Mezhepler arası diyalog

Abone Ol

Yıllardan beri dinler arası diyalog diye bir düşünce etrafında birçok diyalog yapıldı. Hatta bu diyalog hatırına sembolik olarak sırat köprüsü kurulup onun üzerinden düşmeden geçenlerin Cennete gideceği söylenerek önce bir haham, sonra bir papaz, daha sonra da bir müftü oradan geçirildi. Böylece günümüz Yahudilerinin ve Hıristiyanların da cennete girebileceği saptırması yapıldı. Müftümüzün papaz ve hahamın geçtiği köprüden hangi inançla geçtiğini bilemiyorum. Ben olsaydım günümüz papaz ve hahamlarının da cennete gidebileceğini ima eden bu köprüden geçmezdim. Bir-iki ilimizde “Dinler Bahçesi” adıyla birer bahçe kurularak orada Cami, Kilise ve Havra bir araya getirilerek üç dinin aynı dönemlerde olabileceği izlenimi verme dalaletine de düşüldü. Bu davranışla Müslüman, Hıristiyan ve Yahudilerin barış içinde yaşamaları hedefleniyordu. Ama ne hazindir ki tam tersine bu dönemde İslam âlemi Yahudi ve Hıristiyanlar tarafından çok daha fazla saldırıya uğradı.

Keşke “Dinler arası Diyalog” yerine “mezhepler arası diyalog” yapılsaydı. Böylece Müslümanlar arasında birlik ve beraberlik sağlanır ve belki de bu birlik üzerine Yahudi ve Hıristiyanlar saldıramazlardı. Dinler arası diyalog ile meşgul olurken Müslümanlar arasındaki ihtilafları gidermeye fırsat kalmadı. Rahmetli Erbakan’ın kurduğu D-8’ler mezhepler arası diyalogun sağlayacağı kaynaşmayı sağlayabilirdi. Ama AKP iktidarı buna hiç yanaşmadı. Gelinen ortam bu ihmalin sonucudur. Mezhepler arasında sataşmalar yaşanıyor. Bu sataşmaların ileri boyutlara gitmemesi için acilen “Mezhepler Arası Diyalog” başlatılmalıdır.

Bu diyalog hak ve batıl ayırımı yapmadan tüm İslami mezhepler arasında yapılmalıdır. Önce Ehl-i sünnet  mezhepleri arasında diyalog yapılmalı bunların arasındaki farkların esasta değil detayda olduğu bilinmekle beraber bazı mezhep sahipleri diğer mezhepleri çok gerip karşılamakta ve onlara soğuk davranmaktadır. Diyalog yapılırsa daha iyi bir kaynaşma olacaktır. Sünni olmayan mezheplerle diyalog çok daha önemlidir. Bu yapılabilirse bazı sivriliklerin düzeltilmesi mümkün olacaktır.

Alevilik bir mezhep değil bir tarikat mesabesindedir. Dolayısıyla onlarla yapılacak diyalog çok daha kolay olacaktır. Benim müftülük yaptığım bir ilçenin iki köyü tamamen, biri de yarı yarıya Sünni ve Alevilerden oluşmaktaydı. Tamamen Alevi olan köylerin halkıyla diyalog yapabildim ama yarısı Sünni olan köyün Alevileriyle diyalog yapmakta zorlandım; benden kaçtıklarını fark ettim. Kanaatime göre o köydeki Sünniler Alevileri dışlamışlardı. Ve Sünnilik hakkında iyi kanaat edinememişlerdi.  Yaş haddinden emekli olmasaydım ve o ilçede birkaç sene daha kalabilseydim onlarla da iyi ilişkiler kurabilecektim.  İşte bu nedenle önce mezhepler arası diyalog yapılmalı bu arada da tarikatlar arası diyaloga da yer verilmelidir. Bilindiği gibi tarikatlar serbest olmamasına rağmen yaşıyor, zaviyeler kapatılmış olmasına rağmen çeşitli isimler altında çalışıyorlar. Kanuni meşruiyetleri olmadığı için de denetlenemiyorlar. Dolayısıyla aralarına çeşitli sızmalar mevzubahistir.  Öyleyse “Mezhepler arası Diyalog” başlatılarak hem bazı sivriliklerin önüne geçilir ve hem de tarikatlara zararlı sızmalar engellenebilir.

Burada merak ettiğim bir hususa dikkatinizi çekmek istiyorum. Şöyle ki Dinler Arası Diyaloğun Fethullah Gülen tarafından gündeme getirildiği söylenirdi. Şimdi onun ve peşinden gidenler terör örgütü olarak ilan edildiğine göre ne diye onun başlattığı bu diyalog devam ettiriliyor. Nitekim daha geçtiğimiz yılın son aylarında Tekirdağ’ın bir limanında dinler Bahçesi inşa edilip bakanlarca açıldı. Tam da  ”Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu (!)” demenin zamanı değil mi?