Bu karikatürün yayın tarihi 10 Mart 1960! İlk ihtilalden 77 gün önce CHP parasıyla kurulmuş ve CHPye yakınlığıyla maruf bir mizah dergisinde yayınlanan bu karikatürün en çarpıcı yeri yastık altındaki "Asma Köprü" projesidir. Borçların artmasına vurgu yapılırken DP iktidarının gerçekleştirmek istediği "Asma Köprü"ye lüzumsuz bir hayal çağrışımı yaptırılıyor.
Bu bir tek karikatürle dahi o günlerde bu ülkedeki iktidarın ve muhalefetin nerede durduğunu anlamak mümkün.
Gelelim 27 Ekim 1960 tarihine.
Aynı derginin aynı sayfasında yayınlanan şu satırlara bir bakın. Bahsedilen kişi, karikatürdeki aynı kişidir. Muhalif derginin kalemşoru diyorki: "Düşüklerin en ipe sapa gelmez biçimde konuşanı Tevfik İleri, Meclisteki muhalefete bakmış ve bir gün şöyle demişti:
- Meclisi, dikensiz gül bahçesine çevireceğiz.
Diken, muhalefetti.
Şimdi hepsi Yüce Adalet Divanının önündeler. Onlara bakıyorum. Aralarında bir tek, kendilerine muhalif yok. Ve onların hepsi burada.
En sonunda istedikleri oldu. İşte özledikleri dikensiz gül bahçesi... (Aziz Nesin)
1960 yılından günümüze geldiğimizde garp cephesinde değişen bir şey olmadığını görürüz.
"Çok değerli bir eski solcu var, ilgiyle izliyorum serüvenini. Kendisi besteci, çalgıcı, şarkıcı, romancı, köşe yazarı, sinema yönetmeni, belediye reisi adayı, eski CHP milletvekili. Hem sosyalist, hem sosyal demokrat, hem Marksist, hem Kemalist, renkli bir adam. Gerçek anlamıyla büyük bir adam. Sağlıklı. "Megalomani" illetinin uzağından bile geçmişliği yok."
Sabah Gazetesi yazarı Engin Ardıçın 25 Aralık 2010 günü tarifini yaptığı bu kişinin 28 Şubat günlerinde kartel tvsindeki programlarından birinde konuğu Bekir Yıldız idi.
Caddelerinde tanklar yürütülen Sincanın görevden alınan ve içeri tıkılan belediye başkanı.
Çok sıfatları olan CHPli soruyor, sabık belediye başkanına: İnsanları yatırıp enjekte edeceğiz, demişsiniz Cevap: Hayır, demedim! Lakin çok sıfatlı ısrar ediyor: Demişsiniz, demişsiniz! Suçlanan ne kadar hayır dese de faydası yok. Çok sıfatlı, sizin ne demekle suçlanacağınıza da biz karar veririz, havasında. Ki o çok sıfatlının, seçilememiş belediye başkan adayı sıfatı da vardır.Karşısında seçilmiş fakat başkanlığı gaspedilmiş bir başkanın olması ezikliğini böyle bastırmak istemesi psikiyatrların görev alanına girse gerek. Çok sıfatlının tahsil derecesinin kendi gazetelerinde Ortadoğu Teknik orta okulundan terk diye yazıldığını da biliyoruz.
Derken efendim, gelelim 9 Aralık 2010 tarihli Bugün gazetesine. O gün Cumhuriyetçi olmayı yazan Prof. Dr. Toktamış Ateşin bir parağrafı aynen şöyle:
"Geçenlerde bir kez daha vurguladığım üzere; Ankaranın bir ilçesinin münasebetsiz bir belediye başkanının "Biz Millî Görüşü canlarını hiç acıtmadan yere yatırıp iğneyle yavaş yavaş zerk edeceğiz" mealinde bir ifadesi kimi vatandaşlarımızın hafızalarında bir kâbus gibi durmaktadır."
Yani, "İslâm şeriat düzeni" kurmak isteyenler, "Cumhuriyet burada kuruldu, burada yıkılacak" diyenler, Sivasta vahşet uygulayanlar, kanlı mı kansız mı olacağına karar veremeyenler...
Kimmiş bunlar Onlardan olmayanlar, yani bizler.
Cumhuriyet, "sevgi", "eşitlik" ve karşılıklı saygıya" dayanır. Bunlar karşımızdakilerde olmasa bile; bize bu duygulara sahip çıkmak yakışır. (Bu paragraf muhterem yazarın yazısının son cümleleridir.)
Nereden nereye
İçinde zerre kadar bu ülkenin insanlarına sevgi ve saygı kırıntısı taşıyanların; eşit olmadıklarına, üstün olduklarına iman etseler dahi, yandaşlarınca uydurulmuş yalanları sürekli kullanmaları solcu/CHPli olma genetiğinden kaynaklanmaktadır.
Bu gen öyle bir gendir ki, ihtilalcilerin Yassıadada çektiği ve fakat halkın görmek istemediği, bugün ise hatırlamaktan utandıkları o filmleri o gün pazarlarken yaptıkları suçlamayla özetletir onları.
Benim Adım Sami
Eski Yargıtay Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk, Türkiyenin en kısa zamanda yeni bir anayasa yapması gerektiğini söylemiş...
Sonrasında ise, "Ben böyle birTürkiyede yaşamak istemiyorum." demiş...
