Doğrusu sahil sakinlerine baktığımda, sanki o gece "mirac" değildi Kıllarını bile kıpırdatmadan pek bir kayıtsız kaldılar, bulutların koşturmacasına, kutlu "gece yürüyüşüne" Oysa ayaklarının altına değin sokulan deniz iyice hırçınlaşmıştı. Burnundan soluyordu köpükten sular. Dönün evinize, diye sanki haykırıyor gibiydi bu duyarsız insanlara
Aslında sert dalgaların çığlıkları sanki evlerine dönün çağrısından öte, kendinize, özünüze dönün çağrısıydı. Bu aynı zamanda duyarsızlığa, beklentisizliğe, duasızlığa, ibadetsizliğe, Allah ile dost olmayışa idi sanki denizin tahammülsüzlüğü
Hani, dilerseniz, "Burada dosta selâm sunun" der gibi bir davet de vardı suların öfkesinde. Sahili döverken dalgalar; sesimizi, sancımızı, endişemizi, buzullaşan insan yüreklerine duyurabilir miyiz telaşı artmıştı, sanki bütünüyle
Oysa o gün kutlu miracın yolunu bekleyenler ne çoktu Göklere ve göklerin üzerine ağma yürüyüşüne tanıklık etmekten anlamlı ne olabilirdi O yüzden elbette bekleyeceklerdi evrensel şavkı yüreklerinde ve belleklerinde duyup, hissedenler
Gülsüm Hanım da bekliyordu miracı
Çünkü çok ağır hastasının hediyesini o gece gönderecekti.
İki torununun annesi, kızı gibi sevdiği gelini ölüm döşeğinde idi. Gözyaşları içinde yoğrulsa da, umudla aylardır miracın yolunu bekliyordu. Kapı kapı dolaşmış, eşe dosta rica etmiş, kendisine uykuları haram etmiş, yedi bin "yasin-i şeriften" oluşan hediye paketini denkleştirmişti. Bir camide toplanan cemaatin arasında onu gördüğümde, nasıl heyecanlı idi. Korku ile umud arasında gidip gelirken bir çocuk gibi ürkek, herkesten gelini için dua istiyordu.
O ürpertili gece gönderecekti hediyesini.
Çünkü çok özel ve anlamlı bir gecede gitsin istemişti. Mirac da hani, âşık ile maşukun buluştuğu fevkalâde güzel bir gece idi.
Arş-ı azamda gerçekleşen bu buluşmadan sonra, asırlar geçse de, bu buluşmanın şavkı hâlâ gönülleri aydınlatmakta idi.
Çünkü Âşık Muhammed (s.a.v.), Arş-ı azamda Maşuk unu, Hâlık ını içtenlikle selamlamıştı:
"Bedeni ve mali ibadetlerin hepsi Allah adır."
Rabbi selamına karşılık vermişti:
"Selam sana ey peygamber,
Allah ın rahmeti de, bereketi de, sana."
Âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber, bu selama yüreği ile karşılık vermişti:
"Selam bize ve Allah ın salih kullarının üzerine olsun."
Sonra da bir şiir gibi eklemişti:
"Şahadet ederim ki, Allah tan başka hiçbir mabud yoktur."
Rabbi, bu samimiyete derhal mukabele etti:
"Ben de şahadet ederim ki, Muhammed hem O nun kulu hem de resulüdür."
Bu kutlu buluşmanın armağanı bizlere de pay edildi. Rabbimiz bizleri muhatap alıp namaz ile onurlandırdı.
Namaz ile müminler Allah ile buluşmanın enginliğini, miracını her gün yaşamakta
O gün gördüm ki, miractan habersizler olsa da; onun yolunu bekleyenler, kadrü kıymetini bilenler ne kadar da çoktu...