ALLAH Teâlâ ya hamd olsun, bir Mîrac gecesini daha idrakimiz nasip ve müyesser oldu. Binaenaleyh bu nimetin kadrini bilerek şükrünü ödemek mecburiyetindeyiz. Esasen, Cenab-ı Hakk ın kudreti ile büyük bir mucizenin vuku bulduğu Mîrac gecesinin ihya edilmesi, her mü min için ulvi bir vazifedir. Bu mübarek geceden gerektiği şekilde istifade etmeliyiz. Geçmiş hata, kusur ve günahlarımızdan pişmanlık duyarak bunları bir daha işlememeye söz vermeli, söz ve fiillerimizin Kur an-ı Kerim ve Sünnete uygun olup olmadığının muhasebesini yapmalıyız. Dargınlık, kırgınlık, kin ve nefretin yerine sevgiyi, saygıyı, hoşgörüyü, dostluk ve kardeşliği hâkim kılmalıyız. Yetimlerin, kimsesizlerin, fakir ve muhtaçların yüzünü güldürmeli, onlara yardım elimizi uzatmalıyız.
Böyle mübarek fırsatlardan faydalanıp afv olunmamıza vesile olacak hayırlı işlerle meşgul olalım. Günah sayılan hareketlerden sakınalım. Bu gecede yapacağımız dua ve ibadetlerimizin muhakkak kabul olunacağına ve ALLAH Teâlâ nın biz kullarına olan lütfu, ikram ve izzetinin bol olacağına inanarak bu geceyi ihya etmeye gayret gösterelim. Bu fırsat bir daha insanın eline ya geçer, ya geçmez.
Hani dedelerimiz, ninelerimiz! Hani annemiz, babamız! Hani dostlarımız, kardeşlerimiz! Hani geçen sene aramızda bulunan dost ve ahbaplarımız. Nereye gittiler Niçin aramızda yoklar Unutmayalım ki, onları sinelerine çeken kara toprak yakında bizi de çekecek.. Binaenaleyh bu mübarek Mîrac gecesini derlenip toparlanmamıza vesile kılmalıyız.
Mîrac Kandili, Yüce ALLAH ın af ve mağfiretinin istendiği, umut, huzur ve ilahî müjdelerle dolu bir gecedir. Bu nedenle, bu mübarek gece ve onu izleyen günler, Yaratıcımıza, ailemize, çocuklarımıza, milletimize ve tüm insanlığa karşı görev ve sorumluluklarımızın olduğunu bir kez daha hatırlamaya ve hatırlatmaya, yanlış ve kusurlarımızdan dönmeye vesile olmalıdır.
Bu sebeple, idrak etmekle şeref duyduğumuz bu gece, ALLAH a samimiyetle bağlanan kalplerin, açılan ellerin, yalvaran dillerin boş dönmeyeceği inancıyla; başta İslam aleminin aziz ve mansur olması, ülkemizin ve milletimizin birliği, dirliği, huzuru ve geleceği için; solan yüzlerin gülmesi, kaybolan ümitlerin tekrar gelmesi, sevgi, saygı, barış, hoşgörü ve kardeşliğin hakim olması, kötülük ve düşmanlıkların ortadan kalkması, fakirlik ve tembellikten kurtulunması, vatanımızın her köşesinden başarı ve kalkınma seslerinin yükselmesi, gönüllerimizin aydınlanması ve manevi huzurla dolması için, hepimiz yeniden düşünmeli, çalışmalı ve dua etmeliyiz.
İçinde yaşadığımız bu zaman, maddi ve manevi yönden uyanık olma zamanıdır. Çünkü dünyadaki hızlı gelişim ve değişim, bir taraftan insanları kısa zamanda etkisi altına almakta, diğer taraftan da kendilerine, kültürel değerlerine, inanç ve ahlaki ölçülerine yabancılaştırmaktadır. İlim ve teknolojide sağlanan gelişmeler dünyamızı küçültmüş, insanlık maddi manada çok büyük imkanlara ve rahata kavuşmasına karşılık milli ve manevi çeşitli problemlerle karşı karşıya gelmiştir. Bu durumdan, ülkemizin ve insanımızın etkilenmemesi elbette düşünülemez. Nitekim, bu alandaki olumsuz örnekleri zaman zaman basın ve yayın kuruluşlarından ibret ve üzüntü ile izlemekteyiz.
