Modern akademi ile İslami eğitim arasındaki temel sistemsel farklar

Abone Ol

Toplumumuzdaki birçok insanın merak etmediği, ilgilenmediği ve bilmediği üzere akademinin, Hıristiyanlar açısından Karanlık Çağ, Müslümanlar açısından Altın Çağ olarak nitelendirilen Orta Çağ’a (375-1453) dayanan bir hikâyesi bulunmaktadır. Bizim İbn Sina’mızın, Farabi’mizin, İbn Heysem’imizin, Zehravi’mizin, El Cezeri’mizin, Battani’mizin ve birçok âlimimizin icatlar yapmakla meşgul olduğu Orta Çağ’da, Katolik papazlar din kisvesi altında insanların hayatlarını karartmak ile meşguldüler. Kendi heva ve hevesleri doğrultusunda ürettikleri din aracılığı ile insanların canlarına ve mallarına kast ettiler. Onlara zulmettiler. Kendi sapık düzenlerini devam ettirebilmek adına üniversitelerde modern ağızla “skolastik” düşünceyi dayattılar. Bu, yüzyıllar boyunca devam etti.

Katoliklerin eğitim sisteminin neye hizmet ettiğinin farkında olan ve bu zulüm düzeninden rahatsız olan öncü kişiler zihinlerinde art niyetli bir şekilde ütopik bir düşman ürettiler. Düşmanın adına Katolikler demediler. Hıristiyanlar da demediler. Din dediler. Bu ütopik düşmanın tüm dinler olduğu iddiasını ortaya attılar. Ve din bazlı tüm eğitim sistemlerine savaş açtılar. Bu kesimler zamanla sözde kilisenin tahakkümü altındaki üniversitelere karşı bir takım akademiler kurmuşlar ve farklı siyasi girişimlerde bulunmuşlardır. Bu minvalde, Cosimo Medici’nin 1442 yılında Floransa’da kurduğu Accademia Platonica, 1517 yılında Martin Luther’in öncülük yaptığı Reform Hareketi, 1662’de, İngiltere’de kurulan Royal Society, 1666’da Fransa’da kurulan Academiedes Sciences, 1700’de Berlin, 1724’de St. Petersburg’da kurulan akademiler örnek gösterilebilmektedir. Atılan bu adımlar süreç içerisinde kilisenin etkisini yitirmesine sebep olmuştur. Ancak skolastik düşüncenin tamamen gücünü yitirmesi Fransız ihtilaline dayandırılmaktadır. Bir sonraki aşamada ise Wilhelm Von Humboldt’un, Berlin Üniversitesi’nde geliştirdiği, eğitimi ve araştırmayı bütünleştiren üniversite modeli ile akademiler ve üniversiteler karşıt kuruluşlar konumundan çıkartılarak, birbirini tamamlayan bütüncül bir model haline dönüşmüştür.

Avrupa’daki bu din düşmanı reform hareketi zamanla Osmanlı’ya da sıçramıştır. Müslümanların siyasi gücü kaybetmesi ile yeni bir süreç başlamıştır. (1909) Avrupa’daki üniversitelerde gerçekleştirilen dönüşüm, başarı kaygısı güdülerek burada da medreseler üzerinden uygulanmış ve zamanla Türkiye Cumhuriyeti de Avrupa’dan ithal bu dinsiz eğitim sistemine tamamen adapte olmuştur.

Encümen-i Daniş, Cemiyet-i İlmiye-i Osmaniyye, Tarih-i Osmani Encümeni, Daru’l Fünun, Osmanlı’nın yıkılması, hilafetin kaldırılması, medreselerin kapatılması, tekke ve zaviyelerin kapatılması, Tevhid-i Tedrisat derken… Uzaya çıktık… Evet, en muasır medeniyet biziz…

AKADEMİ DİNİ İLE İSLAM DİNİ(!) ARASINDAKİ TEMEL FARKLILIKLAR

1- İslami eğitim, teslimiyete dayanmaktadır!

Özü, kökeni, temel kaynağı Kur’an-ı Kerim olmayan hiçbir sistemi tanımıyorum. Ve sizleri tüm kâinatın yaratıcısı olan ve eşsiz benzersiz gerçek ilmin tek sahibi olan Allah’ın yoluna davet ediyorum! Çünkü “Şüphesiz sizin ilâhınız ancak Allah’tır. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O’nun ilmi her şeyi kuşatmıştır.” (Ta-Ha Suresi 98. ayet) Ve konu kapandı. İslami eğitim, kati bir imana yani teslimiyete dayanmaktadır.

Akademisyenler dipnot sordular. Kaynak sordular. Kendilerinin bu konu hakkında bilgi sahibi olup olmadıklarına baktılar. Literatür taradılar. Sempozyumlar yaptılar. Makaleler, kitaplar yazdılar. Ama ikna olamadılar. “Sizin hayır sandığınız şer, şer sandığınız şeyde hayır vardır. Allah (C.C.) bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara-216)

“Bilmez miyiz? Nasıl bilemeyiz! Biz mi bilemeyiz! Bu mümkün değil! Bizim bilemediğimiz şey yok hükmündedir...” Bu tarz ispatlanması veya algılanması mümkün olmayan yargılardan dolayı akademisyenler açısından da konu kapanmış oldu.

