Milli Görüş tarihi Refah Partisi dönemi-2 Anayasa Mahkemesi darbeyi kutluyor 12 Eylül Nurcuları ikiye böldü

Abone Ol

Liderler tutuklanınca Erbakan Hoca Uzunada’ya, Demirel ve Ecevit Hamzakoy’a hapsedildiler. 12 Eylül sabahında evinde bulunamayan Alparslan Türkeş 14 Eylül'de teslim oldu ve Erbakan’ın yanına gönderildi. Sokağa çıkma yasağı ilân edildi. Darbecilerin lideri Kenan Evren konuşmalarında MSP’nin Konya mitingini de darbe gerekçelerinden gösteriyordu.

“Bir kısım bedbahtlar Türk milletinin bağımsızlığını, birlik ve beraberliğini temsil eden İstiklâl Marşımıza koyu taassup veya sapık ideolojik amaçlarla protesto etmek maksadıyla oturarak veya İstiklâl Marşı yerine Enternasyonali söyleyerek açıkça saygısızlık gösterebilmişler ve buna doğrudan sorumlu kişiler tevil yoluna sapmak suretiyle savunmalarını yapabilmişlerdir.”

Gazeteler, gazeteciler, sanatçılar, köşe yazarları daha ilk günden darbeyi alkışlamakla, Evren’i pohpohlamakla meşguldü. Gazetelerin bir köşesi 12 Eylül’den beri Atatürk’ün sözlerine ayrılmıştı. “İstikbâl göklerdedir”, “Beni Türk hekimlerini emanet edin”, “Beni görmek demek bemehal beni görmek demek değildir” gibi sözler her gün yayınlanıyordu. Promosyon olarak Türk bayrağı ve Kenan Paşa posterleri veren gazeteler vardı.

Ayrıca halkın büyük bir çoğunluğu, günde belki yirmi kişinin öldürüldüğü, insanların sokaklara çıkamadığı anarşiyi önlediği için darbeyi destekliyor, meydanlarda alkışlıyor, kahvelerde ve bazı evlerin penceresinde Kenan Evren’in posterlerini asıyordu. Kenan Evren Van’da yaptığı mitingde meydanda beklemediği kadar büyük bir kalabalık görünce şaşırmış, artık her şehirde miting yapmaya başlamıştı. Üstelik Evren dinden, İslam’dan, Kur’andan, kendisinin de hoca çocuğu olduğundan bahsediyor, âyetler hadisler okuyordu. Bu da bazı tarikat ve cemaatler başta olmak üzere, muhafazakâr kesimin çoğunu memnun etmişti.

Aynı Kenan Evren Atatürkçülüğü yeniden canlandırıyor, her yere Atatürk heykeli dikiyor, okullarda din dersi kitaplarında bile Atatürk’ün hayatına yer veriliyordu. Bu da laik, seküler, Kemalist kesimi memnun ediyordu. Bazılarına göre İslam diniyle Atatürk’ü barıştırıyordu Kenan Evren.

Askeri yönetimin ekonomik modeli: “Demirel’siz Demirel” programı

14 Eylül 1980 günü askeri yönetim, ekonomik alanda Demirel azınlık hükümetinin aldığı 24 Ocak 1980 kararlarını aynen kabul etmiş, bu kararların mimarı ve Demirel'in Müsteşarı Turgut Özal’ı yanına almıştı. IMF ile “stand-by” anlaşmasının uygulanmasına devam edilecekti. Grev ve lokavtlar yasaklanmıştı. Kamuoyu çevrelerine göre, askeri yönetimin programı “Demirel’siz Demirel” programıydı.

Aynı gün TRT Haber Dairesi’ne bir talimat gönderildi:

“Haber Dairesi Başkanlığına,

Haberlerde uyulması gerekli hususlar:

1) Dış haberler:

a) Aleyhimize olmayan her dış haber verilebilir.

2) İç haberler:

a) Anarşiye ait hiçbir haber verilmeyecek.

b) Millî Güvenlik Konseyi’nin sevk ve idare tarzına, yönetime ve Konsey bildirileriyle, sıkıyönetim tebliğlerine karşı tutum ve olaylar verilmeyecektir.

c) Herkesi ilgilendirmeyen küçük yangın, trafik kazası gibi konular verilmeyecektir.