Bu ülkede doğan,
Bu ülkede adı Sami konan,
Bu ülkede Prof. olan, Dr. olan, Yargıtay Başkanı olan,
Dahası, ne olduysa bu ülkede olan,
Sami Selçuk bey,
Böyle bir Türkiye, derken; onu bugüne taşıyan Türkiyeyi kasdediyorsa, ah bu ne tevazu diyeceğiz.
Yok eğer yeni anayasa yapmayan Türkiyeyi kastediyorsa, zatı alilerine şunu sormak hakkımızdır.
Bu ülkenin yeni anayasa yapma fırsatı yakaladığı ANAP günlerinde yapsaydı böyle bir çıkışı, bugün yeni anayasanın yapıldığı günlere ermiş olmaz mı idik Halkın ölüme terk ettiği ANAPtan milletvekili adaylığı günleri dahildir iddiamızın kapsama alanına.
Benim Adım Kemal
AvantajlI insan olmak, insanın doğduğu gün başlar. Yavrusunun geleceğini düşünerek, konjonktür gereği ona en avantaj sağlayacak ismi koymalıdır bir baba. Tıpkı Kılıçdaroğlunun babası gibi.
Düşünsenize, Dersimde deniz hasretini dindirmek için Deniz adını koysaydı oğluna, hemen ikinci Deniz demeyecekler mi idi Birinci Denizden iktidar göremedik, ikinci Denizden hiç göremeyiz demeyecekler mi idi Hatta iktidarda olmayı bu da başka türlü anlayarak iktidarını göstermeye kalkarsa, elektronik aletlilere gün doğar, dahi diyebilirlerdi.
Ya da Devlet koysaydı adını, Kılıçdaroğlunun babası; devleti çok sevdiğini ispat için.
Sen hangi devletsin, sen nasıl devletsin sorularına cevap aramakla geçmez mi idi ömrü
Babasına şimdi ne kadar rahmet okusa azdırKemal bey. Baykal ve Önder Sav canla başla desteklese dahi, CHPne başkan olabilir mi idi Kemal bey Adı Tayyip diye yazılsa idi nüfus kağıdına...
Tuğamiral Türker Ertürk: "28 Şubat korkunç bir hataydı" dedi.
İngiliz ipi mi, İngiliz dedikodusu mu
Çok uzaklardaki bir ada devletinde, strateji üretmekte, strateji belirlemektedir kraliçe bağlıları.
"Biz de bir takım belgeler açıklayalım. Baksanıza adamlar Wikileaks döküntüleriyle günlerdir oyalanıyorlar."
"Bildikleri, bilmeleri gerekli şeylerdi açıklananlar."
"Tamam işte! Biz de gerçek belgeleri değil, onların öyle bilmek istediklerini gerçekmiş gibi yayınlayacağız."
"Nasıl yani Mesela T. Özalı nasıl anlatacağız "
"Bize hiç problem olmadan, hiç zorluk çıkarmadan yaşadı demeyeceğiz herhalde. Şişmandı, yuvarlaktı, yumuşaktı, eline kalem alınca iyi konuşurdu, papatyaları severdi filan diyeceğiz."
"Anlaşıldı efendim Bushun montunu giydi, Bushlaştı. Dolayısıyla bizim de işimize yaradı, demek yok."
"Evet, evet! Başka kimin belgelerini yazıp da geçelim."
"İhtilalciler saygılı insanlardı filan deyin. Düşmüş politikacıları yüceltmeye uğraşmayın."
"Mesela "
"Mesela Demirelin gerçeklerini açıklasanız olur. Manasız lafları birbiri ardına sıralayarak yıllarca iktidarda kaldı, dökülen kanların üstüne bastı, yükseldi diyebilirsiniz."
"Ama efendim "
"Aması yok. Güniz sokaktan biz mi çıkaracağız Siz iktidara yürüyen Türkiyelilere dikkat edin. İşimize gelmeyenlerin önünü kesmeye bakın. Ölmüş insanları şahit göstererek olaylar uydurun. Sevilmelerini engellemeye çalışın."
"Bizim işimiz bu. Lakin balçık yetersiz kalıyor. Hata yapanlar, hatalarını anlamaya başladılar. Ülkemize kaybettirdik diyorlar."
"Tamam işte! Biz de bunu önlemek için açıklamıyor muyuz uydurduğumuz belgeleri. Medyacıları görün, belgeleri verin; onlar sizin aklınıza gelmeyenleri de uydururlar."
İşte bu konuşmalardan sonradır, kartel medyasının yeni belgelere ulaştık çığlıkları atması.
Bildiğiniz olayları bir de onların istediği gibi okumaya hazır olun.
Direksiyona önce Erdoğan sonra Gül geçti
Cumhurbaşkanı Gül, Afganistan Devlet Başkanı Karzai, Pakistan Devlet Başkanı Zerdari ve Başbakan Erdoğan, Cumhurbaşkanı makam aracıyla Çırağandaki zirveden Dolmabahçedeki camiye gitti. Aracı Erdoğan kullandı. Dönüşte de aracın direksiyonuna Cumhurbaşkanı Gül geçti.
Giderken Erdoğan,
Dönerken Gül.
Arabasına aldı mı denilmeli, yoksa arabasını aldı mı
Hatta arabayı almak, arabayı geri almak...
Bakalım ünlü tarihçimiz Hüseyin Besili ve ortağı nasıl yazacaklar gelecekte bu günleri
Necati Tuncer