Bizler millet olarak, gerginliklere, krizlere, dayatmalara, dönüştürme operasyonlarına, beyin boşaltmalara alışığız. Karakterimiz bu. Her kurumumuzun durumu böyle. Gördünüz, Milli Takımımız bile, 2-0 geriye düştüğü maçı, son 15 dakikada çevirirken, bizleri ne hale soktu. Gerildik, sinirlerimiz harap oldu, belki de kalp spazmı geçirenler bile oldu. Kolay işi zor halletmeyi severiz biz. Ya da zorlaştırarak yapmayı.
Ne diyor, düzenlediği basın toplantısında ballı, şanslı Teknik Direktörümüz Fatih Terim, "Yetmişinci dakikaya kadar yazdıklarınızı çöpe attırdığımız için özür dileriz. Bundan sonra da size geçici rahatsızlıklar vereceğimiz için üzgünüz" Milli Takım ile basın arasındaki gerginliğe en harika yorum ise Gürcan Bilgiç ten geldi, "Eğer, Milli Takım, hem karşısındaki rakibi yenerken, bizi de yenmeyi marifet biliyorsa ve bundan keyif alıyorsa, biz her maçta 8-0 yenilmekten memnuniyet duyarız" Grup maçlarından beri Milli Takım ile basın arasında bir gerginlik var. Fatih Terim kendi havasında bir isim "Ben yaptım oldu" zihniyetinde. Afrası, tafrası da cabası. "Bu işi benden başka hiç kimse bilmiyor" şeklinde burnunun dikine gitmeyi seviyor. Her maçta ayrı tercih, her maçta ayrı bir tertip.
Çek maçının sonrasında Ahmet Zeki Gayberi kardeşimiz dedi ki, "Dünyada her takımın bir ekolü var. Ofansif, defansif Yunanistan, defansıyla tanınan bir takım. Hollanda, yıllardır ofansıyla ve hücum futboluyla ekol olmuş bir takım. Brezilya, göze hoş gelen ve futbolu keyif veren bir takım. Bizim takımımızın ekolünün ne olduğunu çözmek için şifre memuru olmak lazım. 70 dakika harmandalı oynayıp, 20 dakikada rakibi perişan edebiliyorlar. Bu ekole dense dense, çatapat veya kör parmağım gözüne ekolü denilir"
Doğruya doğru Üç maç oynadık. Ne oynadığımız belli değil. Birisinde yenildik, ikisinde yendik Hani, yaygın bir futbol deyimidir, bana göre de Milli Takım ın bu oyun stiline, 5 dakikada Beşiktaş ekolü denilir herhalde.
Nedendir çözemiyorum. Fatih Terim, acaba kendilerini kıyasıya eleştiren medyaya karşı savaş açarak, oyuncuları üzerinde psikolojik bir motivasyon tekniği mi uyguluyor Böyle bir şey olabilir mi Emre Belözoğlu, her maç sonrasında basın tribünlerine hareket çekmekten yorulmadı mı Medya, Milli Takım ın kötü olmasını bilerek mi istiyor Medya Milli Takımı yerden yere vuruyor. Milli Takım oyuncuları ve teknik direktörü de medyaya diş biliyor. Böyle bir ülke tablosu nerde görülmüş Mutluluk tablomuzun içinde bile gerginlik ve stres var. Futbol üç ihtimalli bir oyun. Yeneriz, yenilebilir veya berabere kalabiliriz. Ama, mutluluk tablomuzda veya mutsuzluğumuzda yüreklerimizi yan yana koyabiliyor muyuz Mutluluğumuzu paylaşıp çoğaltabiliyor muyuz Mutsuzluğumuzu paylaşıp azaltabiliyor muyuz Fatih Terim in o Kaf Dağını aşmak üzere olan egosunu bir kenara koyup düşünme vakti gelmedi mi Çünkü Milli Takım, "Ben lerin" takımı değil, "Biz"im takımımız!
Ben yok, "Biz" Son hatırlatmamız yine bir deyim: "Kedi her zaman keşkek yemez."