Washington Defense Üniversitesi öğretim üyesi ve uluslararası güvenlik uzmanı Prof. Dr. Hassan Abbas, Arap Baharı‘nı tehdit eden en büyük tehlikenin, ‘‘mezhep ayrımcılığı‘‘ olduğunu söyledi. Arap Baharı‘nın yaşandığı ülkelerde mezhep ayrımlarını körükleyen güçler olduğunu savunan Abbas, ‘‘Mezhep ayrımcılığını kışkırtarak Arap Baharı‘nı sabote etmek isteyen güçler var. İsrail‘den, Batı‘nın muhtelif köşelerine kadar irili ufaklı güçler, medya organları, düşünce kuruluşları, çıkar grupları buna oynuyor‘‘ dedi.
Şii İslami hareketlerin de, Sünni İslami hareketlerin de çıkarlarının belli bir noktada birleştiğinin farkında olduklarını, diyalog kurabildiklerini gördüğünü ve birbirlerinin farklılıklarına saygı gösterebileceklerine inandığını belirten Abbas, ‘‘Şia içinde de Sünni gelenek içinde de uç görüşler var. Ancak bunlar marjinal ve yalıtılmaları gerekiyor. Orta yolu tercih edenlerin öne çıkması lazım. Türkiye burada önemli biri rol oynayabilir‘‘ diye konuştu.
TÜRKİYE BİR MODEL OLABİLİR
Türkiye‘nin diğer Sünni ülkelerden farklı bir Sünni geleneğe sahip olduğunu savunan Abbas, ‘‘Türkiye‘de gittiğim camilerde dört halifenin isimlerinden sonra İmam Hasan ve İmam Hüseyin‘in isimlerini de görüyorum. Bu, diğer Sünni ülkelerde göreceğiniz bir durum değil. Türk bakış açısı çok geniş ve açık. Şuna gerçekten inanıyorum ki Türk modeli Sünni ve Şiileri bir araya getirebilir. Türk Sünniliği Şia ile standart‘ Sünni gelenek arasında bir noktada duruyor‘‘ şeklinde konuştu.
Arap Baharı‘nın ardından İslam coğrafyasında, dört merkezin yakından izlenmesi gerektiğini belirten Abbas, ‘‘Türkiye, Mısır, Endonezya ve Pakistan. Bu ülkeler yeni dönemin dört sütunudur. Demokrasi bu ülkelerde geliştiği ve sürdürülebilir olduğu ölçüde, Arap Baharı bir Müslüman Baharı‘na, bir Müslüman Uyanışı‘na dönüşebilir‘‘ şeklinde düşüncelerini dile getirdi.