Milli olmak?

Abone Ol

HER mesleğin milliliği olduğu gibi gazeteciliğin, spor

yazarlılığının da Milliliği vardır. Ama bu söz de ya da çakma değil Gerçek

Milli .

Bir spor yazarının mesleğinde milli olması için mutlaka

Milli Gazete de yazıp, milliliğin tadına varmalı.

25 yıllık gazetecilik hayatımda bir çok gazete,

televizyon ve radyoda görev yapan birisi olarak Milli Gazete de gördüğüm

samimiyeti, sevgiyi, muhabbet ve cesareti hiçbir kurumda görmedim. Benim gibi

mesleğinin sonlarına gelen arkadaşlarımın mutlaka hayatlarında bir kez dahi

olsa Milli Gazete nin zevkini , güzelliğini yaşamaları gerekli. Yoksa

mesleklerinde bir çok şey eksik kalır.

Türkiye de kaç tane gazetenin, televizyonun, kurumun,

kuruluşun önünde Milli kelimesi var Hiç yok. Sadece Milli Gazete nin önünde bu

kutsal isim bulunuyor. Bu ismi koyanlardan Allah razı olsun. Sanki son temsilci

Milli Gazete kalmış gibi.

Bizim sporda da bir çok takımların önünde milli ifadesi

var. Ama şuursuzca, bilinçsizce, giydiği formanın kıymetini bilmeyen, hangi

federasyona başkan olduğunu anlamadan, hatta milli sporcuları çalıştırdığının

farkında olmayan bir çok antrenör yığını herkesi ürkütüyor.

Milli takımın çok iyi gittiği dönemlerde şu anda

milletvekilliği yapanlar gazetelere, Eğer jiplerimiz gelmezse sahaya çıkmayız

diyerek Milli takım formasını giymiyorlar, Federasyon Başkanı nı tehdit

ediyorlardı. Şimdiki Milli takımın bulunduğu sıralamayı düşününce de ödül olarak sadece devlet

büyüklerinden kol saati verildiğinde manevi değerinden dolayı sabaha kadar

uyuyamayan bizim insanımız, şimdilerde her maneviyatı para ve altına çevirerek

her şeyini kaybetti. Şike ve dopinge bulaştı. Ar damarı çatladı.

Para ve makam hırsı seçimleri de gölgede bıraktı. Haluk

Ulusoy, Şenol Güneş i gönderme şeklinden dolayı Karadeniz lobisi Ulusoy u

bitirdi. Yerine bizden olsun çamurdan olsun mantığı ile, siyasi gücü kullanıp,

tek aday tek seçim demokrasi getirmenin peşine düşerek önce rahmetli Hasan

Doğan, yine aynı sistemle, velihattı Mahmut Özgener, Mehmet Ali Aydınlar ve

Yıldırım Demirören.

Siyasi torpille iş başına gelenler Türkiye nin, milletin

paralarını çar çur ettiler. Kulüplere ne yurt içinde ne de yurt dışında bu

kadar hukukçuları olmasına rağmen sahip çıkmadılar. Sonra dönüp, yaşı yetmiş

işi bitmiş, ne söylediğini bilmeyen, beş dakika sonra değişen 85 yaşındaki

İlhan Cavcav a Kulüpler Birliği Vakfı nı teslim etmişler.

Ama çıkan bir kanunda 65 yaşını geçen her Türk bireyi

noterde bile olsa yanında bir şahit bulunursa söylediği söz veya attığı imza

kabul olunuyor. Hiç kimse buna dikkat etmiyor.

Hele vakıf seçiminde söylenen sözler yapılan tehditleri

görünce, arka sokakların insanları veya mafya babalarının söylemleri olarak

hatırladım. Malesef bir çok kulüp başkanı spor adamı ağzıyla değil mafiyamsı

söylemleriyle güç gösterisi yapıyor. Bu ortamda hiçbir taraftarı  çıkartacakları  taşkınlıklardan dolayı suçlamasınlar. Böyle

kulüp başkanlarına, antrenörlere bu taraftarın yaptığı az bile.

Geçmiş olsun Türk futbolu, geçmiş olsun Federasyon,

yazıklar olsun Türk futbolunu yönetenler.

Milli Gazete de yazanlar kimsenin adamı değil, kulüplerin

yağcısı hiç değil, Allah ın kulu, bu milletin hizmetindedir.