Milletimize ALLAH ın büyük bir lütfu olan ülkemiz, coğrafi ve stratejik konumu itibariyle önemli bir yerde bulunmaktadır. Doğal zenginliklerimiz ve güzelliklerimiz, şanlı geçmişimiz, manevi duygularla ve imanımızla güç kazanan zengin kültürümüz, dost olmayan kimi ülke ve milletleri, kaos ortamı meydana getiren çalışmalar yapmaya sevk etmektedir. Bu nedenle, ülkemizi içten ve dıştan zayıflatmak, insanlarımız arasında huzuru ve barışı bozmak, manevi değerlerimize ve mabetlerimize ilgiyi azaltmak, aile kültürümüzü sarsmak, gençler ve çocuklar arasında alkol ve uyuşturucu bağımlılığını yaygınlaştırmak, ırk ve mezhep çatışmalarına yöneltmek için her yolu denemektedirler.
Kendi değerlerimizle, dünya toplumları arasında hak ettiğimiz yeri almamızın zaruret haline geldiği bugünlerde, devlet-millet ve fertler olarak vakit geçirmeden üzerimize düşeni yapmak zorundayız. Başarılar, toplumu bütünleştirir ve birbirine kenetler. Başarısızlıklar ise toplumu dağıtır, başkalarına muhtaç haline getirir. Sorumsuzluk ve kendinden başka kimseyi düşünmeme anlayışının yaygınlaşması da, kimlik ve kişilik kaymalarına sebep olur.
Bu kutsal geceyi sakın gafletle geçirmeyelim. Bilhâssa böyle gecelerde rahmet ve mağfiret pınarları gürül gürül akarken gönül kaplarımızı doldurmazsak, boş bırakırsak yazık olur. İçimizdeki harâret, rûhumuzdaki susuzluk devâm edip gider. İnsân denilen varlık ne tuhaftır. Hem harâretten, susuzluktan yana-yakıla şikâyette bulunur; hem de bu harâreti dindirecek, bu susuzluğu giderecek bin bir imkân yanında ve bin bir fırsat önünde iken onlardan faydalanmayı düşünmez.
Müminler için bu gece, hem af, mağfiret ve ilahi rahmete kavuşma vesilesi, hem de birlik, beraberlik ve kardeşlik duygularını en yoğun bir şekilde yaşadıkları bir fırsattır. Bu gecede kırgınlıklara son verilir, gönüller alınır, fakir fukara hatırlanır. Bu sebepledir ki asırlar boyu bu topraklar üzerinde yaşayan Müslüman ecdadımız, bu geceyi diğer kutsal geceler gibi, dini hayata derinlik kazandıran bir değer olarak görmüşler ve onu nefisleri kontrol altına almanın bir fırsatı olarak değerlendirmişlerdir.
Bunalan ruhlar için bu gece gerçekten bulunmaz bir fırsattır. Bu gece, kulluk esprisi içinde ALLAH ın ilahlık hakikatine en köklü anlamda bir sığınma anlamı taşıyan ve ibadetin özü olan dualarla en güzel bir şekilde değerlendirilmeli, günahlardan arınmak için Yüce ALLAH a yalvarıp yakarılmalı, tevbe ve istiğfarda bulunulmalıdır.
Elhamdülillâh bir Mîrac Kandili ne daha kavuştuk. Gerçekten hem fert ve hem de ümmet olarak, ALLAH Teâlâ nın sınırsız afv ü mağfiret, yardım ve bereketinden istifade etmek üzere, bu mübarek geceye erişmenin heyecan ve mutluluğunu yaşıyoruz. Mîrac gecesi; iman, ibadet ve düşünce bakımından insanın kendisini yenilemesi, geçmişini muhasebe etmesi, geleceğini planlaması ve ümitlerini tazelemesi için önüne konulan büyük bir fırsattır. Binaenaleyh bu fırsatı çok iyi değerlendirmemiz gerekir. Bu mübarek gecede, ALLAH Teâlâ nın emir ve yasakları doğrultusunda; Hz. Peygamber (S.A.V.)in tavsiyeleri ışığında ruhumuzun gelişmesi ve olgunlaşması için düşünce ve davranış biçimlerimizi gözden geçirmeliyiz. İçimizdeki manevi duyguların sesine kulak vererek, günahlarımıza tevbe etmeyi, kendimiz, ailemiz, ülkemiz ve bütün Müslümanlar, insanlık için ALLAH Teâlâ ya dua ve niyazda bulunmayı ihmal etmeyelim.
