MİT MÜSTEŞARI HAKAN FİDANA DÜŞEN GÖREV!

Abone Ol

Tarih; 1990 yılı sonları...

Sırlarıyla hayata veda eden eski Jandarma Genel Komutanı Teoman Koman’ın korgeneral rütbesiyle MİT’te müsteşarlık yaptığı dönem…

Koman Paşa, MİT Müsteşarı sıfatıyla Başkent’te ilginç bir gelenek başlattı; gazetecilerle zaman zaman bir araya gelerek, gündeme ilişkin, of therecord da olsa (yazılmamak kaydıyla) istişarelerde bulundu, sohbet etti…

Önce bir meslek örgütünün davetiyle bir lokantada buluşuldu; kalabalık bir gazeteci grubu olarak. Hemen ardından da aynı grup MİT’e davet edilerek ikinci bir buluşma sağlandı…

O toplantıya iştirak eden gazetecilerden birinin ifadesi şöyle: “Koman Paşa olabildiğince açık yürekli konuşmalar yaptı, sorularımızı cevaplandırdı. Bombalı bir siyasî suikastta hayatını kaybetmiş Doç. Bahriye Üçok’la yakından ilgilendiklerini o buluşmaların ilkinde söylemişti. ‘Bahriye Hanım’ı teşkilâta çağırıp kitap paketlerini nasıl açması gerektiği konusunda kendisini eğitmiştik hâlbuki’ sözleri kulaklarımda hâlâ çınlar Teoman Koman’ın...”

Gazetelerin, TV’lerin ve haber dergilerinin Ankara Temsilcileri ile MİT Müsteşarlarının senede 1-2 kez bir araya gelme geleneği Koman’dan sonra da devam etti. Bir haber dergisinin Ankara Temsilcisi olarak ben de bu toplantılardan birine iştirak ettim. Sanıyorum, Şenkal Atasagun döneminde…

***

Şimdi…

İstanbul ve Ankara başta olmak üzere Türkiye’nin birçok bölgesinde bombalar patlatılıyor. Terör sebebiyle büyük bir tedirginlik ve endişe hâkim. Yeni bir “güvenlik konsepti” şart.

Böyle ortamlarda ve bu tür konjoktürdenasıl hareket edilmesi gerektiği hususunda devletten gelecek işaretlere bakılır.

Keşke, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarı Hakan Fidan, o geleneği devam ettirerek gazetecilerle bu kritik süreçte bir araya gelse…

Sizce de öyle değil mi

ESERİMİZDEN MEMNUN MUYUZ

NE dersiniz bilemem ama bir baba evladını 7 yaşında okula öğretmenine, yani devleti temsil eden kişiye teslim ediyor, “benim gibi cahil kalmasın okusun devletine milletline faydalı olsun” diyor. Okusun ki, okuyan insandan zarar gelmez, diye düşünüyor, eve geldiğinde bize de faydalı olur, bizi de cahillikten kurtarır belki dinimizi de bize öğretir diye düşünüyor.

Gel gör ki evden giden çocuğu, ilkokul (5), ortaokul (3), liseyi (4) bitiriyor ve üniversiteye kaydını yaptırıyor.

12 sene Milli Eğitim’in elinde eğitim görüyor. Ama ne yazık ki, almış olduğu eğitimi onun devlete karşı, halka karşı, insanlığa karşı ve daha önemlisi Yaradan, yoktan var eden, sayısız nimetleri veren ALLAH’a (C.C.) karşı görevini, yaradılış hikmetlerini, bu hayatın bir hesabı olduğunu, yapılan iyiliğin ve kötülüğün bir karşılığı olduğunu, olması gerektiğini tam olarak öğretemiyor.

Üniversiteye kaydını yaptırmış, Turizm ve Otelcilik Bölümü okusa, tahsile devam dese, turistlere nasıl hizmet edilir, çatalı sağ eline, bıçağı sol eline alacaksın, müşteriye şöyle davranacaksın (vs.) devam edecekti. Yani burayı da bitirse hayatında olumlu bir şey değişmeyecekti.

O kadar eğitim diye oyalandığı, gençliğinin baharında zamanını heba ettiği okul hayatı, 37 kişinin hayatını kaybetmesine, bir o kadar kişinin yaralanmasına, binlerce kişinin gözyaşı dökmesine mani olamadı.

Ne dersiniz: Sivrisinek avlamakla bu iş biter mi dersiniz Bataklığı kurutmayı hiç düşünmeyecek miyiz Ekmediğiniz tarladan, mahsul bekleyen çiftçi gibi, hâlâ yetiştirdiğiniz gençlikten medet mi umuyoruz

Aynı düşüncede olan, okulunda hocasını, dışarıda askerini, polisini rahatsız eden, hatta her illegal örgütün başında diplomalı gençlerimizle nereye gidiyoruz, ne olacak bu ülkenin hali Dedeleri Kurtuluş Savaşı’nda, Çanakkale’de omuz omuza düşmanla savaşırken, bunları bir araya getiren İslam kardeşliğine ne oldu ki, şimdi birbirlerine düşman oldular Ne olacak bu güzel ülkemizin hali

Ülkeyi yarın bunlar idare edecekse, bu günün gençliği, yarının büyüğü olacağına göre, vay geldi halimize!

