Birleşmiş Milletler’in (BM) beş daimi üyesi, nükleer silah ürettikten sonra diğer ülkelerin üretmesini önlemek için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından hazırlanan “Non-Proliferation Treaty (NPT)-Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması”nı 1 Temmuz 1968 diğer üyelerin imzasına açmış, 5 Mart 1970 tarihinde yürürlüğe girmesini sağlamıştır. Türkiye, 1979 yılında sözleşmeye taraf olmuş, İsrail sözleşmeyi imzalamamış, Kuzey Kore ise çekilmiştir.
NPT Antlaşması’na göre, diğer ülkelerin nükleer silah üretmesi yasaklanmış, nükleer silah sahibi olan söz konusu beş ülke, nükleer silah sahibi olmayan ülkelere bu teknolojiyi transfer etmeyeceğini, nükleer silah sahibi olmayan ülkeler ise nükleer silah sahibi olmaya çalışmayacaklarını kabul etmiştir. Antlaşmada, o tarihe kadar nükleer silah üretmiş beş ülkenin nükleer silahlarını imha etmeyeceği de kararlaştırılmıştır.
Başka bir anlaşma “Ottowa Sözleşmesi”dir. “Anti-Personel Mayınların Kullanımının, Depolanmasının, Üretiminin ve Devredilmesinin Yasaklanması ve Bunların İmhası ile İlgili Sözleşme”, 4 Aralık 1997 tarihinde Ottowa’da (Kanada) imzaya açılmış, 1 Mart 1999’da yürürlüğe girmiştir. Türkiye sözleşmeye 2003 yılında taraf olmuş, 1 Mart 2004 yılında yürürlüğe koymuştur.
Gerek mayınları, gerekse nükleer silahları üreten Siyonist-Haçlı bloğu olmasına rağmen, gücü ellerine geçirdikten sonra güçsüz ülkelere yasaklayanın da aynı yapı olması tesadüf değildir.
Avrupa Konseyi tarafından dikte edilen “İstanbul Sözleşmesi”nin tam adı “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi”dir. Türkiye, sözleşmeyi 24 Kasım 2011 tarihinde onaylamış, 1 Ağustos 2014 tarihinde de yürürlüğe koymuştur.
Irkçı emperyalizmin planladığı ve uygulanması için dikte ettiği sözleşmelerden birisi de “Paris İklim Anlaşması”dır. Viyana Sözleşmesi, Montreal Protokolü ve BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) ile başlayan süreç nihayete ermiş, 2015 yılında Paris Anlaşması kabul edilmiş, 4 Kasım 2016 tarihinde imzaya açılmış, 175 ülke temsilcisiyle birlikte Türkiye de gelişmekte olan ülke olarak sözleşmeyi imzalamıştır.
Paris İklim Anlaşması, 7 Ekim 2021 tarihinde Cumhurbaşkanı Kararı ile onaylanarak iç hukuk onay süreci tamamlanmıştır.
Türkiye’nin, Paris İklim Sözleşmesi’ne en heveskâr ülkelerden birisi olması ilginçtir. Bu gayretin neticesi olarak “Çevre ve Şehircilik Bakanlığı”nın adı “Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanlığı” olarak değiştirilmiş, buna ilaveten bakanlığın bünyesinde “İklim Değişikliği Başkanlığı” kurulmuştur.
Paris İklim Sözleşmesi’nin son ayağı, Ekim 2023’te TBMM’nin açılmasından sonra tamamlanması beklenmektedir. Türkiye, maalesef “uluslararası sözleşmeleri” kutsal metin görerek itiraz etmeden imzalamaktadır.
Unutulmamalıdır ki, sözleşmenin sonuçlarını, uzun vadeli etkilerini ve sözleşmeye yansımayan gizli hedeflerini göz ardı ederek imzalanması geriye dönülmez tahribatlar bırakacaktır. Uluslararası sözleşmelerin zararlarını yaşamış bir ülke olarak, daha dikkatli, daha soğukkanlı hareket etmemiz gerekir. Mesela, Ottowa Sözleşmesi’yle sınırlarımızdaki mayınların temizlenmesi aceleye getirildi, geldiğimiz noktada sınırlarımızın kevgire dönmesine sebep olduğu görüldü. İstanbul Sözleşmesi de sonuçları düşünülmeden imzalandığı için LGBT’nin yaygınlaşmasına sebep oldu.
Netice itibariyle Paris İklim Sözleşmesi, ırkçı emperyalizmin “küresel ısınma ve iklim krizi” adı altında ortaya koyduğu ifsat projesidir. TBMM’de onaylanmadan önce sonuçları, uzun vadeli etkileri ve hedeflerinin analiz edilmesi ve ona göre hareket edilmesi gerekir. Aksi takdirde geriye dönülmez yola girilir, sonuçları çok ağır olur.