Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, İslam ı bir hayat nizam olarak gönderen,
hesap gününün hâkimi, Allah (c.c) a hamd ederim. Salât ve selâm, peygamberimiz
Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) ya, âline ve sahabelerine olsun.
Biz hakkı üstün tutan, batıldan sakınan, nefis
terbiyesini esas alan, ahirete inanan tek bir ümmetiz. Belirlenmiş görevimiz,
toplumu hayra çağırmak, marufu emretmek münkeri yasaklamaktır. Biz, tek bir
lider etrafında Allah için birlik olup toplandığımız kadar ümmetiz. Ümmet
olmanın bir fıkhı vardır. Bu fıkhı bilmeden, esaslarına uymadan, ümmet olma
farzını eda etmiş şuurlu bir Müslüman olamayız. Ümmet olmak, itikadi ve ameli
boyutu olan bir meseledir. Bu meselenin itikadi ve ameli boyutu muteber akaid
ve fıkıh kitaplarında geniş olarak işlenmiştir. Liderlik, emirlik meselesi,
ümmetin cihad ve ıslah görevini yapabilmesi için aklen vacip ve dinen yerine
getirilmesi gereken bir farzdır. Bu sebeple İslam, emir sahiplerinde aranacak
vasıflardan, seçimine, azline, itaat, isyan bahislerine kadar hatıra
gelebilecek her hususta esaslar, prensipler, hükümler koymuştur.
İslam, birlik ve ittifak dinidir. Bu, sadece Allah,
Peygamber ve şeriatın birliğini ifade etmez. Din ve dünya işlerimizi düzene
koyacak itaat edilecek liderin, emir sahibinin de bir olmasını gerektir.
İslam a bağlanmış müslümanlar tek bir ümmettir. Âlimler, bu mevzu üzerinde
gelen sarih nassları dikkate alarak, bir asırda lider ve emir sahibinin birden
fazla olamayacağı hususunda icma etmişlerdir. Şayet, aynı asırda, iki ayrı
lidere, emir sahibine bağlanılacak olsa, bunların hangisinin efdal olduğuna bakılmaksızın
birincisi meşru sayılacak, ikincisi isyancı ve tefrikacı sayılıp, iddiasından
vazgeçinceye kadar kendisine itibar ve iltifat edilmeyecektir. Arface İbnu
Şureyh (r.a) anlatıyor: Resulüllah (s.a.v) buyurdular: Siz bir kişinin
etrafında birlik halinde iken, bir başkası gelip, kuvvetinizi kırmak veya
topluluğunuzu bölmek isterse, onu etkisiz hale getirin. (Müslim-İmaret: 60)
Ümmet birliğini sağlayan iki önemli şey ise biat ve itaat farzıdır. Biat bir
itaat sözleşmesidir. Bir emir sahibine biat eden kimse, emir sahibi kendisine
düşen vazifeleri yapmayarak zulme düşse bile, ona meşru olan bütün emirlerde itaat etmekle mükelleftir. Ebu Hüreyre
(r.a) anlatıyor: Resulüllah (s.a.v) buyurdular: Beni İsrail i peygamberler
(a.s) idare ediyorlardı. Bir peygamber ölünce onun yerine ikinci bir peygamber
geçiyordu. Ancak, benden sonra peygamber yok. Ama ardımdan emir sahibi
halifeler gelecek ve çok olacaklar. Orada bulunanlar: Onlar hakkında bize ne
emredersiniz diye sordular. Önceki biatınıza sadakat gösterin. Onlara
haklarını verin. Onlar üzerindeki haklarınızı (eda etmedikleri takdirde,
kendilerinden değil) Allah tan isteyin. Zira Allah (c.c), idareleri
altındakilerin hukukunu onlardan soracaktır (Buhari, Enbiya 50, Müslim, İmâret
44) Bu hadiste peygamberimiz, önce kime biat edilmişse, o vazife başında
oldukça başka bir kimseye biat edilmeyeceğini, bunun haram olduğunu belirtiyor.