3) Diğer hususlar:

a) Aksi belirtilmedikçe,

MGK bildirileri üç defa, sıkıyönetim bildirileri iki defa (çok önemli ise üç defa) yayımlanacaktır.

b) 14 veya 15 Eylül’de TSK’nin yönetime el koyması ile ilgili olarak halk arasında röportaj yapılacaktır. (Röportaj yapılırken değişik semtlerde ve daha ziyade orta yaşlılarla yapılacak, yapılan röportaj için yayına girmeden evvel tasvip alınacaktır.)

c) Atatürk’le ilgili ‘dia’lar yayınlarda yer alacak, kalma süresi uzun olmayacaktır.”

12 Eylül’ü ilk kutlayan Anayasa Mahkemesi'nin Başkanı

18 Eylül 1980’de yapılan yemin töreninde Cumhurbaşkanlığı Filarmoni Orkestrası Beethoven’in Beşinci Senfonisi’ni çaldı. Millî Güvenlik Konseyi başkan ve üyelerini ilk kutlayan Anayasa Mahkemesi Başkanı oldu.

"Anayasa'yı yerle bir eden darbecileri, ilk kutlayan Anayasa Mahkemesi'nin Başkanı...” Şevket Müftügil’di.

Ertesi günü Bülent Ecevit, Yüksel Çakmur aracılığıyla Cumhuriyet gazetesine bir mesaj gönderdi. Ecevit bu mesajında “Ordu müdahalesi kaçınılmaz duruma getirildi” diyordu. “Yapılan müdahale Ordunun kusuru değil. Ordu icbar edildi. Şu sırada bu gelişmelere karşı bir mücadele açmak da yararsızdır. Türkiye’nin bu duruma getirilmesinde ordunun bir kusuru yoktur. Orduyu karşımıza almadan ve tedirgin etmeden mücadelemizi sürdürmeye çalışmalıyız.”

Hasan Cemal ile yaptıkları telefon görüşmesinde, aynı görüşü dile getirdi. Ecevit, “Askerleri eleştiremeyiz” diyordu. Hasan Cemal günlüğüne şu notu düştü.

“Ecevit... Bir solcu... Darbe yapan, kendisini hapse atan "asker"e hâlâ toz konduramıyor.”

12 Eylül’ün cemaatlere etkisi

Bediüzzaman Said Nursi’nin vefatından sonra Nur Hareketinin 60’lı yıllardaki geniş yelpazeli kadrosu, 70’li yıllarda Yeni Asya gazetesinin cemaati koordine etmesiyle dönemin en güçlü cemaat hareketine dönüştürmüştü. Ancak zamanla Erbakan’ın parti kurması nedeniyle gazetenin Demirel’i savunup Erbakan’ı sürekli eleştirmesi, Kutlular’ın Demirel’in adamı gibi hareket etmesi, Anadolu’daki nurcu tabanın bir kısmını bazı ağabeyler önderliğinde bu yapıdan ayrı hizmet anlayışını tercih etmesine yol açmış, cemaatte ayrılıklar başlamıştı, Yeni Asya, 80’li yıllara Üç Mehmetler’in Kutlular, Fırıncı ve Birinci önderliğinde girmişti.

Gazetenin siyasetle fazla meşgul yayın yapması, bazı Nurcuların Demirel’in mitinglerine katılarak “Nurlu Demirel” pankartları taşıması rahatsızlık veriyordu ve Said Nursi’nin has talebeleri saff-ı evveller, Mustafa Sungur, Bayram Yüksel, Hüsnü Bayram, Abdülkadir Badıllı, Hüsrev Altınbaşak, Mehmet Feyzioğlu, Said Özdemir gibi önemli isimler gazeteden uzak duruyorlardı. Onlara göre Üç Mehmet’ler sonradan katılan ve AP tarafgirliği ağır basan ikinci kuşak isimlerdi. Kutlular’ın gazeteyi parti bülteni haline getirişi, sert mizacı, bazen kırıcı konuşması, terslemesi, bazı ağabeyleri Yeni Asya’dan soğutan hareketlerdi. Kutlular ekibi, bu tarzın Zübeyri tavır olduğunu söylerken, ağabeyler Zübeyir Gündüzalp’in de ömrünün son zamanlarında bu tavırdan rahatsız olduğunu dile getiriyor, “Bizim işimiz Risale okutmak, tanıtmak, siyaset çığırtkanlığı yapmak değil” diyorlardı. Erzurumlu Mehmet Kırkıncı Hoca ve o dönemde sadece Fethullah Hoca diye anılan Fethullah Gülen grupları da aynı düşüncelere sahipti.

