Millî Görüş, Adil Düzen ve Hz. Peygamber Sünneti- 3

Abone Ol

Önceki yazılarla birlikte okunmasını tavsiye ederek kaldığımız yerden devam edelim…

İslam dini/düzeni; kabile asabiyetinin yerine inanca dayalı hukuki, dini/ahlaki, ilmi, iktisadi, idari ve siyasi birlik ilkesini benimsemiştir.

“Daru’n-nedve” kabile meclislerinin bir üst mercii olmakla birlikte, alınan kararların uygulanabilirliği dikkate alındığında öncelik nâdîlerde alınan kararlardadır.

Mekke yönetimi peygamberî hareketin ve sistemin mevcut yönetim-itaat yapısını bozacak bir duruma dönüşebileceği endişesine kapılmıştır ve sorumuzda belirtmiş olduğumuz teklifi Peygamberimize iletmişlerdir. Çünkü yeni grubun peygambere bağlılıklarını kendi birlik ve beraberlikleri açısından risk olarak görmeye başlamışlardır.

Mekke yönetimi Peygamberimiz yöneticiliğindeki Müslüman topluluğu itaate zorlayarak gelişimini engellemeye, sonraki aşamada da onu yok etmeye çalışmışlardı. Müslümanlar oymaklarına ve hatta ana-babalarına karşı gelerek Müslüman oldular.

Hz. Muhammed’in zamanında Mekke’deki Arap toplumunun kabile yapısı çözülmeye başlamıştı. Mekke’de aleni davete başlanması, Müslümanların sayılarının sürekli artması ve müşriklerin alay, hakaret ve psikolojik baskıyla kontrolü sağlayamadıklarını görmeleri tutumlarını sertleştiriyordu. Peygamberimizi himaye eden amcası Ebû Talib ile anlaşma girişimleri sonuçsuz kalınca işkenceler başlamıştı. Şiddeti artan baskılara rağmen Müslümanlar çoğalmaya devam ediyordu.

Peygamberimizin toplumsal zihniyeti dönüştürücü söylemini terk etmesi karşılığında yöneticilik teklifini kabul etmeyişi işte bu anlattıklarımız doğrultusunda yönetim yapısının temel felsefesini geçersiz ve gayrı meşru kabul ediyor olmasındandır. Peygamberimiz topyekûn bir toplumsal değişim, siyasi bir birlik yapısı kurulumunu hedeflemek durumundaydı.

Putların ve inançların kötülenmesi, tekfir edilmeleri, erken dönemde rahatsızlığa sebep olmuştur. Fakat asıl kriz Rebia oğlu Utbe’nin, “Sen kavminin başına büyük bir iş açtın, bu işle onların birliğini dağıttın” ifadelerinde zikrettiği yönetime itaat yapısının aldığı risktir. Mekke’deki nebevi tebliğe karşı çıkışın temel amacı kutsallarını koruma mücadelesinden çok iktidar yapısını koruma mücadelesiydi. Bu sebeple Peygamberimizin etkisini durdurabilmek için anlaşma girişimlerinde putlarına tapınmaktan dönemsel de olsa vazgeçebileceklerini teklif edebiliyorlardı. Bu teklif ilgili olarak onlara ne dendiğini hatırlayalım:

“Rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla. De ki: Ey kâfirler! Ben tapmam o taptıklarınıza. Siz de benim kulluk etmiş olduğuma tapanlardan değilsiniz. Hem ben zaten tapıcı değilim sizin taptıklarınıza. Siz de benim kulluk etmiş olduğuma tapıcılardan değilsiniz. Size sizin dininiz/düzeniniz, bana da dinim/düzenim yeter.” (Kâfirûn Suresi 1-6)

Bir süre sonra Peygamberimiz Mekke’deki bağlılarının can güvenliğini düşünmek durumunda kalmış, peygamberliğini tasdik edenlerin zarar görmemeleri için bir kısmını Habeşistan’a yollayarak korumaya ve onlara karşı yapılan hamleleri boşa çıkarmaya çalışmıştır.

Kabileyi oluşturan bireyler rastgele bir araya gelmiş kalabalıklar değildi. Onlar, “haklı da olsa haksız da olsa kabiledaşına arka çık” şeklinde sloganize edilebilecek asabiyet duygusuyla birbirleriyle kenetlenmişlerdi.

Mekkeliler bütün insanlara yönelttiği çağrı ile oluşturduğu yeni siyasi birliğinin kabile birliklerini ve yönetim anlayışlarını bozulacağını gördüklerinden Peygamberimize ‘yönetime ortak ol’ teklifinde bulunmuşlardı. Peygamberimiz bu teklife olumlu bir yanıt verdiği zaman yani yönetime ortak olduğu zaman kabile birliğinin bozulması engellenmiş olacak, aslında olması gereken siyasi birlik yapılanmasından yani oluşan ümmet yapılanmasından taviz vermiş olacaktı. Böylece bu teklif reddedilerek yeni oluşan topluluğun kabile soya dayalı anlayıştan farklı olarak oluşmuş olduğu gösterilmiş ve ancak bu topluluğun var olma nedeni yönetimde meşru sayılır ise yönetimde olunabileceği gösterilmiş oldu. Çünkü inanç doğrultusunda siyasi- hukuki olarak bir birlik oluşturulamaz ise düzen de kurulamaz. Bu sebeple Peygamberimiz öncelikle bu birliğin yani ümmet organizasyonunun oluşmasını sağladı. (Devamı var.)