Milli Eğitim ne kadar milli?!

Abone Ol

Bir önceki yazımızda; başörtüsü sorununun ABD siyasetinin

üniversite ile birlikte yapmış olduğu bir bilimsel çalışma (Türkiye Tipolojisi)

olduğundan bahsetmiştik. Milleti geleneklerinden ve geçmişinden koparma

çalışmaları Cumhuriyetin kurulduğu ilk yıllara dayanmaktadır. Bu çalışmayla

alakalı İsmet İnönü hatıralarında şu şekilde bahsetmektedir: “…Devrimin temel

gayelerinden biri yeni nesillere geçmişin kapılarını kapamak Arap-İslam dünyası

ile bağları koparmak ve dinin toplum üzerindeki etkisini zayıflatmaktı... Yeni

nesiller, eski yazıyı öğrenemeyecekler, yeni yazı ile çıkan eserleri de biz

denetleyecektik.. Din eserleri eski yazıyla yazılmış olduğundan okunmayacak,

dinin toplum üzerindeki etkisi azalacaktı.” (İnönü Hatıralar C.II s.223)

Ogün bugündür genç beyinler kirletilmektedir. Bugünde

değişen bir şey yoktur. İlköğretim kitaplarını incelediğimizde “Milli Eğitim’in

ne kadar milli ” sorusunu sorma ihtiyacı hâsıl olmaktadır. Eğitim sistemimizde

Kur’an-ı Kerim, Peygamberimiz’in hayatı ve Temel Dini Bilgiler derslerinin

seçmeli ders olması, İmam hatip liselerinin sayısının artırılıp, orta

kısımlarının açılması her ne kadar güzel bir gelişme gibi gözükse de yetersiz

olduğunu düşünüyorum. Zira az çok Kur’an eğitimi veren ve alan herkes bilir ki

haftada sadece bir günde kırkar dakikalık iki ders saatinde ders verilip ondan

sonra bir hafta ara verilerek kâmil manada Kur’an öğretilmesi mümkün değildir.

AB kıstasları doğrultusunda Batılıların istediği gibi bir nesil yetiştirme

hedefinden AKP hükümetince de dönülmüş değildir. Hâlâ okul kitaplarında “Bu

kâinatı kim yarattı” sorusunun cevabı yoktur! İddialarımızı teyit edecek birkaç

örnek üzerinde duralım. Bunlardan birincisi; 2012-2013 öğretim yılı için

okullarda dağıtılan “İlköğretim Türkçe 8 Ders kitabı ve İlköğretim 8 Ders

çalışma kitabındaki örneklerdir. İlköğretim Türkçe 8 Ders kitabının ilk konusu

“Meraklı Pandora ve Konuşan sandık” Bu parçada anlatılan olay ise bir Yunan

Mitolojisi.. Epimetheus ile karısı Pandora’nın hikâyesi anlatılmakta.”Günlerden

bir gün Pandorayla Epimetheus yine sevinç içerisinde dans edip oyun oynarken

Haber Tanrısı Hermes’i gördüler. Hermes tanrıların, özelliklede Tanrılar

Tanrısı Zeus’un habercisiydi…” diye devam ediyor. Bu ifadeler Allah’a ortak

koşma(şirk) değil de nedir Olay bununla da bitmiyor. İlköğretim Türkçe 8

Çalışma kitabının 15. Sayfasında bu metnin analizini yapmak üzere öğrencilere

yöneltilen sorular tam bir facia.. Deniliyor ki; “Hermes’in yerinde olsaydınız

Pandora ve Epimetheus’a karşı tepkiniz ne olurdu Pandora’yı sandığı açtığı

için cezalandırır mıydınız Nasıl bir ceza verirdiniz ” bin yıldan fazla

zamandan beri İslam’ın bayraktarlığını yapmış milletin çocuklarına, Haber

tanrısının hatta bununla yetinmeyip Zeus’un yerine kendilerini koymaları

istenilmektedir. (Milli Şuur dergisi 24.sayı sayfa 9-10)

ABD ve AB ülkelerinin refahı, Türkiye gibi ülkelerin

tüketici kapitalizmini içine sindirmesi ve en büyük müşterisi olmasıyla

mümkündür. Milli değerlere sahip çıkan bir Türkiye’nin yeninden büyük Türkiye

ve yeni adil bir dünya kuracağı muhakkaktır. Bundan dolayıdır ki, itaat eden

bir topluluğun oluşturulması eğitimle olacaktır. Genç beyinleri eğitmek ve

onların bilinçaltına girmek daha kolaydır. Bu gençler geleceğin itaatkâr

toplumunu oluşturacaktır. Bu ülke kapitalizmin bütün araçlarını kullanan

şirketokrası için sürülmesi gereken bir tarla olarak görülmektedir. Bundan

dolayıdır ki, yabancı sermaye koşa koşa gelmektedir. Böyle bir milli eğitimin

yetiştirdiği öğrenci sadece tüketici adayı olabilir. Bilim adına

üniversitelerde şimdiye kadar fişleme dışında bir şey üretilmediği; bunun bariz

bir örneği değil midir Televizyondaki dizilerle, yapılan farklı yayınlarla

bizi milli değerlerimizden uzaklaştırdılar. Örflerimiz, ananelerimiz değişime

uğradı. Geleneklerimize göre yaşamın yerini farklı yaşamlar aldı. Bütün kurgu;

milli değerlerinden, dininden uzak, tüketen ve itaat eden bir toplum meydana

getirmek üzerine kurulmuştur. Bunu biliriz ama sanki afyonlanmış gibi bu

gidişata ayak uydurmaya devam ederiz. Elimizde en büyük “TÜKETMEME” silahı

olmasına rağmen reklamların etkisiyle çağdaş bir köle gibi gider plastik

parayla satın alırız. Çok sevdik bu köleliği çoookk!

NEDEN HEP KAZIK BİZDEN YANA !

Evinizde kullanmış olduğunuz telefonun faturasını PTT

şubelerinde ödemeye kalktığınızda; sizden bir lira masraf parası almaktadırlar.

Türk Telekom kendi şubelerini açmamış, PTT ile bu konuda anlaşma yapmış bu

anlaşmanın bedelini de bana ödettirmektedir. Bakıyorsunuz, iki şirkette

özelleşmiş ve sahipleri yabancı. Benim devletim bunları özelleştirirken “benim

halkımı istediğin gibi soyabilir misin ” dedi Sanmıyorum! Burada bizler

yeterince tepki vermediğimizden dolayı böyle olmaktadır. Alibeyköy PTT şubesine

gittiğinizde iki veznenin çalıştığını görürsünüz. Nasılsa tekel ya! Elleri

mahkûm bekleyecek vatandaş! Evde kullandığım telefonumun faturasını son ödeme

tarihinden beş gün sonra evimin bahçesine atılmış olarak yağmurdan ıslanmış

vaziyette buldum! Bu durumda kalkıp benden gecikme faizi alacaktır!

Kullanmadığım ev telefonuna her ay yirmi beş lira para ödemekteyim! Bu durumda

iptal ettirmem gerekecek. Bu da bana yılda üç yüz lira kazandıracaktır. Kullan

kullanma “senden alacağım “diyor! Sen mi döşedin kabloları sen bu kabloları bu

şekilde bulmadın mı Bu şekilde özelleştirilmedi mi GSM operatörleri

kendilerine çeki düzen vermiş olsalardı. Birçok aile ev telefonunu iptal

ettirmiş olurdu! Halk ya bankalara borçlu, ya elektrik idaresine, ya telefon

şirketlerine! Tüketici derneklerini göreve çağırıyorum!