Yeni Asya Üç Mehmetlerin kontrolündeyken, diğerleri dersane açmak, mahallerinde dershane yurt inşaa etmeyi tercih etmeye başladılar. Özellikle maddi gücü olan Orhan İnanöz, bu konuda teşvik ve yardım yapıyordu. Orhan Bey’in teşvikleri ve yardımlarıyla Bahçelievler’de alınan arsa üzerinde lojman, sosyal tesis, hizmet mekânlarıyla birlikte büyük bir hizmet kompleksinin yapılması, modern matbaa açılması hamleleri Anadolu’ya da sıçramıştı.

Orhan İnanöz Nur Hareketine dâhil olduğundan beri, cemaatle hizmet kurumlarının münasebetine işadamı gözüyle bakmış, gazete ve yayınevinin cemaatten alınan yardımlarla ayakta durmaya çalışmak yerine, kurumların kendini geliştirecek gelir kaynaklarına ve idari işleyişe sahip olunması gerektiğini savunmuştu. Bu uğurda önemli çabalar sarf etmişti.

Aynı şekilde Anadolu’daki hizmet merkezlerinin de kendi maddi imkânlarını mahallelerindeki hizmetler için kullanmalarını, dershanelerini yenilemelerini, güçleri yeterse mülkleştirmelerini öneriyor ve teşvik ediyordu.

Fakat bu gelişmeler Yeni Asya ekibi için kaygı vericiydi. Çünkü bütün cemaat yardımlarının, maddiyatın, desteğin merkeze yapılması gerekirken, herkes kendi bölgesinde imkânlarını kullanıyor, merkeze yardım etmek bir yana, gazeteyle, İstanbul’la, merkezle bağı zayıflıyor, gazete ve yayınevi güç durumda kalıyordu.

Bu durum Kutlular’ın tepkisine neden oldu. Fırıncı ve Birinci’nin de dahil olduğu ağabeyleri ve çeşitli mahallerdeki temsilcileri toplayarak hususi bir toplantı yaptı. Orhan Bey’in cemaat bünyesindeki bazı hareketlerini doğru bulmadığını, hatta cemaatin geleceği açısından tehlikeli gördüğünü söyledi. Orhan Bey’in yaptığı merkezi zayıflatmaktı. Herkes kendi bölgesine ağırlık verince, merkezle irtibat kopuyor, müstakil hareket etmeye yöneliyordu.

Her iki taraf arasında ortada bir tavır sergileyen Mustafa Sungur ise, kaygılanacak bir sebep olarak görmüyordu bu durumu. Orhan İnanöz ile konuşulması, Kutlular’ın “Ya uysun, ya çekilsin!” mesajını iletmesi isteğine, “bir heyetin gitmesi uygun olur” karşılığını verdi. Belirlenen heyet Orhan İnanöz’e, Kutlular’ın sözlerini aktardı. Sükûnet içinde dinleyen Orhan İnanöz, “Ben imkânlarım dâhilinde Allah rızası için faydalı olmaya çalışıyorum” dedi. “Eğer faydalı olamıyorsam, zararlı olmamayı da hizmet telakki ediyorum.”

Fakat Kutlular’ın görüşlerine katılmadığını belirten ifadeler de kullandı. Bakış açıları farklıydı, ona göre cemaatin gelişmesi bu tarz teşebbüslerle mümkündü. Zaten Anadolu’nun çok yerinde çalışmalar yürüyordu. Bazı yerlerde büyük mülkler satın alınmış, güzel dershaneler ve yurtlar yapılmıştı. Oradaki faaliyetler oldukça verimliydi. İnşaatı devam eden yerler de vardı, bu inşaatlar yarıda bırakılamazdı. Sözlerinden kendisine açtığı hususi hizmet kulvarında devam edeceği anlaşılıyordu.

Kutlular, İnanöz’e karşı çıkınca, meydana gelen gerilim iki tarafın gruplaşmasına yol açtı. Bahçelievler grubu da denilen Orhan İnanöz ekibine, Abdülvahid Mutkan, Ahmet Şahin, Osman Demirci ve bazı Nur müdebbirleri de dahil olunca, Yeni Asya’dan bir kopma daha meydana gelmişti. Osman Demirci, Abdülvahid Mutkan gibi önemli isimler, gazetenin en çok okunan yazarlarından Ahmet Şahin, Vehbi Vakkasoğlu, Mehmed Dikmen gibi yazarlar Yeni Asya için bir kayıptı.

