Millî Görüş, Adil Düzen ve Hz. Peygamber Sünneti- 4

Abone Ol

Önceki yazılarla birlikte okunmasını tavsiye ederek kaldığımız yerden devam edelim…

Hangi temel esasların temsiliyetinin sağlandığı önemlidir. İşte bu sebepten dolayı birlikteliğin asıl unsurları bırakılarak yapılan temsil sadece soya bağlı kabile temsiliyeti olur. Dolayısıyla yönetimde temsiliyeti yönlendirenin kabile tasallutu olduğu bir yapılanmada var olmanın ne gereği vardır. Var olmak dinî/ahlâkî, ilmî, iktisadî, idarî/siyasî alanlardaki temel esaslar etrafında kilitlenen topluluğun yönetimde kabul görmesi ile olur. Yoksa var olamazsınız. Mekke’deki yönetime dâhil olmak ile temsilin asıl unsuru ortadan kalkmış olacaktı. Kabile asabiyeti kabul edilmiş, ümmet birliği bir tarafa bırakılmış olacaktı. Bu da dinî/ahlâkî, ilmî, iktisadî, idarî/siyasî eksen kayması olacağından yönetime dâhil olunmamıştır.

Peygamberimizin himaye taleplerinde bulunmasında oluşan ümmet birlikteliğinin kabulünü isteme vardır. Dolayısı ile bu birlikteliğin güvenliğini sağlama isteği vardır. Bu sebepten eksen kayması değildir. Yani bu birlikteliğin kabulü için yapılan siyasi bir çaba vardır. Dolayısıyla ilk etapta yapılan inanca dayalı siyasi birlikteliğin önünün açılmasını sağlamak yani toplumda ve yönetimde kabul görmesini sağlamaktır.

Mekke yönetiminin Peygamberimize yönetime gel çağrısında İslam toplumunun kabulü çağrısı ve isteği yoktur; bu birlikteliği bırak, kabilenin temsilcisi veya başkanı olarak yönetimde bulun çağrısında, birliği ve dolayısıyla davanı sonlandır çağrısı ve isteği vardır.

Yönetime alırız ama inanç, siyasi organizasyon ve birlikteliğinizi tanımayız, yönetimde böyle bir temsiliyeti tanımayız denildiği için Peygamberimiz tarafından teklif reddedilmiştir. Eğer kabul edilse idi daha başlangıçta inanç temelinde bile dava akamete uğrayacak ve devam edemeyecekti. Birliğine temsil hakkının verilmediği, dolayısı ile inancını ve düzenini yaşama noktasında imkân ve fırsat verilmediği bir ortamda (Mekke’de daha ileri gidilmiş, güvenlikleri tehdit edilip insanca yaşama imkânları ellerinden alınır hale gelmiştir) durulamayacağı da açıktır. Dolayısıyla sadece kabileyi veya soya dayalı kabileler başkanı şeklindeki bir yapılanmadaki bir yönetim biçimi içinde bulunmanın ne gereği vardır. Bu yönetime ortak olmanın ne anlamı vardır. Bunun gösterilmesi gerekiyordu.

Peygamberimiz aynı zamanda bu kabul ile yani siyasi birliğini zedeleyerek, yok sayarak yönetimin kendisine vereceği güç, imkân ve fırsatlar ile siyasi birlikteliği davet ve tebliğ çalışmalarını yürütebileceğini düşünmek çelişkili bir düşünce olacağından, mevcut yönetim ile ilgili teklifi reddetmiştir. Bu çelişkili durumun farkında olunarak yönetim ile ilgili teklif reddedilmiştir. Yoksa kabilelerin ya da kabilenin başına geçmek ile bir düzen oluşturmak adına kurulan bir din/düzen birliğini, en üst çatı hareketini, bu hareketin ve organizasyonun kurucusu olarak reddetmiş olacaktı. Bir kişinin kendi kavminin Müslüman olmasını arzulaması, bu anlamda kavimlerin varlığının kabul edilmesi, kavimlere himaye tekliflerinin sunulması ile soya dayalı kavmiyetçi anlayışın yönetimde temsiliyetlerini meşru görmek aynı şey değildir. Bundan dolayı Peygamberimiz birliklerin varlığını ancak dinî/ahlâkî, ilmî, iktisadî, idarî/siyasî anlayışları ile oluşan hak anlayışları ile yönetimde var olabileceğini göstermek, yani birliklerin soya dayalı hak anlayışını ve dolayısı ile bu soya dayalı birlikteliklerin yönetimde olmasını meşru görmeyen, kabul etmeyen bir düzen kurma mücadelesini vermiştir.

Zaten kavminin Müslüman olmasını arzulamak bir hata olmadığı halde, bunu sağlamak adına kavmiyetçi yönetim anlayışına meyletmesi yani bunun için vereceği taviz eksen kayması olacağından kalbinden geçen ama yürürlüğe sokmadığı, kavmiyetçilik ile ilgili olabilecek bir meyl için İsra Sûresi 73-75’inci ayetlerinde uyarılmıştır. “Müşrikler akıllarınca seni kandıracak, sana vahyettiğimizi bıraktırıp, onun yerine başka şeyleri bize isnat etmeni sağlayacaklardı. Ancak böyle yaptığın takdirde seni dost edineceklerdi. Eğer biz sana tam sebat vermemiş olsaydık, onlara çok küçük de olsa bir meyil gösterebilirdin. O takdirde biz de sana hem yaşarken hem de ölünce kat kat acılar tattırırdık. Sonra bize karşı sana yardım edecek kimseyi de bulamazdın.” (İsra, 17/73-75)

(Devamı var.)