Zamanın bütünü kıymetli ve insanlar tarafından değerlendirilmek için verilmiş en büyük nimettir. Ancak öyle an ve zamanlar var ki Cenab-ı Hakk ın o ana verdiği kudsî bir özelliğinden dolayı o an bir anda binlerce yıllık anları ihata edebilecek bir berekete kavuşur. İşte bu büyüklerimiz bizlere bu anları hakkıyla değerlendirip, duaları bu mübarek ve özel anlarda yapmamızı hal ve hareketleriyle gösteriyorlar. Bu gece Rahmet meleklerinin Rahmete susamış mü minleri hayır hasenat işlemeye, ibadet ve itaatte bulunmaya teşvik ettikleri bir mübarek gecedir. Bu gecede Rahmetin huşu ile edilen dualara, umutla açılan ellere, nura hasret gönüllere sağnak sağnak yağacağı bir gecedir.
Müslümanlar için çok kıymetli olan bu geceyi ve mübarek üç ayları uyanık bir şekilde geçirmeliyiz. Günahlarımıza, yanlış tutum ve davranışlarımıza tevbe etmeli, hatalı yolda isek hemen dönmeliyiz. Yüce Rabbımıza karşı eksik olan kulluğumuzu tamamlamaya çalışmalıyız.
Biz de bu geceyi ihyâ etmeye gayret edelim. Gecenin ihyâ edilmesi için tecrübelerime dayanarak bazı tavsiyelerde bulunmak istiyorum:
1- Gece uykusuz geçirileceği için, çok ibadet edileceği için, gündüz bir miktar uyunursa geceye takviye olur. O nun için Mîrac gecesi olmadan önceki gündüzde, şöyle kendimizi ibadete daha iyi hazırlamak için uyumanızı tavsiye ederim; bu bir...
2- Mîrac gecesinde, "Radyo, televizyon seyredeceğim, evde takip edeceğim." filân diye düşünmeyin, mutlaka bir camide olun! Çünkü camide olmak ile evde olmak arasında çok büyük farklar var... Camide kılınan namaz, evde kılınan namazdan yirmiyedi kat daha sevaplı, eğer mescid ise... Cuma namazı kılınan büyük cami ise elli kat sevaplı... Bir de camiye giderken, gelirken attığın her adımdan insanın bir günahı affoluyor, bir hasene kazanıyor, bir derece de terfi ediyor, rütbesi yükseliyor.
O nun için Mîrac gecesinde dikkat etmeniz gereken şeylerden birisi yatsı namazında mutlaka camide olacaksınız. Sabah namazında da mutlaka camide olacaksınız. Çünkü Hz. Osman (R.A.) den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu:
"Kim yatsı namazını cemaatle kılarsa sanki gecenin yarısını ihya etmiş gibidir. Kim de sabahı da cemaatle kılmışsa gecenin tamamını ihya etmiş gibidir." (Müslim, Mesacid: 656, 1/454; Ebû Davud, Salat: 18, No: 555, Tirmizi, Salat: 51, no: 221) Bu mükâfatı kaçırmamak lâzım!
Yâni şöyle olabiliyor bazen: Mîrac gecesini ihyâ edeceğim diye uykusuz kaldığı için sahur olur olmaz yemeğini yiyor. Ondan sonra da evinde namazı kılıp yatıyor. Bu yanlış... Sabah namazını camide kılmaya dikkat edin, Mîrac gecesinde ve her zaman... Ama Mîrac gecesinde özellikle bunu kaçırmamaya dikkat edin! Yatsı namazı ve sabah namazı camide olacak. Ondan sonraki zamanınızın bir kısmı camide olabilir, bir kısmı evinizde, kendi özel mekânınızda ibadet etmek tarzında olabilir.
