Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, dünya ve ahiret saadetimiz için İslam’ı bir
nizam olarak gönderen, hesap gününün sahibi Allah (c.c)’a hamd, muallimimiz,
liderimiz, Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)’ya salât ve selam olsun.
Ve Allah insanı yaratmayı murad etti. Onu yaratacağını
Meleklere “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” diye haber verdi. Melekler
onun olumsuz tarafına atıfta bulunarak: “Bizler hamdinle seni tesbih ve seni
takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı
halife kılıyorsun ” dediler. Allah (c.c) onlara: “Sizin bilemeyeceğinizi
herhalde ben bilirim.” (Bakara: 30) diyerek insanı, yüksek bir görev için
yarattığını beyan etmiştir. Sonra Allah, Âdem’e bütün isimleri öğretmiştir. Bu
isimlerin ne olduğunu meleklere “Eğer siz sözünüzde sadık iseniz, şunların
isimlerini bana bildirin.” diye sormuştur.
Melekler: “Noksan sıfatlardan tenzih ettiğimiz Ey Rabbimiz,
senin bize öğrettiklerinden başka bizim bilgimiz yoktur. Şüphesiz âlim ve hakîm
olan ancak sensin.” demişlerdir. Allah (c.c) Âdem’e “Eşyanın isimlerini
meleklere anlat.” emrini vermiştir. Âdem (a.s) onların isimlerini meleklere
anlatınca Allah: “Ben size, muhakkak göklerde ve yeryüzünde görülmeyenlerin
sırlarını bilirim. Bundan da öte, gizli ve açık yapmakta olduklarınızı da
bilirim, dememiş miydim ” demiştir. Allah (c.c), meleklere ve cinlere: “Âdem’e
secde edin.” emrini verince melekler emre uymuş ve Âdem’e secde etmiş, ancak
İblis kibrinden ve hasedinden dolayı isyan ederek secde emrini yerine
getirmemiştir. İblis böylece yüz çeviren ve büyüklük taslayan kâfirlerden
olmuştur. (Bakara: 31-34) Âdem (a.s) ile İblis’in hikâyesi bir hak-batıl
mücadelesine dönüşmüş bir hikâyedir. Bu mücadele Hz. Âdem’in eşiyle birlikte
cennete konulması ile başlamıştır.
Âdem (a.s) ve eşi Havva’yı Allah: “İstediğiniz zaman, her
yerde cennet nimetlerinden yiyin, sadece şu ağaca yaklaşmayın. Eğer bu ağaçtan
yerseniz her ikiniz de kendine kötülük eden zalimlerden olursunuz.” tembihinde
bulunarak cennete yerleştirmiştir. Bunun üzerine Şeytan onların ayaklarını
kaydırıp haddi tecavüz ettirmiş ve içinde bulundukları cennetten
çıkarılmalarına muvaffak olmuştur. Allah: “Bir kısmınız diğerine düşman olarak
ininiz, sizin için yeryüzünde barınak ve belli bir zamana dek yaşamak vardır.”
demiş ve onları yeryüzüne indirmiştir.
Hz. Âdem Rabbinden öğrendiği kelimelerle pişmanlığını itiraf
etmiştir. Allah’a O’nun kelimeleriyle birlikte dua etmişlerdir. “Rabbimiz, biz
kendimize zulmettik. Eğer sen bizi affetmez ve acı¬mazsan biz hüsrana
uğrayanlardan oluruz” demişlerdir.
Allah insanoğlunu yeryüzüne geçici bir süre için, imtihan
etmek üzere yerleştirmiştir. Allah onlar için şu hükmü vermiştir: “Dedik ki:
Hepiniz cennetten inin! Eğer benden size bir hidayet gelir de her kim
hidayetime tabi olursa, onlar için herhangi bir korku yoktur ve onlar üzüntü
çekmezler. İnkâr edip ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar
cehennemliktir, onlar orada ebedi kalırlar.” (Bakara: 38-39)
Yeryüzüne indikten sonra Allah (c.c) insanı başıboş
bırakmamış, Hz. Âdem’i kendine peygamber olarak seçmiş ve ona hidayet rehberi
olarak on sahifelik kitap indirmiştir.
Hz. Âdem ile peygamberlerin sonuncusu olan Hz. Muhammed
(s.a.v) arasında yaşanan asırlarda olup bitenler, Kur’an’da bir özet olarak
anlatılmaktadır. İman edenlerin saadetleri ile inkâr edenlerin helak oluşları
hak-batıl mücadelesinin örnekleri olarak sunulmaktadır.