Abdülvahid Mutkan, Kutlular’ın hışmına uğradı ve binanın yapımında büyük emeği geçtiği Kıztaşı’ndaki Nurtaşı dershanesinden apar topar kovuldu. Nurtaşı’nın alımında, yıkılıp yapılmasında büyük emekleri olan Abdülvahit bu tavra çok şaşırdı. “Derhal burayı terk et!” diyen Kutlular’a uzun uzun baktı. “Kendime bir yer ayarlayıncaya kadar kalsam,” dese de, kabul görmedi.

Büyük şaşkınlık yaşayan, hayretler içinde kalan Abdülvahit acı acı gülümseyerek eşyalarını toparladı ve Bahçelievler’e taşındı. O günlerde pek çok kişi ansızın dershanelerden kovuldu. Gece yarısı sokağa atılanlar bile oldu.

Erzurum, Sakarya, Diyarbakır, Ankara gibi yerlerdeki Nurcular bu davranıştan rahatsız oldular, İstanbul ekibinden bağlarını büyük ölçüde kopardılar. Orhan İnanöz’ün teşvikleriyle büyük dershaneler açmışlardı.

Mehmet Kırkıncı, hepsiyle irtibatı olan ve sözü geçen isimdi. Demirel ile çok yakın görüştüğü ve Demirel’in de ona hürmet gösterdiği biriyken, son zamanlarda Demirel’i samimi bulmamaya başlamıştı. Onun bu tavrına ve Bahçelievler ekibine yakın duruşundan rahatsız olan ve yayınlanması için gönderdiği yeni kitaplarını basmama kararı alan Yeni Asya’ya karşı da artık mesafeliydi.

Kırkıncı Hoca 12 Eylül’den memnun

Erzurum’da eşkıya tipli insanların, Samandağ alevilerinin ve Suriye Nusayrilerinin ortalıkta göründüğü, Kırkıncı Hoca cemaatinin ileri gelenlerini öldürecekleri söyleniyor, bir tedirginlik yaşanıyordu. Gerçekten de takip edenler olduğu anlaşılınca garnizon komutanından yardım istenmesi gündeme geldi. Daha önce polis ve jandarmadan muzdarip olan Erzurum cemaati, şimdi askerden yardım isteyecekti. Nurcular tarihinde bir ilkti bu.

Mehmet Kırkıncı Hoca’nın kardeşi Musa Kırkıncı ile Ahmet Polat garnizona gidip komutana durumu anlattılar. Garnizon komutanı Nurcu bir cemaatin kendilerine gelmesine şaşırsa da, onları çok iyi karşılamış, yer göstermiş ve onlara koruma tahsis etmişti.

Bu gelişmelerden kısa bir süre sonra 12 Eylül darbesi gerçekleşti.

İstanbul merkezli Yeni Asya 12 Eylül’ü öfkeyle karşılarken, Erzurum grubu sevinçle karşıladı. Selimiye yurdunda anarşistlerin takipleri ve tacizleri yüzünden huzursuz gece geçiren Kırkıncı Hoca, sabah namazına hazırlanırken aldı darbe haberini. Vahdet, “Müjde Hocam ihtilal oldu” diye getirdi haberi.

Osman Demirci Hoca:

“Nasıl bir ihtilal?” diye sordu.

“Nasıl olursa olsun. En kötü ihtilal şartları bile bu halden iyidir” diye karşılık verdi Kırkıncı Hoca.

Radyodan “Arş ileri!” marşını duyunca, çalan marştan “Güzel bir ihtilal” olduğu kanaatine vardılar. Konuşmaya başlayan Evren’in sözlerinden, darbenin sola ve anarşiye yönelik olduğu hükmü verdiklerinde iyice rahatladılar.

ifatihceylan@hotmail.com

Gelecek yazı:

Mili Görüş Tarihi: Refah Partisi Dönemi: 3

Gülen 12 Eylül’ü Evren’in bacanağından öğreniyor

Bülent Arınç’tan subaya: Her şey bitmedi, yeni başlıyor