Binaenaleyh yapacağımız ibadet ve duaların muhakkak kabul olunacağına ve ALLAH Teâlâ nın biz kullarına olan ikram ve izzetinin bol olacağına inanarak, bu şuur ve idrak içerisinde Mîrac Gecesi ve gündüzünü şöylece ihya etmeye çalışmalıyız:
1- Geceyi oruçlu olarak karşılayalım ve ertesi günü de, yani Receb ayının 26 ve 27. günlerini oruç tutalım. Selman-ı Farisi (R.A) den rivayete göre Hz. Peygamber (S.A.V) Efendimiz:
"Recep ayında bir gün ve gece vardır ki Receb in 27. gecesidir. Kim o gün oruç tutar ve geceyi ibadetle geçirirse yüz sene oruç tutmuş ve yüz sene ibadet yapmış gibi olur" buyurdu. (Beyhaki, Şuabu l-Îman: Sıyam: No: 3811; 3/373)
2- Salat ü selâm okumak. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimize hiç olmazsa bir tesbih, salat ü selâm okumalıyız. Can ü gönülden, "Es-salatü ve s-selamü aleyke ya Resûlellah" demeliyiz.
3- Bu mübarek gece kusur ve günahlarımızdan tevbe ve istiğfarda bulunmalıyız. En azından bir tesbih "Estağfirullah" demeliyiz. Diğer kutlu zamanlar gibi Mîrac gecesi de, özümüze dönerek gaflet içinde geçen günlerimizi sorgulama, unutarak ve bilmeyerek işlediğimiz hatalara tevbe edip bağışlanma dileme, kendimizi ve irademizi yenileme zamanıdır. Mîrac Kandili, ilâhi rıza ve desteği kazanacak işler yapmamız, iç dünyamıza dönüp kendimizi sorgulamamız, kulluk bilincine ulaşarak dua ve niyazda bulunmamız için güzel bir fırsattır. Mîrac ın, manevi yükselişimiz olduğunu, O nun da gönül ve ruh temizliğinden geçtiğini unutmayalım. Mükâfatların sınırsız olarak verildiği bu gece, kalplerimizin, duygu ve davranışlarımızın her türlü kötülükten arınması, dinimiz hakkında sağlıklı ve doğru bilgimizin artması, aramızdaki sevgi ve bağışlamanın hepimizi kucaklaması için yeni adımlar atma imkanıdır. Tevbe, günahla kirlenen ruhumuzu yıkamanın ve yeniden dirilişin ifadesidir, tevbe ruhu arındırmanın en güzel yollarından biridir.
Unutmayalım ki, Cenab-ı Hakk ın bu gece ve gündüzündeki bu büyük rahmeti, mağfireti ve bağışlaması hiç şüphe yok ki ona talib ve lâyık olanlar içindir. Öyle değil mi ya Kusurlarını, günahlarını idrak etmeyen veya edip de bunlarda hâlâ ısrar edenler, afv ü mağfiret ihtiyacı içinde oldukları halde, tevbe ve istiğfarda bulunmayanlar, mağfiret-i İlahiyyeye nereden ve nasıl nail olacaklardır Yapılacak tevbe samimi ve gerçek olmalı, bir daha o günaha dönülmemelidir. Tevbe dil işi değil, kalp işidir. Tevbe, vücudun bütün azalarının Cenab-ı Hakk ın emrine dönmesi demektir. Sözü papağan da söyler, amma idrak etmeden söyler. Nitekim:
Eylesen tûtîyi ta limi eder kelimât,
Sözü insan olur amma, özü insan olmaz! denilmiştir. Tûti, papağan demektir. Papağana konuşmayı öğretsen, sözü insan gibi olur, amma özü insan olmaz, kuştur yine. Papağandır, tabiatı neyse odur. Hâl değişmeli ki, tevbe makbul olsun. Kul hakkı varsa, mutlaka helâlleşmek gerekir. ALLAH Teâlâ şöyle buyuruyor:
"Ey iman edenler! Samimi bir tevbe ("Samimi bir tevbe" diye tercüme edilen "tevbe-i Nasûh" için birçok yorum yapılmıştır. Bunların ortak noktası şudur: "Nasûh", nush kökündendir. Buna göre "tevbe-i Nasûh"; tevbe edenin kendi nefsine nasihat dinletebilmesi, günahlarına son derece üzülmesi ve artık onlara dönmemeye karar vermesi demektir.) ile ALLAH a dönün. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter. Peygamberi ve O nunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde ALLAH sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar. Onların önlerinden ve sağlarından amellerinin nurları aydınlatıp gider de: "Ey Rabbimiz! Nurumuzu bizim için tamamla, bizi bağışla; çünkü sen her şeye kadirsin, derler." (Tahrim Sûresi: 8) Mîrac gecesini idrak eden herkes, ALLAH Teâlâ nın:
"De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! ALLAH ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü ALLAH bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok mağfiret edici, çok merhamet edicidir." (Zümer Sûresi: 53) müjdesinin farkına vararak kendi özüne dönmeli, ümitlerini canlandırmalı, bağışlama ve bağışlanma duygularını güçlendirmelidir.