Peygamberimizin dönemi saadet asrı dönemidir. Bu asırdan
Osmanlı’nın yıkılışına kadar yaşanmış olan dönemde Müslümanlar, Allah’ın
hidayeti olan İslam dininin temel esaslarına göre yaşamışlar ve saadet
bulmuşlardır. Osmanlının yıkılışından sonra dünyaya, İslam ve insanlık
düşmanları hâkim olmuştur. Onların kurduğu bu dünya, zulüm dünyasıdır. Bu
süreçte özelde Müslümanlar, genelde insanlık âlemi tam bir zillet içinde
yaşamaya mahkûm edilmişlerdir.
MİLLİ GÖRÜŞ HAREKÂTI
Zalimlerin karanlığa mahkûm ettiği dünyayı, yeniden İslam’ın
nuruyla aydınlatmak için, cihad edecek bir harekete, direniş hareketine muhtaç
olunan bir dönemde Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN ve arkadaşları tarafından 1969
yılında, Konya’dan Milli Görüş harekâtı başlatılmıştır. Bu hareket, bu milletin
İslam ile aslına ve özüne dönerek yeniden dirilişi hareketidir. Bu hareket;
Hakkı üstün tutan, nefis terbiyesini esas alan, maneviyatçılığı benimsemiş bir
hareket olarak ortaya çıkmıştır. Bu hareket; İslamsız saadet olmaz, Müslüman’ın
şuurlu Müslüman olması gerekir, İslam cihadsız yaşanamaz ve yaşatılamaz
esasları üzerinde yürüyen bir harekettir. Bu hareket; manevi kalkınma ile
birlikte maddi kalkınmayı da zorunlu gören bir harekettir. Bu hareket;
Yaşanılabilir Bir Türkiye, Yeniden Büyük Türkiye, Yeni Bir Dünya hedefini
gerçekleştirmek için başlatılmış bir harekettir. Bu hareket; “Lailahe” diyerek
bütün batıl ilahları, onlar adına oluşturulmuş bütün zalim düzenleri,
felsefeleri, yanlış hak ve ahlak anlayışlarını kökten reddettikten sonra
“İllallah” diyerek ilah bir olan Allah’tır, O’nun katında hak olan din
İslam’dır, İslam bir hayat nizamıdır, İslam’ın düzeni zalim değil; adil
düzendir, doğru hak ve ahlak anlayışı İslam’ın hak ve ahlak anlayışıdır
ispatında bulunmuş bir harekettir. Bu hareket; “Muhammed’ün Resulüllah” diyerek
Hz. Âdem (a.s)’den, efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v)’e kadar gelmiş bütün peygamberler
ile arasında sağlam bir bağ kurmuş, Peygamberimizden günümüze İslam davasını
taşımış olan nesiller ile günümüz nesillerini bir birine bağlayan sağlam bir
bağ olmuştur. Bu hareket; geçmişi günümüze taşımış, günümüzü geleceğe taşıyacak
olan bir cihad hareketidir. Milli Görüş lideri merhum Erbakan hocamızın, 8
Şubat 1970’de Milli Nizam Partisi’nin kongresinde yaptığı konuşmada: “Sizden
niye saklayayım. Asıl kurucularımız Sultan Fatih hazretleri, Akşemseddin
hazretleri, Sultan Yıldırım hazretleri, Sultan Murad, Ulubatlı Hasan,
Nizamülmülk, Sultan Yavuz, Orhan Gazi, Alparslan, Melikşah, Kılıç Arslan ve
Sultan Hamid hazretleridir. Onun ve bütün diğer İslam liderlerinin ışığında
yürüyeceğiz” sözleri bu hareketin bir cihad hareketi olduğunu teyit etmektedir.
Milli Görüş; hayatını iman ve cihad olarak görebilenlerin
görüşüdür. Erbakan hocamızın şu sözü bunu teyit eder: “Müslüman hakkın
hâkimiyeti için motor, şerrin yok olması için fren olma görevlisidir. Hakk’ı
üstün tutmak her zaman saadet getirir” Milli Görüş, Bu milletin inancıdır,
tarihidir, kimliğidir, ruh köküdür. Türkiye, bugünkü bozuk ve karanlık
batıcılık zihniyetini kökten reddedip Milli Görüşe dönmeden kendisi gibi
olamaz.