Nasıl, eserimizden memnun muyuz

İlkokuldan çocuklarımızı üniversite hayali ile hedefleyip, okul dershane ve imtihanlar deyip, gençliği heba ediyoruz. O güzelim yıllarda öğretilenlerin birçoğu, hayatında gerekli olmayan şeylerle zaman öldürülüyor. Bu bilgilerle üniversiteyi kazanmadıysam da topluma karşı, aileme karşı büyüklerime karşı ve daha önemlisi bir Müslüman olarak, Müslüman olmamın gereği, ALLAH’a (C.C.) karşı görevlerimizi öğrendik diyebilsek gam yemeyiz.

Sözün özü; Arife tarif gerekmez. Bu fabrikada tabirimi maruz görün, bu parçayı biz üretiyoruz. Şikâyetçi olmaya hakkımız yok. Burada bir kopya vermeyi uygun gördüm; sevgili Peygamberimiz Veda Hutbesi’nde; “Size iki emanet bırakıyorum, onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanetler, Allah’ın kitabı Kur’ân-ı Kerim ve Peygamberinin sünnetidir” buyurmaktadır.

Hakkı iyi tanıtıp o yolda giden, batılı iyi tanıyıp o yoldan uzaklaşan, yaradılış gayesine uygun bir gençliğe kavuşmak dilek ve temennisi ile ALLAH’ a emanet olun diyorum. (Salih GÖGÇÜN)

ÖNCE AHLAK VE MANEVİYAT

İÇİŞLERİ Bakanımız Sayın Efkan Ala açıkladı, “Her sokağı bir polise zimmetliyoruz” diye.

Biz de tatile gidiyoruz o zaman. Her sokağa bir polis koyarsanız ne hırsızlık kalır ne terör öyle değil mi! Öyle değil ama işte… 2003 yılında Türkiye’de tüketilen yıllık bazda alkol 505 milyon litreden 2010 yılında 1 milyar 920 milyon litreye çıkmış. Yıl 2016… Şimdi yıllık bazda kaç milyar litre alkol tüketiliyor acaba Televizyonlarda tavuk keser gibi insan kesiyorlar. RTÜK uyuyorken, insanlarımız hayallerini ekran başında, geçimlerini iddia bayilerinde arıyor.

“PKK’ya operasyon yapılması talimatını biz verdik’’ deniliyor. Nasıl olacak şimdi bu iş Olacak olan belli aslında. Yol haritası 1400 küsur yıl önce belirlenmiş, tabir yerinde ise koordinatlar 45 yıl önce yeniden gözden geçirilmiş ÖNCE AHLAK VE MANEVİYAT denilmiş. Hak denilmiş, İslami eğitime önem verilecek denilmiş. Her köşe başına bir polis değil her insanın gönlüne Allah korkusu ile Allah sevgisini aynı dozajda yüklediğiniz zaman, sorun zaten çözülmüş oluyor.

Her sokağın başına bir polis değil, “ÖNCE AHLAK VE MANEVİYAT” diyenler TBMM’de bekleniyor Sayın Bakanım! (Yusuf AKSU)

DURUM ÇOK KÖTÜ!

Karaköy, Perşembe Pazarı’nda bir esnafla sohbet etme imkânı buldum. Neredeyse yarım asırdır tarım aletleri satıyor.

Türkiye’nin hemen her ilçesini hatta köyünü karış karış biliyor. “Tarım aleti verdiğim köylüler benim her dem takibimde, oralarda neler oluyor bitiyor haberleşiyoruz…” demekte.

“Ne var ne yok ” dedim, “Madem tarım aletleri satıyorsunuz tarım konusunda da az çok bir fikriniz vardır. Ne diyorsunuz ”

Şunları anlattı: “Ben traktör de satıyorum, küçük tarım aletleri de. İmalat da yapıyorum. Türkiye tarım alanında epey bir zamandır zaten inişte. Ama son bir yıldır neredeyse yaprak kıpırdamıyor. Durum gerçekten çok kötü! Bunu üzülerek ifade ediyorum.”

***

Durum budur!

Yazarınız, sahadan durumları aktarmaya devam edecek, efendim!

NOT

Bugün, 21 Mart 2016, Pazartesi 1) Emekliler yılda 15–20 TL zamla, hâlâ sürünmeye devam ediyor. 2) An itibariyle asgari ücretli “nasıl geçineceğim ” diye feryat ediyor. 3) Bu parlamento ve mevcut AKP iktidarı, 2011’den bu yana verdiği yeni ve sivil anayasa sözünü yerine getiremedi. 4) 28 Şubat darbesi döneminde kapatılan, yoksul-zeki Anadolu çocuklarının barındığı Başbakanlığa bağlı Vakıf Öğrenci Yurtları hâlen kilitli. Otur, sıfır!