"Önce millet" demek için elbette devlet düşmanı olmak gerekmez, bunun mantığı da olamaz. Ne var ki ülkemizde siyasiler birbirlerini sıkışınca ya "Devlet düşmanı" ya da "Millet düşmanı" olarak suçluyorlar. Yani bir kesim önce devlet diyerek devleti öne çıkarıyor, hatta öylesine ileri gidiyorlar ki devleti kutsuyorlar. Devleti kutsamanın ardından ister istemez insan hak ve hürriyetlerinin devletin bekası için ihlalini ya da kaldırmasını olağan gören bir anlayış ortaya çıkıyor. Kutsal devlet yandaşlarına göre devlet için insanın feda edilmesi olağan bir anlayış oluyor.
Buna karşı insanı esas alan anlayış gündeme geliyor.. Olması gereken anlayış elbette. Bu anlayış insanı merkez alıyor ve devletin varlığını insanı ikinci plana ittiğini, insan hak ve özgürlüklerinin korunmasında değil ihlalinde öne çıktığını ileri sürüyorlar. Elbette her tüzel kişilikte birtakım aksaklıklar ve yanlışlar ortaya çıkabilir. Devlet görevlilerinin kişisel eksiklikleri ve zaafları sebebiyle aksaklıklar yaşanabilir. Bu yanlışlara bakarak insan haklarını korumak adına devlet düşmanlığı yapmanın da mantığı yoktur. Çünkü devlet ile millet birbirinin karşıtı değildir. Devlet millet için vardır. Milletin olmadığı yerde devletten söz edilebilir mi Yani devlet millet tarafından toplumsal huzur ve barışın tesis edilebilmesi adına oluşturulmuş bir yapılanmadır. Ne var ki, millet tarafından millet için oluşturulmuş devlet kurumunu ele geçiren bazı kişi ya da gruplar bu organizasyonu zaman içinde kendi kişisel iktidarlarının tesisi için kullanma yoluna gidebiliyorlar. Bir bakıma devleti milleti sindirerek devlet imkanlarını kendi çevreleri arasında paylaştırtma gündeme gelince ister istemez devlet toplumun hak ve özgürlüklerini koruyan bir kurum olmaktan uzaklaşıyor. Belli kişiler, aileler ya da grupların çıkarlarının temsilcisi olabiliyor. Bu tür gelişmeler zaman içinde devlete karşı birtakım hareketlerin oluşmasına zemin hazırlamıştır. Hatta, devletin ortadan kaldırılması gibi birtakım talepler gündeme gelmiştir. Sürekli devletin baskı ve zulmüne maruz kalan kitleler ya da böyle bir haksızlığa maruz kaldığını düşünenlerde zaman zaman devlet deyince bir öfke oluşmaya başlamıştır. Çünkü, bunlara göre devlet vuran, kıran, baskı yapan, kısacası zalim bir ağa görünümüne bürünmüştür. Halbuki bu uygulamanın sebebi devlet denen tüzel kişilik değil devlet adına birtakım yetkileri ellerine geçirmiş olanların uygulamalarıdır. Bu bakımdan devlete düşman olup devleti ortadan kaldırmak gibi bir fikrin peşine düşmek yerine sözünü ettiğimiz yanlış uygulamaların sorumlularından hesap sormanın yollarının açılması gerekir. Yani mücadelenin devlete karşı değil, zalim yöneticilere karşı gündeme gelmesi gerekir. Netice itibariyle zaman zaman toplumlar da devlete karşı bir düşmanlık oluşuyorsa bunun sorumluları devlet adına birtakım yetkileri kötüye kullanan bürokrat ve yöneticilerdir.
Elbette iktidarı kısmen ya da tamamen ele geçirmiş olan güçler kendilerinden hesap sorulmasına yaklaşmazlar, hesap sormak isteyenlere karşı çok acımasız olabilirler. Ancak, unutmamak gerekir ki zalimlerin ilelebet işbaşında kalmaları mümkün değildir. Zalim yöneticilere karşı mücadele sürdürürken ısrarla gündeme getirilecek ve vurgulanacak husus ise devletin kutsal bir oluşum değil, milletin hak ve hukukunu korumak için yine millet tarafından oluşturulduğunu hatırlatmaktır. Durumdan memnun olan elitler elbette statünün değişmesini ,iktidarlarını paylaşmak istemeyeceklerdir. Ancak bunlara esas olan devlet değil insan, kutsal olanın devlet değil insan olduğunu sıkça hatırlatmak gerekiyor. Devleti kutsamanın ardından gündeme insanın yok sayılmasına varan bir anlayış ortaya çıkıyor.
İnsanı yok sayan anlayış ise ister istemez kan ve gözyaşını gündeme getiriyor.
Diyebiliriz ki, devleti kutsayan anlayış sonunda insan hak ve hürriyetlerinin korunması ve toplumsal huzuru sağlamak için oluşturulmuş olan devlet insanın kurdu haline geliyor. Bunun sonucu olarak toplumsal çatışmalar başlayabiliyor.
Eğer ölçü insan olursa devletin bir vasıta olduğu bu vasıta iyiye kullanılırsa iyi, kötüye kullanılırsa kötü sonuç vereceğini görmek kolaylaşır. Günümüzde hala birtakım çevrelerin insanı değil de devleti esas alan bir anlayışın peşinden gidiyor olmaları düşüncelerinin doğruluğundan değil, çıkarlarının bunu gerektiriyor olmasındandır. Yoksa aklı başında kim devlet için toplumun feda edilebileceğini ileri sürebilir Toplum olmadığı yerde devlet olabilir mi