1. Milli Görüş, bir din ya da mezhep, tarikat yahut cemaat değildir. Meşru dairede siyasi bir harekettir/tutumdur.
2. Milli kelimesi; halkın içinden geldiği, devletine ve milletine hatta tüm insanlığa hizmet etmeyi hedeflediği ve tarihi/manevi bağlarına bağlı olduğunu göstermek içindir.
3. Milli Görüş, temel esaslarını gelenekten almış ve modern tecrübeleri de bu gelenekle harmanlamış bir harekettir. Bu anlamda; hizipçi milliyetçi, ayrımcı, yerel, parçacı ve ideolojik değildir.
Milli Görüş’ün temel ayırt edici esasları nelerdir?
1. Partici veya cemaatçi değildir. Kapsayıcı ve kuşatıcıdır.
2. Yerel ve parçası değildir. Tüm insanlığa her alanda hizmet etmek için çalışır. Bu yönüyle dünyada örnek gösterilebilecek bir harekettir.
3. Tüm insanlığa saadeti ve adaleti getirmek için gece gündüz çalışır. Zalim ve fitne ile mücadele etmek için kurumlar kurmuş insan yetiştirmiştir. Milli Görüş bağlıları; aktif, çalışkan ve cömerttir. Korkak, cimri ve tembel değildir.
4. Milli Görüş’ün amacı “cihangirlik” yani “illa biz yönetelim” davası değildir. Temel gaye, huzur ve adaleti tesis etmektir.
Biz niçin buradayız?
1. Burada yetiştik ve burada büyüdük. Vefa gereği davayı ve dava arkadaşlarımızı terk etmeyiz. Arkadaşlarını terk eden, dini ve vatanını da terk eder.
2. Doğru bildiklerimizi burada uygulama imkânımız var. Doğru bildiklerine ihanet eden, her şeye ihanet eder. Yani doğru bildiklerimizi yapabilecek olduğumuz en iyi ocak burasıdır.
3. Milli Görüş bir markadır. Bu tanınmışlığı, maddi kazanımları ve insan unsurlarını bırakmak meşru ve akıllıca değildir.
4. Bütün insanlara saadet ve adalet de gelse biz duracak değiliz. Ölüm gelinceye ya da kıyamet kopuncaya kadar zulüm ile mücadele etmek ve adaleti savunmak esastır.
5. Biz insanları, bizim görüşlerimizi benimseye değil hakkı kabul etmeye; bize hizmet etmeye değil hakka hizmet etmeye davet ediyoruz.
Ne yapmalıyız? Yöntem ve üslubumuz nasıl olmalıdır?
1. Bıkmak ve kızmak yok. Ne pahasına olursa olsun hakkı savunmaya devam edeceğiz.
2. Bildiklerimizi anlatıp yapacağız, bilmediklerimizi ise öğreneceğiz.
3. Dünya-ahret, madde-mana, fert-toplum, devlet-aile-arkadaş, ceza-mükâfat, ümit-korku gibi dengeleri gözeteceğiz.
4. En büyük siyaset, şuurlu ve bilgili insan yetiştirmektir.
5. Güzellikle ve nezaketle anlatmak esastır. Fakat güzellik, hakkı gizlemek olmadığı gibi yanlışı savunmak veya örtmekte değildir.
6. Öncelikli olan kendimizi kurtarmaktır.
7. Ferden İslam’ı yaşamanın hiçbir şartı ve pazarlığı yoktur. Yani biz şahsi ve ailevi planda İslam’ın tüm muhatap olduğumuz emirlerini yerine getirmekle yükümlüyüz.
8. Takiyye yoktur ve amaca giden her yol meşru değildir. Zira bizim amacımız ne pahasına olursa olsun insanları Müslüman yapmak ya da dünyaya hâkim olmak değildir. Amacımız hakikati yaşamak ve anlatmak; yanlışla ve zulümle mücadele etmektir. İnsan unsuru ve siyaset; bir vesile ve hizmet aracıdır.
9. Önce şahsiyet; sonra iman; daha sonra da diğer hükümler. Zira yalancı, korkak, ilkesiz, tembel ve cimri kimseden Müslüman ya da hizmet ehli olmaz.
Önemli Birkaç Husus...
1. Batıl, kendi davası için gece gündüz çalışmakta ve on, yüz hatta bin yıllık planlar yapmaktadır. Yani Şeytan ve taraftarları aktiftir.
2. Batıl, davası için çalışırken canını ve malını ortaya koymaktadır. Cimrilik etmemekte ve korkaklık yapmamaktadır. Zira bu onun tek hayat alanıdır.
3. İnsanların büyük bir bölümü, heyecan veya menfaatin peşinden gider. İnsanları sürüklemek istiyorsak aktif olmalı, onları meşru şeylerle etkilemeli ve onlara huzurlu bir gelecek vadetmeliyiz.
4. İnsanları savaşa götüren şeyler;
· Lidere inanma,
· Ganimet beklentisi,
· Ve gelecek korkusudur. Bu etkiler olmadığında insanlar genellikle tembel ve korkak olurlar.
5. Yani kalabalıkları ve hatta seçkin insanları, kendi başlarına bıraktığımızda hem atıl olurlar hem de yollarını şaşırırlar. Onlara yön çizmek ve onları kontrol etmek esastır.
6. Kimin Milli Görüşçü olup kimin olmadığına karar vermek, bizim görevimiz ve haddimiz değildir. Zaten bizim temel amacımız, insanları kendimize tabi kılmak ve onları kullanmak değildir. Bize düşen, üstümüze düşen vazifeleri yerine getirmek ve bir problem/yanlış gördüğünde, bunu yetkili/ehliyetli kimselere aktarmaktır. İlgili kişiler bilgi vermek nasihat iken alakasız kişiler ile konuyu konuşmak dedikodudur. Dedikodu haramdır nasihat ise meşrudur ve emredilmiştir.