1985-1986 yılında sıfır kilometre bir stajyer muhabirken
tanıştığım Milli Gazete ile küçük aralıklarla Zonguldak ta bulunduğum dönemleri
saymazsak, gönül ve fiziki bağlantım neredeyse 30 yılı bulmuş durumda. Milli
Gazete nin çınarları Abdülkadir Türker, Necdet Kutsal ve o dönemin yazı işleri
müdürü Ekrem Kızıltaş, bir oya gibi bizi işleyerek, muhabirlik mesleğinde
pişmemizi sağladılar. Kitle iletişimin sınırlı imkânlarla sağlanabildiği o
dönemden, bugün sosyal sitelerin, internet sitelerinin ve iletişimin türlü
renklerinin üzerimize boyandığı bir sürece geldik. Gazetelerin internet medyası
karşısında cephe kaybedeceği ile ilgili tartışmalara hiç girmek istemiyorum.
Zira gazetenin sıcak, içten ve sizi bir vicdan sarmalıyla kuşatan güzelliğinin,
internetin donuk, sönük, hissiz, duyarsız klişe haberciliği karşısında asla
yenilmeyeceğini biliyorum. Bundan sonra da bunun aynı algılarla devam edeceğini
kesinlikle tahmin edebiliyorum. Yahudi Kongresi manşetiyle 1972 yılının 12
Ocak ında yayın hayatına başlayan Milli Gazete, bugün artık 43 yaşından gün
alıyor. Kolay değil Medya sektöründe bunca yıldır, çizgisinden bir milim bile
sapmadan, yalansız, dolansız, ihtirassız, yandaş olmadan, karalamadan,
vicdanları yaralamadan hakkaniyeti ve Hakk ı üstün tutan bir yayın
politikasıyla bugünlere gelebilmek gerçekten kolay değil. Elbette, bu tavizsiz
çizginin temelinde Milli Gazete nin sadık okuyucularının alın teriyle
kazandıkları rızıktan, helalinden bizlere kuruş kuruş aktardıkları gönül
sevdası var. Milli Gazete, bir sevdadır Milli Gazete, ulu bir çınardır Bir
çınarın belki yüzyıllar boyu gelişim, büyüme aşaması vardır, ama Milli Gazete,
Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamızın Milli Görüş bahçesine
kendi elleriyle diktiği ve o andan itibaren gölgesiyle hem Anadolu yu hem de
İslam coğrafyasını kuşatan en büyük çınarlardan birisidir Bu çınara omuz
veren, bu çınarı büyütmek için çabalayan herkese bir vefa borcumuzun olduğunu
düşünüyorum. Bu çınarın gölgesinde uzun veya kısa süreli gölgelenerek,
kendilerine onulmaz payeler ve makamlar devşirenlerin de bir şekilde Milli
Gazete nin misyonuna ve vizyonuna vefa borcu olduğunu düşünüyorum. Önceki hafta
Bağcılar Saadet Partisi tarafından organize edilen Milli Gazete gecesinde,
gazetemizin ilk genel yayın yönetmeni -hürmetle ellerinden öpüyorum- Hasan
Aksay ağabeyimiz, Milli Görüş ve Milli Gazete dört Başbakan, iki Cumhurbaşkanı
çıkarmış bir davayı temsil eden kutlu erlerin sırtında yükselmiştir şeklinde
bir tespitte bulundu.
Milli Gazete, şu ana kadar defalarca davalık oldu, gelip
geçen iktidarların gadrine uğradı, insanların keyfini kaçıracak haberlere imza
attı Ama şimdiye kadar hiç kimse, Milli Gazete ye Bu haberiniz yalan, bu
haberiniz asparagas, bu haberiniz uydurma diyemedi. Çünkü biz Allah ın (C.C.),
Hak geldi, batıl zail oldu ayeti kerimesini logomuzun altında slogan yapmış,
bu düstura göre kalemlerimizi bilemiş ve Hakk tan, hukuktan, adaletten,
vicdandan asla ayrılmamak üzere Milli Görüş çizgisinde yayın politikamızı
belirlemiş kutlu bir davanın temsilcileriyiz. Bağcılar daki Milli Gazete
gecesinde âcizane biz de birkaç kelam ettik ve sözlerimizi Allah ın (C.C.) bir
ayeti kerimesinde Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed e (S.A.V.) vahyettiği bir
duayı dilimizin döndüğünce aktarmaya çalıştık Ey habibim Hiçbir şey için
şunu yarın yapacağım deme Ancak (inşallah) Allah dilerse olabilir de Ve de
ki: Rabbim beni doğru olana en yakın olana ulaştırsın.
Herkesin doğrusu ayrı Herkes bir yol tutturmuş gidiyor
Rabbim bizi kendi doğrularından ayırmasın inşallah!
Rabbim, Milli Gazete yi de Besmele çekilip yola çıktığı günden beri milim
sapmayan o doğru istikametinden asla ayırmasın