ordularına karşı amansız bir bağımsızlık mücadelesi vermiş, zaten ellerinde özerklik varken tam bağımsız olmak istemişlerdir.

 Bu günlerde ise Çeçenlerin büyük bir derdi var: Çocuklarına bir şeyler oluyor. Evet, çocukları halsizlikten ve vücut ağrılarından kırılıyor. Evden okula gidene kadar gidip gelene dek halsiz düşüyorlar. 

Çeçenlerin en büyük korkusu, çocuklarını biyolojik-kimyevi savaşa kurban vermektir. Kahramanca çarpışarak ölmeyi tercih eden ve şehitliği şeref bilen bir millet için soylarının böyle hastalıktan kırılıp gitmesi ve çaresizce ölümü beklemesi inanılmaz korkunç bir his. Bunun Ruslar tarafından yapıldığına inanıyorlar. Başka izahı bulunamayan bu duruma insanlık adına müdahale etmek şarttır. Burada bir nesil, hem de gelecek bir nesil öldürülmektedir. Bu en korkunç türden bir soy kırımdır.

Ortadoğu da ne oluyor:

Benzer olaylar başka yerlerde de oluyor:

Ortadoğu da yapılan savaşları dikkatle izlenince bazı tekrarlar ortaya çıkmaya başlıyor. Orada en çok çocuklar öldürülüyor. Dünya basınını günlerce meşgul eden bazı fotoğraflar hatırlanacak olursa:

Birinci karede, İsrail de, bir duvar dibine sinmiş babasının arkasına sığınmış 4 yaşındaki küçük Muhammed in yüzündeki dehşet ve korku hafızalardan silinecek gibi değil.

İkinci karede, babanın feryadı ve saklandığı yerde küçük bir kuş gibi vurulup ölen küçük Muhammed in yere düşüşü görülüyor. O baba artık yaşasa da her zaman ölü biri gibi kalacaktı. Bu fotoğraf Avrupalı bir gazeteci tarafından çekilmişti.

Irak tan manzaralar: Her gün korku ile kaçışan ama sonunda ölü ele geçen, minik çarşaflara sarılan küçük vucutların boy boy fotoğrafları gazete manşetlerini dolduruyor. Bu hepimizin hemen her gün gördüğü manzaralar.

Afganistan da ölenlerin bir çoğu, kadın, yaşlı ve çocuk. Yani, kadın ölüyor- çocuğun doğabileceği ortam ortadan kalkıyor/ çocuk ölüyor - gelecek bir nesil ortadan kalkıyor.

Bu aynen güzelim tarlaların sürülüp kat kat tuz ekilmesi ve ortalığın çölleşmesi gibi bir olay. Nitekim bu son anlatılan uygulamanın da (tuz ile sürülen tarlalar) bugün, Filistin de ve Gazze topraklarında uygulandığı duyuluyor... Herhalde, ceza olsun diye. Herhalde, Filistinliler hâlâ hayatta oldukları ve direnip, hürriyetlerini istedikleri için cezalandırılıyor olmalılar!

Avrupa nın ortasındaki Bosna-Hersek te de 1991-95 arası inanılmaz bir savaş yaşandı. En çok saldırılan yine, Boşnak Müslüman kadınlar oldu, onları mahvetmek adeta Sırpların savaş taktiği haline geldi. O nesil çocukları öldürüldü, psikolojik travmalara maruz kaldı. Bu olay herkesin belleğinde.

Afrika nın çocuk askerleri yıllardır dünya medyasını meşgul eden bir konudur. 12 yaşında savaşa giden birlikler. Öldürmeyi başarabilsinler diye içki ve uyuşturucu ile hazır hale getirilip cepheye sürülen (büyükler tarafından) çocukların dehşet verici manzaraları. Bunların çoğu da Batının sömürgecilik iştahının sonuçları olarak geliştirilmiş olaylardır.

Tepkiler:

Uluslararası camianın tepkileri zaman içinde gelişmiş ve bazı somut sonuçlar ortaya çıkmıştır. Mesela, Birleşmiş Milletler bu konuları ele alarak, 1989 dan itibaren çeşitli kararları Genel Kuruldan geçirmiş ve ülkelerin çocuk haklarını, aile haklarını koruyan kanunlar yapmalarını sağlamaya çalışmıştır.

UN Convention on the Rights of the Child, Kasım 1989 da BM 44/ 25 e 20 kararı ile alınmış olup, 2/9/1990 dan itibaren yürürlüğe girmiştir.

UNICEF yine birçok kararlar almış ve uygulamaya koymuştur. ILO, yani Dünya İş ve İşçi Organizasyonu, çocuk işçiler hakkında ve çocukların istismar edilmemesi konusunda kararlar almışlardır.

Childrens Act (Çocuk kanunu) 1989 yılında BM tarafındana kabul edilmiştir. Family Law yani Aile Kanunu 1996 da uygulanmaya konmuştur.

Ama hepsinden önemlisi, bütün bunların hepsinden önce, daha 1429 yıl önce İslâm dini savaş sırasında zarar verilmeyecek hususları kesin olarak tespit ve tebliğ etmiştir. Burada, kadınlara, yaşlılara, çocuklara ve aman dileyene el kaldırılmayağı hükmü koyulmuştur. Bunun yanı sıra, tarlalara, bağ ve zeytinliklere, hasada ve hayvanlara zarar verilmeyeceği, telef edilmeyeceği de kesin kurallar arasında idi.

Büyük tehlike:

Bugün dünyada, özellikle Müslüman ülkelere ve onun çocuklarına karşı sistematik ve sürekli bir soykırım ve yok etme programı uygulanmaktadır. Genç nesillerin yok edilmesi bazı milletlerin kısa süre sonra sona ermesi ve dünya yüzünden silinmesini sağlayacaktır.

Olanlara bir tesadüf veya savaşın kaçınılmaz bir sonucu olarak bakmayıp gözden kaçırılan bu taktiğin nerelere kadar uzandığını bilmek, tanımlamak ve tedbir almak gerekmektedir. Hem genç nesiller ve hem de onların yaşamını sağlayacak topraklar tümü ile imha edilmek tehlikesi ile karşı karşıyadırlar.