Kahramanmaraş Atlas Sineması... Şimdi, o sinemanın yerinde beton binalar yükselmiş… Ortaokuldayım. Orta birdeyim. İnanç dünyam yavaş yavaş şekilleniyor. Sağdan soldan gelen sözler, sloganlar, itmeler, dürtmeler, günlük hayatın içinde kaybolup gidiyor...
Her hafta sonu köye koşasım geliyor. Hep köyü özlüyorum. Şehir hayatı sıkıcı ve bunaltıcı. evimi, annemi, kardeşlerimi, köyün çocukları burnumda tütüyor.
Niye okumalıyım? Okursam ne olacak, okumasam ne olacak? Bunu bana anlatan biri yok… Öğretmen beni zeki bulmuş, bu çocuk mutlaka okusun demiş babama… Babam da beş komşu köyün çocuğuyla birlikte bir çift göz yere tıkmışlar hepimizi.
İlk kez, çizgili picomam oldu… İlk kez bir takım elbisem… Vişne renginde.
O sıralarda… Dediler ki, Erbakan geliyor… Erbakan Atlas Sineması’nda halka hitap edecek… Bizim köylüler traktöre doluşmuşlar, römork tıka basa dolu… Ben de yanlarına vardım.
Akşam… İçerisi insan seli… Hani rüzgâr vurur ya ağaçlara, ağaçlar dalga boyu oluşturur, yaylanır… Bir o yana bir bu yana… Aynısı zuhur ediyordu.
İnsanlar izdiham oluşturmuşlardı.
Oğuzhan ASİLTÜRK ağabeyi ilk kez orada gördüm… Sonra, siyasette etkin rol alacak birçok ismi de Atlas Sineması’nın loş ışıklarında gözlemledim, çocuk algısıyla.
Sıra Erbakan hocaya gelmişti.
Her sözü, heyecan uyandırıyor, insanları mest ediyordu… Bu ülkenin musluklarından şarap değil, zemzem akacak sözü hâlâ kulaklarımda… Milli Nizam’dan bahsediyordu... Milli sistemden… o günkü aklımla, söylenenleri bir yere oturtamadım…
Sonra, ne dediğini, ne demediğini ayrıştırdım.
Milli Nizam Partisi, bir siyasi hareketten ziyade, inanç ve fikir aksiyonuydu… Bir partiden öte anlam taşıyordu… Ve sisteme alternatif idi!
Kısa sürede, bize ait olmayan sistem ve sahipleri, bu partiyi kapattılar… Bir çok insanı yasaklı hale getirdiler.
Sayın Erbakan’ın çalışkanlığı, inançlı yürüyüşü gerçekten gelecek nesillere aktarılası bir durumdur…
Gerçi, ben o yıllarda, yönümü ülkücü harekete çevirmiş, Sayın Erbakan’ın siyasi hareketinde bulunmamıştım.
Ancak, İslami söylemleri, sisteme karşı duruşları hep aklımın bir yerindeydi.
Milli Nizam’dan 28 Şubat darbesine uzanan mücadelede, gerçekten millete rağmen, milleti adam etme girişimleri, hep boş çıkmıştır.
Evet, insanlar eziyet görmüş, horlanmış, dışlanmış… Akla hayale gelmedik muamelelere maruz kalmışlardır. Ancak, hakikatı söndürecek üfleme bulunamamıştır bugüne dek... Nurunu kimse örtemez.
Allah davasına kimse çelme takamaz.
Dilleri sadece Allah diyen, Allah’ın hoşnutluğunu isteyen… İnsanlar, hem bu dünyada hem ahirette mutlu olsunlar, özgür olsunlar, hür olsunlar diye çabalayanlar, elbet seçkin ve duayı hak eden insanlardır.
Bu itibarla, milli nizamdan,28 Şubat darbesine uzanan mücadele çizgisinde, bu ülkenin mili ve yerli unsurları, Sayın Erbakan’ı, Muhsin YAZICIOĞLU’nu iyi irdelemek ve bilmek zorundadırlar.
Onlara dualar gönderiyorum… Bize ışık olmaya devam ediyorlar.