Ayrıca, biatın gerektirdiği vazifelerin yerine getirilmesini emrediyor.
Âlimler, onlar üzerindeki hakkınızı Allah tan isteyin! cümlesinden isyan
etmeyin hükmünü çıkarmışlardır. Bir başka hadiste peygamberimiz: Emir
sahibine kulak verip itaat edeceksin. Sırtına vurulsa, malın (zorla) alınsa
bile kulak ver, itaat et buyurmuştur. Rabbimiz buyuruyor: Ey iman edenler!
Allah a itaat edin. Peygamber e ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin.
Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz Allah a ve ahirete gerçekten
inanıyorsanız onu Allah a ve Resul e götürün (onların talimatına göre
halledin); bu hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir. (Nisa: 59)
Ümmet birliğini bozan tek şey ise tefrika yapmak, illa ben olacağım diyerek,
itaat yolundan sapmaktır. Rabbimiz buyuruyor: Hep birlikte Allah ın ipine
(İslam a) sımsıkı yapışın; hiçbir şart altında tefrika yapmayın. Allah ın size
olan nimetini hatırlayın
(Ali İmran: 103)
Bizler imtihan olduğumuz dünya hayatında İslam ın hem
şekline hem de ruhuna uymadıkça bu imtihanı kazanan değil kaybedenlerden
oluruz. Allah kalplerde olanı bilir. Bizler gizli emellerimiz için insanları kandırıp
aldatabiliriz, ancak Allah ı kandırıp aldatmamız imkânsızdır. Erbakan hocamızın
dediği gibi, biz emir sahiplerine, onları sevdiğimiz için değil, Allah ve
Resulü emrettiği için biat edip itaat etmek zorundayız.
Hatalı Davranışlar
Bir insan ne kadar İslam ca bir ahlaka sahip olursa,
ümmet birliğinin, barış ve huzurun, ağiz tadıyla çalışmanın sağlanmasında o
oranda katkısı olur. İslam, Kur an ve Sünette kınanmış bazı davranışların, ben
Müslümanım diyenler tarafından sergilenmesini hoş karşılamaz. Bu davranışlar
düzeltilmesi gereken hatalı davranışlardır. Bunların ferdi olanları şunlardır.
1- Benlik (enaniyet): Ben varsam olur, yoksam yıkılır
hastalığıdır. Çözüm: İtaatte, sadakatte ve ihlastadır. İRFAN sahibi olmaktadır.
Kâmil insan olmak için nefis terbiyesini esas almak gerekir. Zira hayırlı olmak
başkadır, şerli olmak başkadır.
2- Tefrika: Dava arkadaşlarıyla çekişerek faydalı
olunmaz. Fikir farklılıklarında rahmet varken, tefrikada çok büyük vebal
vardır. Doğru olan cemaat ruhuna sahip olarak İTTİFAK halinde olmaktır. Biz
sizden daha iyisini yapacağız diyerek TEFRİKA yapmak haramdır, günahtır.
3- Makam mevki hırsı, şahsi menfaat isteği: İnsanlar çoğu
zaman kendi yeteneklerini tarafsız olarak değerlendiremezler. Bir göreve
gelmeyi gaye edinmek İslam da şiddetle kınanmıştır. Bu kimse arzu ettiği göreve
gelmesi halinde, manevi yardımdan mahrum kalır. Ayrıca çok arzu ettiği o makamı
muhafaza etmek için herkesi hoş tutmak mecburiyetinde olduğundan etrafını büyük
ölçüde maddi çıkarları peşinde olanlar sarar. Sahip olduğu imkânlar, hizmet ve
topluma yararlı olmak için değil, şahsı için kullanır. Doğru olan, görev
verilirse ihlasla, sadakatle, feragatle çalışmaktır. Bir makamı elde etmek için
kulis yapmak, grup oluşturmak, yapanı helak olmaya götürür. Bu yola girilirse
birbirine kenetlenmiş olan topluluğun arasına fitne girer, kardeşlik bozulur,
birlite olmanın kuvveti kaybolup gider. Bu davranışların hepsi İslam
düşmanlarının işine yarar ve sadece onları sevindirir.
