Mısır da gerçekleştirilen askeri darbeye verilen
tepkiler, yeni bir tartışma ortamına da yol açmış durumda. Bu noktada ilk
dikkati çeken husus, devletlerin çıkarlarına paralel olarak bu darbe üzerinden
ayrışmaların, yeni saflaşmaların ortaya çıkması ve uzun soluklu, derin bir
hesaplaşma sürecinin görünürde demokrasi üzerinden başlatılmasıdır.
Oysa temel sorun demokrasi değildir. Mesele, öncelikle
İslam dünyasının kendi içinde yaşadığı birlik sorunudur. Diğeri ise, Arap
Uyanışı ile birlikte eş tutulan İslam dünyasındaki diriliş in ve bu kapsamda
birlik arayışlarının, buna zemin teşkil eden dip dalga hareketlerinin
bölünmesi ve çatıştırılmasıdır...
Dolayısıyla, Mısır da sergilenen oyunun adı her ne kadar
demokrasi olarak adlandırılsa da, gerçek göründüğü gibi değil. Demokrasi,
sadece aysbergin görünen yüzünü oluşturmakta. Küresel hesaplar ve bu kapsamda
bölgesel-yerel yansımaları da çok farklı.
Nitekim, ileri demokrasi olarak anılan ülkeler ile bu
devletler tarafından sıkça eleştirilen ve baskı altında tutulmaya çalışılan
çoğu otoriter ülkelerin bu sefer aynı safta yer almaları bu yüzden oldukça
manidar bulunmakta.
Burada esas olan din kardeşliğinden ziyade çıkar
birlikteliğidir. Temel mevzu da Mısır üzerinden bölgesel bağlamda gelişme
eğilimi gösteren İslami hareketlerin, yapıların, model yönetimlerin bölgedeki
diğer rejimleri tehdit etme potansiyelidir. Batı açısından ise bu husus,
kontrol edilmesi pek mümkün olmayan yeni sürecin, yerli işbirlikçileri ile daha
oluşum aşamasında akamete uğratılması gayretidir...
Dikkati çeken bir diğer mevzu ise, Suriye noktasında
ayrışan, bir güç mücadelesine giren Müslüman ülkelerin Mısır da aynı safta yer
alabilmeleridir. Burada özellikle Suudi Arabistan ın tutumu oldukça dikkat
çekici olmuştur. Suudi Arabistan ın tutumu bölgede, başta Suriye olmak üzere,
Müslüman Kardeşler karşısında Selefi grupların ağırlığını arttırma ve bu
bağlamda Mısır iç siyasetindeki yerlerini güçlendirme girişimi olarak karşımıza
çıkmaktadır. Nitekim Mısır daki Selefi Nur Partisi nin darbe yanlısı duruşu
bunun en temel göstergelerinden biri olarak kabul edilmektedir.
Dolayısıyla, İslam dünyası bu krizde de bir kaç parçaya
bölünmüştür. Bu bölünmede esas olan kriterler ise karşımıza şu şekilde
çıkmaktadır: 1. Suriye krizi; 2. Ekoller-Mezhepler arası mücadele; 3. Sürecin
bazı rejimleri tehdit etmeye başlaması; 4. Batı nın, özellikle de ABD nin
tutumu ve duruşu; 5. Yeni Türkiye süreci ve bölgede Müslüman Kardeşler ile
birlikte yürütülen projeye duyulan tepki.
Nitekim Mısır daki dinamikler de bu parametreler
çerçevesinde farklı bir çıkar ve güç grubunu yansıtmaktadır. Taraflara yüklenilen
farklı anlamlar, sıfatlar da bundan kaynaklanmaktadır. Bir diğer ifadeyle,
ülkelerin söz konusu darbeden beklentileri ya da darbenin bu ülkeler açısından
oynadığı veya oynayacağı kolaylaştırıcı rol , verdikleri tepkilerde de
kendisini göstermektedir.
Bu bağlamda, düne kadar ittifak görüntüsü çizen
işbirliklerinin yerini çok daha farklı bir görüntüye bırakması bu açıdan bir
sürpriz olarak algılanmamalıdır. Mış-miş gibi görünen işbirlikleri, gerçek
mecrasını bulmaktadır. Dolayısıyla Mısır, maskelerin bir bir düştüğü bu geçiş
sürecinde önemli bir turnusol görevi yapmaktadır.
Burada dikkati çeken bir diğer husus ise, Mısır daki
darbeye tepkiler bağlamında bu ülkelerde yekpare bir duruşun olmamasıdır. Bir
diğer ifadeyle, söz konusu gelişme bu ülkelerdeki iç siyasi ayrışmaları,
farklılıkları, duruşları ve demokrasi bağlamındaki samimiyetleri ortaya koyması
açısından da oldukça dikkat çekici olmuştur. Bu da, bu ülkelerin korktukları
dip dalga hareketlerine ne kadar açık ve yakın olduklarını bir kez daha
göstermektedir.
Dolayısıyla süreç yeni bir demokrasi tanımı kadar, İslam
coğrafyası ağırlıklı yeni siyasi oluşumlara, ittifaklara, haritalara ve güç
mücadelesine gebe görünmektedir. Bu sınavın sonucunda bazı ülkeler projeleriyle
birlikte ya batacak ya da kazanacaktır. Kimlerine göre bu Ilımlı İslam
Projesi iken, kimilerine göre de Büyük Arabistan , Yeni Osmanlı ve
BOP tur. Bundan ötürü, Mısır da yaşanan aslında bir Büyük Projeler (Grand
Projects) mücadelesidir.
Kuşkusuz, burada en büyük darbeyi şimdilik Türkiye yemiş
gibi görünmektedir. Mısır üzerinden, yeni Türkiye ye iç ve dış politika
bağlamında çok önemli mesajlar verilmektedir. Türkiye nin bölgedeki ve hatta uluslararası
arenadaki yalnızlığı ile ortaya konulan tepki, bu tespiti bir kez daha geçerli
kılmaktadır.
Bu yalnızlık, Mısır sacayağının sakata getirilmesiyle
birlikte daha da derinleşeceğe benzemektedir. O yüzden Mısır daki güç
mücadelesinin seyri, Türkiye nin bölge politikalarının geleceği kadar, iç
siyasetinin seyri açısından da büyük bir önem arz etmektedir.
Bu da, Türkiye merkezli operasyonun hız kazanması
demektir ki, Ankara bu mesajın alındığına yönelik önemli sinyaller vermekte
gecikmemiştir. Krize en başından itibaren gösterilen tepki de bunun bir
göstergesidir. Şimdi gözler yeni Türkiye sürecinin atacağı adımlarda...