Bu âyet-i kerimede ALLAH Teâlâ nın rahmet ve muhabbetinin sonsuzluğu ifade edilmektedir. O nun rahmeti her şeyi kuşatmıştır, her insan bu ilâhî rahmetten istifade edebilir. Ancak şu hususa dikkat etmek gerekir ki "ALLAH ın rahmetinden ümit kesmeyin" demek, günah işlemeye devam edin, demek değildir. Bundan maksat, en günahkâr insanların bile tevbelerinin kabul edileceğini bildirmek, dolayısıyla bir an evvel kötülükten vazgeçip ALLAH Teâlâ ya dönmelerini teşvik etmektir. Çünkü tevbe kapısı daima açık. ALLAH Teâlâ kulunun tevbe etmesini, günahını itiraf etmesini sever. O nun için tevbe kapısı daima açık. İnsan tevbe ederse kurtulur hasılı.
Tevbe, sadece belli günahları işleyenlerin başvuracağı bir af kapısı değil, herkesin yapması gereken bir ibadettir. Ruhu arındırmanın en güzel yollarından biridir. Kur an-ı Kerim, ameli ne olursa olsun, istisna koymaksızın herkesi tevbeye davet etmekte ve şöyle buyurmaktadır:
" Ey mü minler! Hep birden, bütün günahlarınızdan ALLAH a tevbe ediniz ki, felaha, kurtuluşa eresiniz." (Nûr Sûresi: 31)
Ruhi olgunluğun doruğuna yükselmiş peygamberlerle beşer arasında bu bakımdan fark yoktur. Egar el-Müzenî (R.A.)den rivayete göre Sevgili Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz:
"Ben günde 100 kez tevbe-istiğfar ederim" (Müslim, Zikr: 41)
buyururken bu gerçeğe işaret etmektedir. Bu itibarla, idrak ettiğimiz Mîrac Gecesi ni eşsiz bir fırsat bilelim ve hayatımızın son kandili gibi kabul edelim. Kandil gecelerinin, ömür yapraklarının birer birer koptuğu, son Mîrac Gecesi nden bu yana bir yıl daha yaşlanıldığını unutmayalım. Her anın, her zaman diliminin gereğini yapabilenler, hayatlarının sonunda pişman olmayacaklardır.
Netice itibariyle, içerisinde bulunduğumuz bu mübarek günlerin kırbaçla dokunur gibi ruhumuza ihtar ettiği ortak bir hakikat vardır. Hal lisanıyla söylenen bu hakikat şudur:
"İman edenler için, ALLAH ın zikri ve kendilerine inen hakikat sebebiyle kalplerinin ürpereceği, saygıyla yumuşama zamanı daha gelmedi mi " (Hadid Sûresi: 16)
Büyüklerimizden olan, fakat zamanla eşkıyalık yapan bir çetenin reisi olan Fudayl b. İyaz "K.S.", bir gün yüksekçe bir duvarın üzerine çıkmış, aşık olduğu kadını seyrediyor, onunla muhabbet ediyordu. O sırada biraz ileride bir zat da yukarıdaki ayet-i kerimeyi okuyordu. Fudayl, kırbaç gibi ruhunda şaklayan:
"Kalplerinin ürpereceği, saygıyla yumuşama zamanı daha gelmedi mi "ayet-i kerimesini duyar duymaz kendini yere atmış ve: "O an geldi ya Rabbi" (Beyhaki, Şuabu l-İman, No: 7316, 5/468, Kuşeyri, Risale, 57) diyerek tevbe etmişti. İşte o an, Fudayl ın Hakk a kavuşmak yolunda yeni bir dönüm noktasıydı.
