7 Eylül Cuma günkü "Redd-i Miras Sendromu" yazımızda, bir siyaset bilimcisinin, basitçe söylediği bir sözü nakletmiş ve tahlil edilmesi gereğini belirtmiştik. Basitçe söylenen o söz şuydu: "Asıl şeriatçi parti Saadet Partisi dir."
Bir siyasetçinin, bir parti mensubunun ya da bir gazeteci ve benzer konumda bulunan bir kimse bu sözü sarfetmiş olsaydı, doğruluğu veya yanlışlığı bir yana, bir ölçüde mazur görülebilirdi.
Zaten yıllardır bu türden daha çok yaftalamaya veya damgalamaya yönelik sözler, ifadeler, beyanlar; düşünce, görüş, bilimsel tesbit yerine ikâme edilegeldi. Rekabetler, çatışmalar, vuruşmalar, gösteriler, hatta ihtilâller, düşünce, görüş, bilimsel tesbit yerine ikâme edilmiş yafta veya damgaları adeta doğrular kabul ederek dayanarak yaptılar. İnsan, toplum ve ülke olarak acı tecrübeler yaşandı, yıllar ve emekler heba edildi, hayatlar, canlar yitirildi bu uğurda.
İşte, artık, bilimin düşüncenin ve sanatın gereği erdem ve sorumluluğun hatırlatılması ve bunlara uygun yaklaşım ve tavrın gösterilmesinin beklenmesi şarttır. Bir siyaset bilimcisinin yukarda zikrettiğimiz türden beyanda bulunması olağan karşılanmamalıdır. Çünkü böyle bir beyan bilimsel yöntem yoluyla varılacak sonuç olamaz. Ayrıca bilimin konu edindiği gerçeklik uygunluk içinde görülemez.
Konuya daha yakından bakalım. Bir defa "Şeriat" kavramıyla sözkonusu edilen parti, yani gerçeklik ya da olgu (burada Saadet Partisi oluyor) arasında uygun, aynı zamanda mantıki bir ilişkinin, bilimsel anlamda "nedensellik ilişkisi"nin kurulması zorunludur. Böyle bir ilişki kurmak için başvurulan kavram (bilimsel bakımdan bu "postulat"dır) olan "şeriat"in asıl konumunun belirlenmesi öncelikli işlemdir.
"Şeriat" kavramı din, inanç alanına, dolayısıyla dinler tarihi ya da sözkonusu edilecek olan dinin bilgi alanına aittir. Tanımı, anlamı, işlevi, önemi vb. hususlar da ancak bu bilgi alanı çerçevesinde yapılabilir, zorunluysa yapılır. Her dinin, inanç sisteminin buyurduğu ve yapılmasını istediği kurallar bütünü vardır. İman esaslarından tapınmaya, ibadetten muamelât ve duaya varıncaya kadar bir takım kurallar "şeriat" kavramı altında toplanmıştır. Sözgelimi ülkemizde yaşayan bir Müslüman kimse, sabah evinden çıkarken sağ ayağını atıp besmele çekerken, abdest alıp namaz kılarken, otuz gün oruç tutarken, ticari işlerini yürütürken, cenazesini kaldırırken, cami avlusunda gördüğü ama tanımadığı mevtanın namazını kılarken, faizin haram olduğuna inanarak bundan sakınırken vb. aslında "şeriat"in öngördüğü kurallara uyar, uymaya çaba gösterir. "Şeriatçi parti" nitelendirmesi, bizzat kavramından muhtevasıyla doğrudan ilintili değildir.
22 Temmuz da genel seçimler yapıldı, katılan partilerden bir tanesi de Saadet Partisi ydi. Partinin seçim programı basıldı, kamuoyunun dikkatine sunuldu. Seçim propagandası çerçevesinde partinin temsilcileri konuşmalar yaparak görüşlerini açıkladılar. SaadetPartisi nin dünya görüşünü "Millî Görüş" olarak açıkça beyan ettiler. Siyaset bilimci kimliğini taşıyan herhangi bir bilim adamı, kanaatini, değerlendirmesini, tesbit ve yargısını bu beyanlara göre kurmak durumundadır. Ama bu beyanları, bilgileri, verileri dikkate almaksızın bütünüyle başka nitelendirmeler yaparsa, nesnellik ölçüsüne aykırı harekette bulunmuş demektir. Ya da niçin böyle bir nitelendirmede bulunduğunu, bilimsel yönteme dayanarak isbat etmek yükümlülüğü altındadır.
Mesele, aslında, bilimsel ya da bilimselimsi veri ve göstergeleri kullanarak önyargıları doğrular gibi ortaya koyma kolaycılığından kaynaklanmaktadır. Nitekim, mesele Hürriyet gazetesindeki köşesinde Cüneyt Ülsever, gazetecilik imkân ve araçlarını kullanarak benzer bir yöntem izliyor. İktidar partisini doğrudan eleştirme, değerlendirme ve yargılama yoluna gitmeyerek bunu "Millî Görüş" üzerinden gerçekleştirmeye çalışıyor. Dayandığı gerekçe, iktidar partisi tabanı "Millî Görüş" düşüncesini esas alarak hareket etmekte ve dolayısıyla topluma dayatmada bulunmaktadır. Demokrasi, özgürlük vb. ciddi bir tehlikeyle karşı karşıyadır. Deyim yerindeyse, tam bir saptırma sözkonusudur burada.
Bir de şöyle bir ihtimali gözönüne alarak, demokrasi, özgürlük, ülkenin kalkınması, iç barış ve emperyalist politikalara karşı bağımsız ve millî duruş üzerinde farklı bir tahlil yapılamaz mı İhtimal dahilinde yapılacak bir tahlilde "Millî Görüş"ü savunan kişiler ve partilerin görüşleri, özlemleri, önerileri kayda değer görülemez miydi
Sanıyorum yıllarca sağduyu ve iyiniyet temelinde yapılamayan bu eksikliği gidermenin tam zamanı olsa gerek. Aksi taktirde uç vermeye başlayan "parti-devleti" totaliterliğine gitmekten kurtulanamayabilir Türkiye.