MİLLİ GÖRÜŞ LİDERİ ERBAKAN
Şubat ayı içindeyiz. Erbakan hocamız 27 Şubat 2011 tarihinde
vefat etti. “Her fani ölümü tadacaktır” esası gereği hocamız, Allah(c.c)’ın
kendisi için tayin ettiği vakte kadar yaşadı, vakit geldi ve oda emaneti
sahibine teslim etti ve bu dünyadan ebedi âleme göç edip gitti. Erbakan hocamız
ömrünü kulluk şuuru içinde -dünya nimetlerini elinin tersiyle iterek- iman ve
cihad şuuru içinde geçirdi ve milyonların şehadeti ile Rabbine kavuştu. Bizler,
Milli Görüşçüler, Onun talebeleri olarak hocamızı, Efendimiz (s.a.v)’in
“Ölülerinizi hayırla anınız” emri gereği vefatının ikinci senesinde camia
olarak hayırla anmanın gayreti içinde olacağız. Bu yıl “Hocamız Erbakan” anma
etkinlikleri 22 Şubat ile 3 Mart 2013 tarihleri arasında yapılması
karalaştırılmıştır. Bu tarihler arasında Erbakan hocamız çeşitli etkinliklerle anılmış
olacaktır. Bu etkinliklerden önemli olanları şunlardır. 26 Şubat tarihinde
Konya’da ESAM tarafından “Hocamız Erbakan” sempozyumu yapılacak ve yakın
çalışma arkadaşları burada onu anlatacaktır. 27 Şubat günü Merkez Efendi’de
kabri başında bir program icra edilecek, günün akşamında Fatih Camisinde hatim
merasimi yapılacaktır. 28 Şubat tarihi akşamında Türkiye genelinde bütün büyük
camilerde AGD öncülüğünde hatim programları icra edilecektir. 2 ve 3 Mart
tarihlerinde Müslüman toplulukların önde gelen liderlerinin ve akademisyenlerin
katılımıyla Saadet Partisi etkinliği olarak iki günlük bir sempozyum
yapılacaktır.
Bizler hocamızı anarken onun bize öğrettiklerini hayatımıza
aktararak anmaya çalışacağız. Onun kafamıza çaktığı üç çivinin; 1- İslamsız
saadet olmaz, 2- Şuur, 3- Cihad çivilerinin gereğini yerine getirerek anmaya
çalışacağız. Davamızın kuruluşlarına üye olmak suretiyle hakta ittifak ederek
BÜNYANÜNMERSUS olup, İslam’ın safında olduğumuzu âleme ilan edeceğiz. Davamızın
yürütülmesi için gerekli olan maddi katkıyı sağlayarak Allah’a verdiğimiz sözün
sadıkları olacağız. Davamız için maddi katkıda bulunmak sadece bir imkân
meselesi değil; başlı başına bir iman meselesidir. Yine Erbakan hocamızı
anarken onun bize yapınız dediği şeylerden birisi de Milli Görüşü destekleyen
yayınların desteklenmesidir. Erbakan hocamız kendisini ziyaret eden herkese
Milli Gazeteye abone misin, gazeteyi satın alarak okuyor musun sorusunu
sorardı. Bütün teşkilat toplantılarında Milli Gazeteyi en önemli gündem konusu
yapardı. Milli Görüşçüyüm diyen herkesin Milli Gazeteye abone olması veya
bayiden alıp evine götürüp okuması bir cihad görevidir. Erbakan hocamızı anmak
onun bizden arzusu olan Milli Gazetenin tirajını en az 300 bine çıkarmakla
olur. Milli Görüş camiası bunu yapacak güçtedir. TV 5 ve MİLKO’ların çıkardığı
Anadolu Gençlik, Genç İstikbal ve Milli Şuur gibi dergi ve yayınlara destek
olmak ta bu kabilden görevlerdir. Bu görevimizi yaparsak Erbakan hocamızı anmış
oluruz.
Erbakan hocamızı anarken, Onun tabiriyle “Davamızın
delileri” olarak hakkın hâkim, batılın zail olması için, ahdimizi hatırlayıp,
bütün insanlığın saadeti ve İslam ile buluşması niyetiyle takatimizin sonuna
kadar çalışmaya karar vermeliyiz. İşte o zaman “Ey iman edenler! Allah’tan,
O’na yaraşır şekilde korkun ve ancak Müslümanlar olarak can verin.” (Ali İmran:
102) ayetinin manasına uygun olarak yaşamış ve imtihanı kazanmış Müslümanlar
olarak can verebiliriz vesselam.