Ayet-i Kerime bizi de tevbeye davet ederek içinde bulunduğumuz şu günlerde geniş mefhumuyla şöyle ihtarda bulunuyor:
"Mübarek Receb ayına girdiniz, Mîrac gecesine eriştiniz, bir yılınızı geride bıraktınız. Bu elinizdeki son fırsat olabilir. Hâlâ ALLAH ı zikrederek ve Kur an-ı Kerim okuyarak kalplerinizin yumuşama zamanı gelmedi mi " Biz de "O an geldi ya Rabbi" diyerek tevbe edelim.
4- Namaz kılmak. Bu geceyi namaz kılarak ibadetle geçirmenin sevabı çok büyüktür. Mîrac gecesi ve gündüzündeki namazları cemaatle kılmaya son derece gayret göstermelidir. Kaza namazı bulunan kimseler, bu namazlarını kaza etmeye çalışmalıdırlar. Sadece farz namazları ve vitir namazı kaza edilmektedir. Sünnetler kaza edilmiyor. Kaza namazı kılarken bir defa ezan okunur ve her bir farz namaz için ayrı ayrı kamet getirilir. "Ya Rabbi! Vaktinde kılamadığım ilk (veya en son) sabah namazının farzını kaza etmeye niyet ettim" şeklinde niyet edilir, tekbir alınır ve namaza durulur. Diğer namazlar için de böylece niyet edilir. Kaza namazlarını kılarken hepsini aynı yerde değil de, ayrı ayrı yerlerde kılmak, yerlerin şahid olması ve secde ile şereflenmesi bakımından daha faziletlidir. Yani sabah namazını kıldığı yerin biraz ötesinde öğleyi ve O nun yanında ikindiyi ve biraz ileri veya geri çekilerek diğerlerini kılmak, daha sevablı olur.
Üzerinde namaz borcu olan kimsenin bu gecede hiç olmazsa bir günlük namaz kaza etmesi uygun olur. Böylece hem borcunu öder hem de geceyi ihya etmiş olur. Bir günde kaza edilmesi gerekli olan, sabah namazı: 2, öğle namazı: 4, ikindi namazı: 4, akşam namazı: 3, yatsı namazı: 4 ve vitir namazı: 3 rekat olmak üzere toplam 20 rekat farz ve vacib namaz vardır.
Tekellüf yani zorakilik-bitkinlikten kaçınılmak sûretiyle nafile namaz da kılınmalıdır. Ayrıca tesbih namazı da kılınabilir. Ancak üzerinde kaza namazı bulunan kimselerin bu gibi mübarek gecelerde nafile namaz yerine kaza namazı kılmaları daha yerinde olur. Bu sebeple kaza namazı olan kimseler bol bol kaza namazı kılmalı ve bu gece kılınacak bütün nafile namazları, kaza namazı olarak niyetlenmeli ve öylece kılmalıdırlar.
Mübarek Mîrac Gecesi nde on iki rekât nafile namaz kılınması güzel görülmüştür. Her rekâtında Fatiha ile başka bir sûre okuyarak iki rekâtta bir selâm vermeli, sonra yüz defa: "Sübhanellahi velhamdü lillâhi ve la ilahe illALLAHu vALLAHu ekber" demeli. Bundan sonra yüz defa istiğfar ederek yüz defa da Salat selam okumalıdır. Gündüzünde oruçlu bulunmalıdır. Bu durumda günahla ilgili olmaksızın yapılacak her duanın kabulü, ALLAH Teâlâ dan umulur. Enes b. Malik (R.A.)den rivayete göre Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz: "Receb ayında bir gece vardır ki, Receb in 27. Gecesidir. O gece ibadet, taat ve iyilik eden kimseye yüz senelik ibadet-taat sevabı verilir. Her kim o gece, herbir rekâtında fatiha ve bir sûre okumak, iki rekâtta bir selâm vermek ve selâmdan sonra da: Yüz kerre "Sübhanellahi ve l-hamdülillâhi vela ilahe illALLAHü vellahü ekber", yüz kerre "estağfirullah", yüz kerre de Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimize salât ü selâm yani es-salâtü ve s-selâmü aleyke ya Resûlellah okumak üzere oniki rekât namaz kılarsa, sonra da dünyasına ve ahiretine ait kendi işleri için dua ederse, o gün de oruçlu olursa, ALLAH Teâlâ, bütün dualarını kabul buyurur. Ancak bir günahı isterse o müstesna, buyurmuştur. ( Beyhaki, Şuabu l-Îman: Sıyam: No: 3812; 3/374)