4- Dedikoduya itibar etmek ve tenkitçilik: Gıybet
(dedikodu) doğru bile olsa, bir kardeşimizin duyduğu takdirde üzüleceği bir
sözü onun arkasından söylemektir. Bu, toplumu birbirine düşüren, gücünü zaafa
uğratan çok zararlı bir hastalıktır. Her duyduğunu söylemek bir insanın yalancı
olmasına yeter.
5- Sui zanda bulunmak: Bu iş bununla olmaz sözü buna bir
örnektir. Çok kesin delillerle aksi belli olmadıkça herkes hakkında hüsnü zanda
bulunmak esas alınmalıdır.
6- Tembellik, laf ebeliği. İnsan için sadece
çalışmasının karşılığında vardır ve karşılığını da muhakkak görecektir esası
unutulmamalıdır. Bilinmelidir ki, hayır için takatımızın sonuna kadar çalışmak,
konuşulacak bir şey değil, yapılacak bir şeydir. Çalışmayan konuşuyor, akıl
veriyor. Çalışan tefekkür ediyor ve yol alıyor.
7- Sonra Yaparım Düşüncesi; Tehircilik: Bu, hayırlı
işlerin yapılmasını engelleyen hatalı bir davranış biçimidir. Hayırlı işlerde
acele etmeli, elimizi çabuk tutmalıyız esası bizim çalışmada temel
esasımızdır.
Dışarıdan etkilenerek yapılan hatalar ise şunlardır.
1- Siyasetle olmaz: Bu siyesetin dünya imtihanındaki
yerini unutmuşlerın sözüdür. En etkili güç siyasi güçtür. Bizi kim yönetirse
yönetsin diyemeyiz. Bu haksızlığa rıza göstermek olur. Hazreti Mevlana ne güzel
söylemiş: Hangi tohumu toprağa attın da filiz vermedi, yeşermedi, hangi iyi,
güzel doğru olanı istedin de, Allah senden esirgedi. Yeter ki sen sabitkadem
olarak, yerinde sabırla sağlam dur.
2- Bu iş bu lider kadrosuyla başarılmaz, değişiklik
lazım: Bu kanaat batıldır ve Zafer ve sonuç muttaki kullarındır esasına
aykırıdır.
3- Demokrasi yok. İstişare edilmiyor: Bizim davamızda
karalar parmak esasına göre değil, istişare edilerek alınır ve alınan kara
istikametinde işler görülür. İstişareyi batıca düşünme kalıbı içersinde
değerlendirmek çok yanlış bir davranıştır. İstişare, ya benim dediğimi
yaparsınız, ya da ben söke, söke alırım anlayışında bulunmak değidir. İslam da
istişare fıkhını bilmeden yapılacak değerlendirmeler bizi bunalıma sokar. Milli
Görüş tarihinde bu esasa uyulmadan yapılan hiçbir iş yotur. Lider karar
verdikten sonra, o kararın arkasında kenetlenmek ümmet olmanın gereğidir.
4- HAYIRCILARIN kara propagandalarına kapılmak: Bizi
yolumuzdan alıkaoymaya çalışan hayırcıların kara propagandalarından etkilenmek,
bizi mücadeleden düşürür. Tarih boyunca toplumları aydınlığa çıkarmak, zulmü
ortadan kaldırmak saadet ve huzur getirmek için mücadele edenler de,
hayırcıların kara propagandalarıyla karşı karşıya kalmışlardır. Ancak hakkın
hâkim batılın zail olması için cihad edenler, hep galip gelmişlerdir.
5. Zehir kovası taşıyıcısı olmak: Başkalarının
belirlediği gündeme mahkûm olmak ve buna göre hareket etmek şuurlu bir toplum
için uygun olmaz. Bizler kendi gündemizi konuşur ve yürütürsek görevimizi
yapmış oluruz.
İSMAİL HAKKI AKKİRAZ