Toplumumuzda yaşanan darbeler ve siyasete siyaset dışı
müdahaleler sebebiyle devlet ile millet birbirinin karşıtı imiş gibi bir algı
ortaya çıktı. Kısacası devlet sorgulanır oldu. Bu algının ortaya çıkışının
sorumlusu da elbette millet değil. Milleti güdülmesi gereken topluluk olarak
algılayan ve zorla bulunduğu konumdan yeni bir konuma geçirilmesi için
gerektiğinde kafasına vurma hakkını kendinde gören darbeciler sebebiyle
maalesef toplumda devlete karşı bir güvensizlik oluştu. Hâlbuki devlet denen
tüzel kişilik toplumda huzur ve güvenliği sağlamak, ülkeyi dış tehlikelere
karşı korumak üzere toplumun oluşturduğu bir yapıdır. Devlet denen tüzel
kişilik genellikle yasama, yargı ve yürütme organlarından oluşur. Meseleye
böyle bakınca ister istemez devlet karşıtlığı millet oyları ile oluşmuş yasama,
yasama içinden çıkmış yürütmeye de karşı olmak anlamına gelmez mi
Bu izahın ardından ülkemizde yaşanan doğrudan ve dolaylı
darbelerin devlet içinde yer alan birtakım bürokratlar eliyle
gerçekleştirildiğini söylemek mümkün. İster yargıda ister devletin diğer
kurumlarında bulunan asker-sivil bir takım bürokratların kendilerini devletin
üstünde görmelerinin sebebini doğru tespit etmek gerekir. Kendilerini milletin
koruyucusu olarak takdim eden darbeciler ve onların sivil destekçilerinin
milleti korumak iddiası ile ortaya çıktıklarında millete ders verdiklerini
unutmamak gerekiyor. Kısacası siyasilerin devlete karşı milletin yanında yer
alacakları yönündeki açıklamalarının birtakım kavram kargaşasına sebep olmaması
için açıklamanın içini doldurmaları gerekiyor. Milletin yanında yer almak
devlete karşı çıkmak, devlet düşmanlığı yapmak anlamına gelmez. Eğer bir
toplumda devlet karşıtlığı (özellikle düşmanlığı demiyorum) gelişirse devlet
içindeki birtakım üst düzey bürokratlara hadlerini bildirelim derken toplum
anarşizme sürüklenebilir. Çünkü komünizm ve anarşizm devlet karşıtlığının esas
olduğu bir anlayışın ürünüdür. Söz gelimi iflas etmiş olmakla birlikte komünistlerin
nihai hedefi idare eden ve edilenler ayrımının olmadığı bir toplum
oluşturmaktı. Ama bu hedef hayal olarak kaldı. Ayrıca, komünizmin hâkim olduğu
ülkelerde ortaya ceberut bir devlet çıktı. İnsanların ne yiyip içeceğine, nasıl
düşüneceğine kadar müdahale eden bir devlet.
Kısacası devlete karşı milletin yanında yer almak söylemi
bir devlet düşmanlığına dönüşmemelidir. Bunun için de devlete karşı olmaktan
çok devlet içindeki devlet benim anlayışının sahiplerinin temizlenmesi
gerekir. Söz değil eyleme ihtiyaç vardır. Bir ülkede devlet düşmanlığı
yaygınlaşmaya başlamış ise bu durum başka bir devlet hayaline dönüşebilir.
Üzerinde durmak istediğim bir başka kavram ise
tarafsızlık. Son seçim kampanyasında özellikle CHP-MHP çevresinde toplanan
muhalefet ısrarla Erdoğan ın tarafsız olmadığını, cumhurbaşkanı seçilecek
kişinin tarafsız olması gerektiğini ileri sürüyor. Bu noktada, Düşünen bir
insanın tarafsız olması mümkün müdür sorusunu sormak istiyorum. Kanaatim o ki
düşünen insanın tarafsız olması, yani hiçbir fikir ve ideolojiden, hiçbir
siyasi anlayıştan yana olmaması düşünülemez. Aksini iddia edenler ya düşünme
kabiliyetini yitirmiş ya da demagoji yapmaktadırlar. Tarafsızlık peşinde koşmak
yerine devleti yönetme durumunda olanların adil olmalarını isteseler, seçilecek
kişilerde bu özelliği arasalar daha gerçekçi davranılmış olunmaz mı
Ankara nın iftar programı
Çarşamba günü Akara Temsilcimiz Mustafa Yılmaz ın
gelenekselleştirdiği iftar yemeği Ankara Bürosu nda geçmişte çalışmış ve halen
görev yapan kardeşlerimizi aileleri ile bir araya getirdi. Uzun süreden beri
görmediğimiz kardeşlerimizi görmek ve sohbet etmek imkânı bulduk. Benim için
650 kilometrelik yoldan gelerek bu iftara katılmaya değdi. Buna vesile olan
başta Mustafa Yılmaz kardeşim olmak üzere emeği geçenlerin hepsine
teşekkürlerimi sunuyorum.