2- İslam güzel ahlâk dinidir

Yetim olan dedi ki; “Ben güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderildim.” (Hadis-i Şerif) İslam dininin eğiminin her aşamasında güzel ahlâka dair bir hassasiyet bulmak mümkündür. “Nefsini maddî ve manevî kirlerden temizleyen kesinlikle kurtuluşa erecektir.” (Şems-9) Çocuk eğitimini gözeten hanelerden âlim yetiştiren medreselere kadar, âlim yetiştiren medreselerden cihan hükümdarlarını ihya eden köşklere kadar sistemin kendisinde; güzel ahlâk, nefis terbiyesi, merhamet, saygı, sevgi, hoşgörü ve tüm güzel erdemler kaygısı mevcuttur. Kişi inisiyatifinde bile değil sistemin kendisinin çok yüce bir ahlâk kaygısı vardır! “Muhakkak ki sen pek yüce bir ahlâk üzerindesin.” (Kalem-4)

Akademisyenler, duygusal buldular. Profesyonellik önerdiler. Kurumsallık hedeflediler. Bilgi üretimini baz aldılar. Sınav puanlarını, yazılan makaleleri, katkı sunulan sempozyumları, aldıkları atıfları dikkate aldılar. Ona göre saydılar veya sayıldılar. Kibirli olmuş, ahlâksız olmuş, kalp kırmış, hakka girmiş, insanlara zulmetmiş, umursamadılar. Büyük balığın yediği küçük balığın doğasına inandılar. Yoktur. Akademinin sistemsel bir ahlâk kaygısı yoktur. Hiç yazmaz odalarının duvarlarında… Yaldızlı isimliklerinin bulunmadığı bir masa bulamazsın… Matematiksel başarılarının bulunduğu belgelerden yer kalmamıştır. Matematiğe güvenir. Matematiğin Rabbini hesaba katmazlar. Fay hatları haritasına güvenir. Hâşâ fay bulunmayan Konya’yı da sallayabilecek Rabbi kaale almazlar. O yüzden büyüklük taslarlar. Kıskançlık yaparlar. Haset ederler. Kul hakkı gözetmezler. Gerçek ilmin kendilerinde olduğunu sanırlar. Çünkü akademinin sistematiğinde bir ahlâk kaygısı yoktur!

3- İslam’da sanat, Allah içindir

“Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.” (Al-i İmran-104) İslami eğitim anlayışında, ilim sahiplerinin en temel görevlerinden biri tebliğdir. İlmin toplumun ihyası için kullanılması zorunluluğu sistemin kendisinde bulunmaktadır. İlim sahibi insan sadece ve sadece Allah’ın rızasını kazanmak adına, ilmini hayrı ikame etmek şerri def etmek için kullanır.

Akademisyenler, toplumundan kopuk, faydasız binlerce konuya binlerce günlerini ayırırlar. Kullar için para için veya unvan için… Bir tez başlığı örnek veriyorum. Tespih Yapımında Kullanılan Zeytin Çekirdeğinin Edinim Yolları Bağlamında Makine Aracılığı İle Ayıklama Yöntemi ile Ağız ile Ayıklama Yönteminin Mukayesesi… Adam böyle bir konuya yıllarını veriyor. İnanabiliyor musunuz? Ne için peki? Kullar için… Para için… Unvan için… Böyle bir ilmin izzetinden bahsedilebilir mi?

Bu maddeler uzar gider… Aslında İslam dininin eğitim mekanizması ile karşılaştırılabilecek bir beşeri sistem söz konusu bile değildir de… Maksat bir puta bir darbe bir daha vurmak… Sonuç itibari ile evlatlarımızı bu akademi denen ruhsuz, duygusuz, dinsiz Siyonizm-Batı üretimi, Nemrut yetiştirme mekanizmasından bir an önce kurtarmamız gerekmektedir. Tamamen dünyevi bir gelişimi sunan bu mekanizma; teslimiyet, ahlâk ve ilahi bir gaye barındırmadığı için adeta bir Müslüman öğütüm makinesi işlevi görmektedir.

Gelecek nesillerimizin ihyası için, Kur’an-ı Kerim’in vaat ettiği gerçek ilme erişebilmek için, Siyonizm illetini yeryüzünün bağrından söküp atmak için özümüze dönmek zorundayız! İslami eğitime dönmek zorundayız! Önceliği ahlâk ve maneviyat olan, Milli Eğitim ve Yükseköğretim müfredatımıza yani Milli Görüş’e dönmek zorundayız!

“Onların dinlerine tâbi oluncaya kadar ne Yahudiler ne de Hıristiyanlar senden asla razı olmayacaklardır. De ki: ‘Dosdoğru yol, Allah’ın gösterdiği İslâm yoludur.’ Eğer sana gelen ilimden sonra, onların hevâ ve heveslerine uyacak olursan, bilesin ki seni Allah’ın gazabından koruyacak ne bir dostun olur ne de bir yardımcın…” (Bakara-120).