Millî Görüşçü Saadet’e oy verir

Abone Ol

Bismillâhirrahmânirrahîm;

SEÇİM kampanyalarındaki çarpıklıkları ibretle izledik. İnsanımızın birbirine karşı güven duygusunun hızla kaybolmaya yöneldiğini gördük. “Büyük buluşma”, “Tarihi buluşma” diyerek adaylardan yalnız 2’sinin TV’lerde ortak yayına alınmasının güven kaybı ve bencillikten başka izahı var mı? Binali Yıldırım, oy devşirmek kaygısıyla Millî Görüş’ü “davanın kökü” olarak duyurdu. Fakat Saadet Partisi’nin yok sayılmasının izahını yapamadı.

“Yalan rüzgârları” İstanbul seçimlerinde de millî iradeyi kasıp kavurdu. Her seçim öncesi görünüp kaybolan bir güruh İstanbul seçimi öncesinde de boy göstermeyi ihmal etmedi. Kendilerini “eski Millî Görüşçü”, “Erbakan’ın arkadaşları” olarak tanıtan bu zevat Saadet Partisi’ni farklı bir partiye yamama rolünü üstlenmişlerdi.

Oluşturdukları garabetin hangi tarafından tutacağımızı şaşırdık. Millî Görüşçünün eskisi, yenisi olur mu? Dava sahibi her zaman dava sahibidir. “Erbakan’ın arkadaşları” denilen zevat, Hoca hayatta iken bile yanında durmadılar. Şimdi neyin peşindeler? Sonra, Saadet Partisi’nin her işi istişare ile yapan “yetkili organları” var. Bunlar Saadet Partisi’ni “yönlendirme” yetkisini nereden alıyorlar?

Söz konusu zevattan Şevki Yılmaz hızını alamadı. “Recai Kutan ve Lütfi Doğan Hoca’nın da kendileri gibi düşündüğü” yalanına sarıldı. Hem Recai Kutan, hem de Lütfi Doğan Hoca Şevki Yılmaz’ı yalanladılar. Recai Kutan cevap verdi: “Millî Görüşçü Saadet Partisi’ne oy verir.” (Millî Gazete, 18.06.2019). Yalandan medet ummak ne büyük acizlik?

SEÇİM MURDAR OLDU

BU sözü Binali Yıldırım kullanmıştı. Seçimi murdar eden sadece seçim günü yaşananlar değil ki!  Öncesinde yaşanan haksızlıkların da rolü var bunda. İnsan haklarını korumalı, adaleti elden bırakmamalısınız. 31 Mart’ta Saadet Partisi’nin İstanbul’da seçime girmediği; her seçim bölgesinde kendi adaylarıyla seçime katıldığı halde, başka partiyle ittifak yaptığı kuyruklu yalanlarını bırakmalısınız. Değilse, seçimi murdar edersiniz.

Hakaret, yalan, iftira, kara propaganda haksızlığa yol açar; adaleti zedeler; güven duygusunu köreltir; sonuçta seçim murdar olur.

Başta TRT olmak üzere, medyanın 2 parti seçime giriyormuş gibi yayın yapması vatandaşın doğru haber alma hakkına saldırıdır; sonuçta seçimi murdar eder.

Güven kaybolunca ne dürüst seçim yapabilirsiniz; ne de âdil bir TV programı. Haksızlık ve adaletsizlikler kişileri itibarsızlaştırır; insanın değeri kaybolur. İşlerimizin iyi yürümemesinin sebebi bu! Çünkü her şey insanla olur.

Erbakan Hoca kendisini AKP’nin yanında göstermek isteyenlere, “Beni AKP’nin günahlarına ortak etmeyin” derdi. Bu yüzden AKP’ye uyarı görevini hiç bırakmadı.

Saadet Partisi AKP’ye iyilik için onları israf ve rüşvet konusunda uyarıyor. Bazı AKP’liler bazı bankaların yönetim kurulu üyesi yapıldı, ama hiçbiri bankacı değil. Ehliyet ve liyakat söyleminiz nerede kaldı?

Propaganda ile halkı kandırabilirsiniz. Seçim yapılmayan 80 ile astığınız pankartlarla oluşturduğunuz, “İstanbul’un Binali Yıldırım’a ihtiyacı var” garabetini gelecek nesillere ve dış dünyaya inandırabilir misiniz?

SAADET’İN ADAYI VAR

BAZILARI Saadet’in farklı bir parti olduğunu, kendi adayıyla seçime girdiğini unutuyorlar. Uzaktan gazel okuyarak Saadet Partisi’ni yönetmek istiyorlar. Saadet Partisi başka bir partinin eksiğini tamamlamak için kurulmadı ki! Hakkı temsil etmeyi amaçladı. Manevî değerlerimizi önceledi. Türkiye’yi “lider ülke” yapmak istedi. Aday belirleyip seçime giren bir partiye, baskı yaparak, “Bizim adayımıza oy verin” demek bencillik ve karşısındakini yok sayma nezaketsizliğidir.

Saadet Partisi onurlu insanların karargâhıdır. İlke ve ölçüleri vardır. “Batıl davada zirve olmaktansa, hak davada zerre olmayı” tercih ederler. Dünyalığa aldanmazlar. Ulvî değerler uğrunda yaşarlar. Maneviyatçıdırlar.

Geçtiğimiz sene vefat eden efsane Bayındırlık ve İskân Bakanı Cevat Ayhan’dan örnekle onu hatırlamak istiyorum. İTÜ mezunu olan Cevat Ayhan devletin çeşitli kademesinde görev yaptı. 3 dönem Sakarya Milletvekili seçildi. Partisinin genel başkan yardımcılıkları görevinde bulundu. Hep Millî Görüşçü olarak kaldı. Vefat ettiğinde oturduğu 80 m. karelik evinden başka malvarlığı yoktu.

Trafik polisi bakanlığı sırasında aracını durdurdu. Cezasını söyledi. Bakan olduğunu öğrenince utandı, özür diledi. Cevat Bey, “Evlâdım sen görevini yapıyorsun” diyerek belirlenen cezayı ödedi.

Hiç kimse yarım asırlık onurlu mücadele yürüten Millî Görüşçülere haksızlık etmesin Onlar bu ülkenin sigortası. Bir şey istemeden ülkelerine hizmet ediyorlar. Siyasiler birbirini anlamaya çalışsalar ne güzel olur! Çok şey mi istiyoruz yoksa?