Bir önceki yazımızı, ...Mısır daki güç mücadelesinin
seyri, Türkiye nin bölge politikalarının geleceği kadar, iç siyasetinin seyri
açısından da büyük bir önem arz etmektedir. Bu da, Türkiye merkezli operasyonun
hız kazanması demektir ki, Ankara bu mesajın alındığına yönelik önemli
sinyaller vermekte gecikmemiştir. Krize en başından itibaren gösterilen tepki
de bunun bir göstergesidir. Şimdi gözler yeni Türkiye sürecinin atacağı
adımlarda... demiş ve bitirmiştik.
O zaman bu ifademizi şu sorularla daha da açalım: Peki,
Türkiye ye nasıl bir mesaj verildi Bu yeni durum karşısında Türkiye bu sürece
nasıl bir tepki verecektir Bu tepki, Türk-Batı ilişkileri kadar,
Türkiye-Körfez ilişkilerini ve diğer bazı ülkelerle olan durumu nasıl
etkiler Ankara, operasyonel anlamda başta Mısır olmak üzere, dış politikada
neler yapabilir Böylesi bir hamle içeriye nasıl yansır
Bu hususta öncelikle söylenecek mevzu, Ankara nın bu
darbeyi Ortadoğu nun yeniden yapılandırılması ve İslam dünyasının uyanışı
sürecinde başat rol oynayan Türkiye-Mısır eksenine yönelik bir tasfiye, sabote
girişimi olarak değerlendirmesidir.
Bu eksen, hiç kuşkusuz, güncel ve tarihsel anlamda İslami
dirilişin belkemiği olarak görülmektedir. Körfez ise, her şeye rağmen bu
eksenin destek kanatlarından öteye gidememektedir. Zaten, mevcut şartlar
altında da bağımsız bir aktör olarak rol oynayabilmesi pek mümkün
görünmemektedir.
Nitekim, Suudi Arabistan ve BAE nin süreçte oynadığı
bulanık tutum, bu tespiti haklı kılmaktadır. Darbeye destek veren bu ülkelerin
son olarak Mısır daki yeni yönetime rahatlama sağlayacak 9 milyar dolarlık
yardımları da dikkatlerden kaçmamıştır. Bu destek nasıl ve hangi şartlar
altında verilmiştir ya da verdirilmiştir pek bilinmemekle birlikte, diğer
taraftan, özellikle Suudi Arabistan ın Türkiye ile geliştirdiği özel
ilişkilerin de burada göz ardı edilmemesi gerekmektedir.
Dolayısıyla, bu darbelerle, istikrarsızlaştırmalar
üzerinden bölgedeki İslami karakterli yönetimler başarısız olarak gösterilmeye
çalışılırken, Türkiye ve Mısır ın başını çektiği eksen de dağıtılmak
istenilmektedir.
Bu çerçevede, Mısır daki darbeyi takiben özellikle Batılı
basında yer alan Siyasal İslam ın sonu ve İslami yönetimlerin başarısızlığı
türünden haberler, bu operasyonun bir parçası olarak karşımıza çıkmaktadır.
Önümüzdeki süreçte bu darbe-sabote girişimlerinin Tunus ve Cezayir de gündeme
gelmesi ve Libya daki istikrarsızlığın ise daha da derinleştirilmesi, açıkçası
bir sürpriz olmayacaktır.
Daha da önemlisi, Türkiye-Mısır ekseninin bir daha kolay
kolay bir araya gelemeyecek şekilde süreçten etkilenmesidir. Şu ana kadarki
mevcut tutum ve duruş, bu endişeyi her geçen gün daha da derinleştirmektedir.
Bu yönüyle darbe, ilk somut sonucunu Türkiye-Mısır ilişkileri boyutunda vermeye
başlamıştır. Eğer, bu ülkede süreç çok farklı bir noktaya tekrar çevrilemez
ise, Türkiye büyük bir ihtimalle Mısır ı kaybedecektir. Mısır ı kaybeden bir
Türkiye ise Ortadoğu da büyük ölçüde kaybetmeye mahkumdur.
Bu kapsamda Mısır, tarihinin en büyük istihbarat oyunlarına
ve mücadelesine sahne olmaktadır. Süreci de büyük ölçüde bu istihbarat
savaşları belirleyeceğe benzemektedir. Türkiye nin istihbarat anlamındaki
gücü, durumu, açıkçası Suriye sonrası Mısır da da büyük bir sınavdan
geçmektedir.
Şu ana kadar ki mevcut gelişmeler bu mücadelenin çok
boyutlu, fakat örtülü olarak devam ettiğini göstermekte. Ankara, Kahire deki
oldu bittiyi açıktan açığa karşısına alacak bir tavır-tutum içerisine
girmekten kaçınırken, Askeri yönetim de benzer bir politika izliyor. Ankara-Kahire
hattında adı konulmamış bir soğuk savaş yaşanıyor desek, daha yerinde olur.
Bu kapsamda Türk gazetecilerin gözaltına alınması
girişimi ya da baltacılar üzerinden tehdit edilmesi, Ankara ya verilen bir
gözdağı olarak değerlendiriliyor. Darbe yönetimi, Ankara ya üstü kaplı olarak
adeta işimize burnunu fazla sokma mesajı veriyor.
Kuşkusuz Ankara oyunun farkında, pek tabi ki asıl
oyuncuların da... Nitekim Ankara da bu sürecin arkasındaki iki büyük gücün
varlığına dikkatler çekiliyor: Neo-Con Amerikası ve İsrail. AB ise, bu ikilinin
daha çok kuyruğu hükmünde görülüyor. Darbeciler ise, zincirin son halkası...
Ve oyundaki asıl hedefin de kendisi olduğunun çok net bir
şekilde farkında. Gücün birinci derecede belirleyici olduğu bu coğrafyada,
Müslüman Kardeşler i ve akabinde Selefi unsurları kaybedecek yeni Türkiye
sürecinin rahatlıkla tasfiye edileceği biliniyor. Gezi ve Tahrir deki olaylar
arasındaki zamanlama , söylem , eylem ve yöntem benzerlikleri ile arka
plan paralelliği bu hususu fazlasıyla teyit ediyor.
Dolayısıyla, bölgede taraflar açısından yarım kalmış bir
devrim süreci nin tamamlanmasına yönelik ciddi anlamda bir savaş söz konusu ve
Türkiye nin işi hiç de kolay görünmüyor. Dışarıda yoğun bir mücadele içerisinde
bulunan Türkiye, içeride de çok dikkatli olmak zorunda...