Arap Baharı diye nitelendirilen kalkışma ve direniş
hareketleri, bir yanıyla olumlu gibi görünüyor ve heyecan uyandırıyor idiyse
de, benimle birlikte iki elin parmaklarını geçmeyenler kalem sahipleri
tarafından hem ihtiyatla yaklaşıldı, hem de sürece çok da olumlu bakılmadı.
Ben, bu süreci hep Arap-Amerikan baharı diye adlandırdım. Kimi buna
Karnabahar dedi, kimi de başka sıfatlarla tanımladılar.
Süreç bende hiç de heyecan uyandırmadı. Nasıl bur durumun
ortaya çıkacağını iyi kötü seziyorduk. Yadırgandığımı da biliyorum. Gözlem ve
sezgiler önemli. Bir de süreçle ilgili kimi egemenlerin yüz ifadelerine dikkat
edilmeli. Bu süreçte İsrail ve Yahudi diasporası hiç de tedirgin değildiler.
Kendilerinden çok da emindiler. Hatta Yahudilerin önde gelenleri, süreçte
Türkiye nin hiçbir yerinin olmayacağını bile ifade ediyorlardı. Bütün bunlara
karşın muhafazakâr çevre kalemlerin oluşturduğu heyecan bana çok yapay geldi.
Mısırlı Baradey in Şalom da yayımlanan bir demecinde
taraf olduğunu açıkça ifade etmişti. Biz bunu bir yazımızda ayrıntılı
değerlendirmiştik. Mısır da Müslüman Kardeşlerin 1. Parti olması, Muhammed
Mursi nin Cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından başta Abede ile Siyonist
çevreler, temkinli, ama alttan alta bir süreci başlatmışlardı.
Müslüman Kardeşler iktidara hazırlıksız yakalandı. Ne
devlet yönetme deneyimleri, ne bürokrasi deneyimleri vardı. Böyle olunca bu süreçte
hızlı bir düşüş yaşandı. Türkiye örneğinde olduğu gibi, deneyimler yaşanmadı.
Türkiye de İttihatçı süreç uzun sürdü. Daha sonra DP, ardından da Milli
Görüş ün dönem dönem koalisyon ortaklıkları deneyim kazanmasını sağladı. 1974
sonrası CHP nin hızlı yükselişi ve hızlı düşüşü de anımsanmalı. Müslüman
kardeşlerin yerel bir yönetim deneyimleri bile yok. Krallık dönemi yapı ise çok
güçlü. Her tarafa iyice sinmiş durumda.
Bir diğer yanıyla da Selefiler ile kimi İslâmcı diye
bilinen kesimlerin, liberaller, kapitalisler, hırıstiyanlar ve diğer gruplarla
yer almalarına dikkatle bakılmalı. Bugün Suriye de taraf olanların Mısır da
Müslüman Kardeşler e karşı taraf olmaları yadırganmamalı. Çünkü, Selefilerin de
diğer İslâmcı grupların da dayanakları iyi kötü biliniyor.
Mısır da Müslüman Kardeşler in iktidar dönemi geçici
olarak değerlendirildi. Gerek Tunus, gerek Libya ve diğer ülkelerde sadece
iktidar değişimi oldu. Mısır, başlangıç olarak umut verdi, fakat bu ne yazık ki
kısa ömürlü oldu. Bundan sonra da Mısır pek iflah olacağa benzemiyor. Çünkü
iktidara kim gelirse gelsin çok parçalı olan bu coğrafya yeni olaylara gebe.
İçten içe bir diktatorya ile yönetilmeye aday. Yani Amerika güdümlü, Amerikan
yanlısı Arap krallar ile birlikte yeni bir yapı oluşturulabilir. Bu, yapı
İsrail ile iyi ilişkilerde olur. Yukarıda adını andığımız Baradey: İsrail ile
çok sağlam anlaşmalarımız var. Bu duvar asla yıkılamaz tarzındaki beyanı tam
da bugünlere işaretti.
Amerika bu kaostan kendine uygun bir yapı oluşturur.
Bunda taraflar da memnun olur. Batı tarzlı demokrasilerde kendilerine uygun bir
yapı olmadıkça halkın tercihleri pek de dikkate alınmaz. Mutlaka kendilerine
uygun demokratik bir yapı ve seçim süreci oluşturulur. Sonra da süreç başlar ve
devam eder.
Amerika ilk elde tarafsız görünüyorsa ve itidal
öneriyorsa da aslında taraftır. Asker onlarsız bir adım atmaz. Başta Türkiye
dahil olmak üzere hemen bütün darbelerin arkasında Amerika vardır. Bahar diye
nitelenen ayaklanmanın da arkasında onlar var. Suriye karmaşasının arkasında
da. Bu değişmez bir kural.