Millî Görüş ve Adil Düzen olmadan bu kadar!

Abone Ol

1 Kasım seçimi vesilesiyle siyasette ve her alanda “Asıl Yapılması Gerekenler” (AYG) yazılarımı yazmaya başlayalı epey oldu... “Saadet ile ittifak da yoksa; geriye ne kaldı !..” başlıklı yazım da 15 gün önce yazılıp bu köşede yayımlandı. İttifak gerçekleşmedi! Bu arada İzmir’den Çorum’a kadar dört önemli arkadaşımız son iki seçimde AK Parti’den aday adayı olmalarına rağmen, listelere bile konmadılar! 3 Kasım 2002 Seçimi ile 1 Kasım 2015 Seçimi arasındaki seçimlere bakıldığında; her seçimde AK Parti’deki Millî Görüş menşeli arkadaşlar elendiler, elendiler ve günümüzdeki AKP yapı ve zihniyeti ortaya çıktı!!!

“Millî Görüş ve Adil Kur’an Düzeni” penceresinden bakıldığında, durum ortada…

Kimi yakın dostlar ve arkadaşlar başka pencerelerden bakmamı istiyorlar…

Kendimi bildim bileli işte bir tek o dediklerini bir türlü beceremiyorum…

Benim için yegâne ölçü Kur’an’a göre “Hak-batıl” mücadelesidir…

Hak tarafında olmaya devam ettim, öyle de devam edeceğim…

“Hak gelince batıl zail olur”; sadece Hak için çalışırım…

Batıllarla işbirliği ile nereye doğru gidildiği ortada…

“Millî Görüş ve Adil Düzen” olmadan bu kadar!

Millî Gazete dışında da benzer uyarıları yapan yazarlar var. Bunlardan biri, zaman zaman bu konuda yaptığı hatırlatmalarına geçen gün bir yenisini ekledi. İlgili bölüm şöyle: “Millî Görüş içinden gelen bir siyasetçi kadronun temel ideallerinden vazgeçip, ‘Biz değiştik, Millî Görüş gömleğini çıkardık, İslâmcı değiliz’ sloganlarıyla sahneye çıkmasına dört noktadan itiraz ettim: a) Küresel güçler; iç askeri-sivil bürokratik merkez ve büyük sermaye ile uzlaşarak ihtiyacımız olan reformu yapamazsınız; b) 1960tan bu yana fikir ve kültür hayatı içinde var olup belli bir birikime sahip olan İslâmcı elemanlarımızın devlet memuru olması büyük hatadır; c) Cemaatlerin yerel ve merkezi kamu bütçelerine bağlanması onların dinamizmlerini zayıflatır, meşruiyetlerine gölge düşürür; d) BOP çerçevesinde küresel güçlere verdiğiniz taahhütleri yerine getiremezsiniz, başımız belaya girer...” (Ali Bulaç, 27 Eylül 2015)

Biz batı ve orta Anadolu’daki siyasi gelişmeleri daha yakından takip edebiliyoruz. Başbakan eski başdanışmanı da olan bir gazeteci yazar (E. Mahçupyan), geçenlerde Güneydoğu Anadolu’daki Urfa’ya yaptığı ziyaretin ardından, 1 Kasım Seçimi öncesi AK Parti’ye dört maddelik eleştiri ve uyarı yaptı: “Urfa’da gündemde olan asıl eleştiriler doğrudan AKP’nin kendisiyle ve seçmenle olan ilişkisiyle bağlantılıydı. Söz konusu değerlendirmeleri dört başlık altında toparlamak mümkün… BİRİNCİSİ AKP’nin ideolojik/siyasi tutumuna ilişkin... Partinin idealizmini ve dava bilincini kaybettiği, hantal bir çözülmüşlük yaşadığı, özgürlük yaratan kimliğinden uzaklaştığı, giderek üst sınıfı temsil ettiği söyleniyor. Bu nedenlerle bölgede tabanın kırgınlık-küskünlük-düşmanlık çizgisinde hareket ettiği, şu anda kırgınlıkla küskünlük arasında durduğu gözlemi yapılıyor. Dolayısıyla bölge halkı AKP’nin olumsuz nitelikteki söz ve eylemlerine karşı daha duyarlı... İKİNCİSİ liderlik/yönetim alanında… Erdoğan ve çevresinin siyasete ve atamalara aşırı müdahil olduğu algısının hızla yayıldığına, seçim sürecinde yapılan mitinglerin ve kullanılan söylemin geri teptiğine işaret ediliyor. AKP ile toplum arasında kopuklukların oluştuğunun, parti liderliğinin artık aynı heyecanı uyandırmadığının altı çiziliyor... ÜÇÜNCÜ nokta teşkilata ilişkin… Partinin HDP ile mücadele etme yeteneği göstermek bir yana, neredeyse rakip partinin işine gelen bir tutum sergilediği, kendi çıkarı peşinde olan kişilerden kurtulamadığı, İslami duyarlılığı olan gençleri bile kaybettiği vurgulanıyor. Bunun bir yozlaşmayı ifade ettiği ve durdurulması gerektiği ısrarla söyleniyor. DÖRDÜNCÜSÜ ise milletvekili listelerine ilişkin… Haziran seçimindeki listelerin ‘külliyen’ hatalı olduğu ortak bir kanaat… Milletvekili tercihinde ‘emeğe saygının’ gösterilmediği, tabanın istemediği kişilerin aday olarak önerildiği ve bütün bunların sanki bilerek yapıldığı izlenimi yaygın...” Yani… “Millî Görüş ve Adil Düzen” olmadan bu kadar!