Bismillâhirrahmânirrahîm;
TÜRKİYE basınında Millî Gazete’nin apayrı bir yeri vardır. O da, kadim değerlerimizden beslenen bir kültür dilini kullanmasıdır. Kendi kelimelerimizi, kendi, kavramlarımızı, kendi terimlerimizi… Millî Gazete, Batı kalıpları içinde bir düşünce tarzı yerine, yerli ve millî olanı benimsemiştir. Diğer basın kuruluşlarını etkilemiş, birçok medya kuruluşu Millî Gazete’yi dikkate almak zorunda kalmıştır.
Millî Gazete Erbakan Hoca’nın eseridir. Yayın hayatına başlamasının 38. yılında Millî Gazete’yi, “Öncü ve yiğit gazete” olarak nitelendirdi; diğer yayın organlarından farkını açıkladı: “Bir sürü yayın organı emperyalizm tarafından çeşitli şekillerde desteklenmektedir. Onların propagandasını yaparak, işbirlikçilik yapmaktadır. Bunlara karşı yiğitçe Millî Görüş’ü savunan öncü gazete, Millî Gazete’dir.”
1683’teki 2. Viyana Kuşatması’ndan sonra, aydınlarımızda “yenilmişlik psikolojisi” oluştu. “Mağluplar, galipleri taklit eder” sözü gerçek oldu. Aydınlarımız Batı’yı taklit etmeye başladı. Onlar gibi konuşmaya, düşünmeye, yaşamaya başladılar. Batı, her yeniliğin, her gelişmenin merkezi görüldü. Batılı kelime ve kavramlar edebiyatımıza taşındı. Kurdun elmayı çürüttüğü gibi, Batıcılık hastalığı da ahlakî ve manevî direncimizi kırdı.
Bu tahribatlar daha çok “basın” kullanılarak yapıldı. Milletimizin zihni iğfal edildi. Batılılar gibi düşünmeye, onlar gibi yaşamaya zorlandı. Bilge Kral Aliyaİzzetbegoviç’in uyarısı bizim için de tehdit noktasına ulaşmıştı: “Ülkeler yenilince değil; başkalarına benzeyince yıkılır.” İfsat hangi kanaldan gelmişse, o kanaldan düzeltilmeliydi.
MAZLUMUN SESİ OLDU
MİLLETİMİZ ve dünyanın bunaldığı bir dönemde Millî Görüş hareketi başladı. Zaferlerle süslenmiş tarihimizin kadim değerlerinden beslendi. Milletimizin inancını, tarihini, aslını, özünü esas aldı. İnandığımız gibi yaşama anlayışını benimsedi. Zaafa uğrayan medeniyetimizi yeniden ihya etmeye girişti. Bu kadar büyük bir davanın sesi olarak, Erbakan Hoca’nın teşviki ile 12 Ocak 1973’te Millî Gazete yayın hayatına başladı. Bu önemli olayın yıldönümündeyiz. Daha nice hizmetler dileğiyle!
Yüzyılların birikimi sonucu oluşan zihinsel yıkımı tamir etmek kolay değildi. Millî Gazete hep zor şartlarla mücadele etti. Kendi medeniyetimizin dilini oluşturdu. Bize özgü kavramları kullanarak işe başladı. Hakkı üstün tutan Millî Görüş hareketinin sözcüsü oldu. Millî Gazete’nin asıl özgün yönü hep hakkın ve haklının yanında yer almasıydı. Nasip oldu, 49 yıllık destanlık yürüyüşe şahitlik ettim.
Millî Gazete’nin başından beri ortaya koyduğu doğru ve net çizgisi; onurlu duruşu akademik tezlere konu oldu. Engeller onu yıldıramadı; fırtınalar çizgisinden saptıramadı. Zincirleri kıra kıra bugünlere geldi. İhtilâller, olağanüstü dönemler direncini kıramadı.
Bu mücadelede Millî Gazete’nin en büyük destekçisi samimi, fedakâr, sadık okuyucularıydı. Diğer gazetelerin okuyucuları vardı; Millî Gazete’nin sadık ve bağlıları. Onlar da bu kutsal mücadelenin kahramanları. Millî Gazete’ye az veya çok emeği geçen, okuyucusu olan bütün mensuplarından hayatta olanlara hayırlı ömürler, vefat edenlerine rahmetler dilerim.
MÜCADELE SÜRÜYOR
MİLLÎ Gazete’nin 1973’ten beri sürdürdüğü mücadele sonucunda insan hakları, inanç ve fikir özgürlüğü konusunda büyük mesafeler alındı. İnsanlar, kendi kavram ve terimleri ile düşünmeye, özgün hayat tarzımızı benimsemeye başladı. Alınan mesafenin yeterli olmadığı da ortada! Daha, 2021 yılından geçen son 11 gün içinde yanlış zihniyet ürünü, millî bünyemize aykırı iki ayrı olayla karşılaştık.
Birincisi, Sözcü gazetesi 2021’in ilk günü, “2020’nin torbasından felâket ve gözyaşı çıktı” diyerek, Temmuz 2020 için, “Ayasofya açıldı” maddesini koydu. İkincisi, CHP eski bakan ve yöneticilerinden Fikri Sağlar, “Türbanlı hâkimin adil olacağından kuşkuluyum” sözünü etti.
Millî Gazete bu iki olaya tepkisini koydu; olması gerekeni hatırlattı. Bu zihniyet hangi ülkede, hangi dönemde yaşıyordu? Pandemi ve pek çok problemin yaşandığı bir dönemde bu sözler de ne oluyordu? Ayasofya’nın açılışı hem hukukun gereği, hem de siyasi partiler arasında oluşan bir “konsensüs” sonucuydu. Başörtüsü üzerinden yapılan tartışmalar 2000’den önceki yıllarda kalmıştı. Bu işle en çok uğraşan CHP bile, “Başörtüsü ile uğraşmakla hata ettik” demişti. Bir hâkimin adaletini, liyakatini konuşmak yerine; niçin kılık kıyafeti üzerinden değerlendirme yapılıyordu?
Zihinsel berraklığın yaygınlaşması için, Millî Gazete çalışanları ve okuyucularının gayreti ile bu gazetenin her eve girmesinin sağlanması gerekiyor. Millî Gazete sıradan bir gazete değil. Kendi gücüyle varlığını sürdüren, egemenlere boyun eğmeyen bir duruşa sahip.