Bu haftayı Miraç Kandili vesilesiyle Kudüs Haftası olarak idrak ediyoruz. Allah, tüm müminlere Miraç gecelerini hakkıyla idrak etmeyi nasip etsin. Sağlık, afiyet, iman ve İslam üzere nice kandiller idrak etmeyi Rabbim bizlere nasip etsin.
Hak din İslamiyet bugün kullandığımız takvime gere 610’da başladı. Peygamberlik, Resulullah Efendimize 610’da verildi. Bu tarihten sonra müşriklerin, Allah’a tapanların tüm engellerine rağmen İslamiyet hızla yayılıyordu. Müşrikler, Peygamber Efendimizin amcası Ebu Talip’e, “Muhammed’in üstündeki himayeni kaldır” dediler. O zamanlar himaye sistemi vardı ve Resulullah Efendimiz de amcası Ebu Talip’in himayesi altındaydı. Tabii ki Ebu Talip müşriklerin bu isteğini kabul etmedi ve müşrikler de diğer Müslümanlara yaptıkları eziyetlerin dozunu artırdı. Müslümanlara yapılan eziyetler, zulümler, baskılar ve işkenceler o kadar artmıştı ki çekilmez bir hale gelmişti. Bunun üzerine de Resulü Müctebâ Efendimiz de Müslümanlara Habeşistan’a göç etme izni verdi. Habeş Kralı Necaşi de hakiki bir mümindi ve Hıristiyanlığı hakkıyla idrak edenlerdendi. Hz. Muhammed Mustafa Efendimizin geleceği de İncil’de bildirildiği için Necaşi İslam’a inanıyordu. Hz. Ömer ve Hz. Hamza gibi Mekke’nin ileri gelenleri de bu dönemde İslam’ı kabul etmişti. Bu gelişmelerin üzerine müşrikler bir boykot kararı alarak, kendi aralarında Müslümanlarla ticaret yapmama, kız alıp vermeme, görüşmeme gibi şartlar belirlediler. Sonra da bu anlaşma metnini 80 mühürle birlikte Kâbe-i Muazzama’nın duvarına astılar. Bir muhasara dönemi başladı ve Müslümanlar Mekke’nin dışındaki mahalleye hapsedildiler. 3 yıl boyunca devam eden bu dönemde Müslümanlar başta açlık olmak üzere büyük bir zulüm çekti. Hatta o kadar büyük bir zulüm vardı ki bazı müşrikler dayanamayıp el altından Müslümanlara yemek getiriyordu. Ancak bu muhasara dönemi de çekilmez bir hâl aldı ve Resulullahın izniyle Müslümanlar Mekke’den Medine’ye ‘hicret’ ettiler.
MİRAÇ OLAYI, MÜMİN İLE KÂFİRİ AYIRT ETMEK İÇİNDİR
Miraç olayı, mümin ile kâfiri ayırt etmek içindir, imtihandır. Resulullah Efendimizi kabul edenler, kesinlikle O’nun Miraç’a yükseldiğini de kabul etmek zorundadır. Çünkü Peygamber Efendimize şöyle buyuruyor: “Muhammed’in canı elinde olan Allah’a yemin ederim ki, şu iki dudak arasında Hak dışından başka söz çıkmaz.” Kur’an-ı Kerim’de de, “Muhammed Mustafa, asla Hak dışında bir şey söylemez, hevasından söylemez. Ne söylerse Allah’ın vahyine dayanır” diye buyrulmuştur. Peygamber Efendimizin yaşadığı Miraç olayı, O uyanıkken bizzat O’nun bedeniyle olmuştur. Resulullah Efendimiz Kâbe’nin Hicir bölgesindeyken Cibril geldi ve O’nun göğsünü açtı ve O’nun kalbini çıkardı. Sonra iman doldurdu. Daha sonra altından bir tas getirdi, Peygamber Efendimizin mübarek kalbini yıkadı ve kalbi yerine koydu. Sonra Burak’ı getirdi. Burak öyle hızlıdır ki adımını gözünün baktığı yere atar. Resulullah Efendimiz yolda giderken Ezrak Vadisi’nde Hz. Musa’yı “Lebbeyk” derken gördü. Diğer peygamberleri de gördü. Peygamber Efendimiz Beytü’l Makdis’e gelince orada 2 rekât namaz kıldı. Halen daha Peygamber Efendimizin Mescid-i Aksa’da namaz kıldığı yer bellidir. Daha sonra diğer peygamberler de geldi ve Resulullah Efendimiz onlara imam oldu ve namaz kıldırdı. Oradayken Peygamber Efendimize 3 bardak uzatıldı. Birisinde şerbet, birisinde süt ve birisinde de su vardı. Resulullah Efendimiz sütü aldı. Hz. Cebrail’de bunun üzerine, “Fıtratı seçtin” dedi. Ondan sonra Peygamber Efendimiz dünya semasına yükseldi…
KURAN-I KERİM İLE SABİT OLAN BİR ŞEY REDDEDİLEMEZ
Tüm bu sıkıntıların ardından, hicretten 1 buçuk yıl sonra Peygamber Efendimiz Kâbe’yi ziyaret etmek için Mekke’ye gitmişti. Hicir’de bulunuyordu ve oraya Hz. Cebrail geldi. Hz. Cebrail, Peygamber Efendimizi adeta ameliyat edercesine göğsünü açtı ve O’nun Allah’la buluşmasına engel olacak beşeri şeyleri kaldırdı. Daha sonra da Miraç olayı gerçekleşti. Hiçbir peygambere nasip olmayan Miraç olayı böylece başladı. Miraç, Resulullah Efendimizin mucizelerindendir. Miraç, kelime anlamı olarak yükseğe çıkmak demektir. O gece zaman ve mekân meftunları kalktı ve Resulü Müctebâ Efendimiz Mekke’den Beytü’l Makdis’e kadar ‘Burak’ denilen bir binek hayvanıyla götürüldü. Peygamber Efendimizin Mekke’den, Kudüs’e ulaşması Kur’an-ı Kerim’de, İsra Suresi’nin ilk ayet-i kerimesi ile sabittir. İsra Suresi’nde bu olay şöyle buyrulmuştur: “Bir gece, kendisine bazı ayetlerimizi gösterelim diye kulunu Mescid-i Haram’dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah eksikliklerden münezzehtir. O, gerçekten her şeyi işitmekte ve görmektedir.” Bu nedenle Miraç olayının Mekke’den Kudüs’e kadar olan bölümünü reddeden kâfirdir çünkü Kur’an-ı Kerim ile sabit olan bir şey reddedilemez. Miraç hadisesinin bundan sonrası sahih hadis-i şeriflerle, 33 sahabenin rivayet etmesiyle sabittir. Miraç olayının nasıl gerçekleştiğini biz bilemeyiz. Miraç’ın nasıl mümkün olduğunu Peygamber Efendimiz ve Allah’tan başka kimse bilemez. Çünkü Yüce Allah, mekândan münezzehtir, şekilden münezzehtir.