Mezarlıktan, müzikhollere Taksim

Abone Ol

İnsanların şehirlerine sahip çıkma geleneği bizde pek olmadığından son yaşananlar yadırgandı.

Beykoz ormanları kesilip Acarkent gibi bir ucube doğduğunda delikanlı direnişçiler ortalıkta yoktu.

Maslak projesinde de o kadar cılız sesler çıktı ki.

Gazeteler, görgüsüz müteahhidin evliliği dışında genç kadınlarla prensler gibi cazip hayatını vermekle meşguldü.

Taksim için oluşan kalkışma biraz umut bile verdi.

Fakat çok geçmeden demokrasinin beynini dağıtıp darbe irinini bulaştırdılar.

O aç gözlü ahlaksız sermaye orman arazilerini yok edip her yanı beton hangarlara çevirirken yüz yıldır susmakta bu halk.

Dünyada tek olan o eşsiz güzellik Boğaziçi’nin üzerine iki tane çelik kement atılıp köprülerle delik deşik edilirken kalem oynatmadılar.

Köprüye elbet karşı değiliz ama her köprü çevresinde üç dört milyon insan biriktirdi.

Şimdi saatlerce trafik çilesini yine kent sakinleri çekmekte.

Elde avuçta böyle bir pastoral hazinen varsa götürüp köprünü şehrin uzak noktasına kuracaksın.

Dünyanın neresinde görülmüş Ortaköy Camii’nin, Amcazade Hüseyin Paşa Yalısı’nın üzerinde milyonlarca aracın vızır vızır dolaştığı.

İstanbul eski eserlerini en fazla Menderes döneminde kaybetti.

Yollar, meydanlar açılacak denip mescitler, türbeler, medreseler hunharca katledildi.

İstanbul’a has mimari ve doğal hazineyi koruyamadık.

Şimdi Taksim’le ilgili ağaçlar kesilmesin istemi çok haklı.

Aslında o ağaçların arkadaşlıklarından vazgeçemeyen kesim Müslümanlar olmalıydı.

Mahallelinin yönetimde karar mekanizmasını oluşturduğu bir tarihi geçmişimiz var çünkü.

Tamam, bu insanlar çok fazla tebaa genleri ile yüklü.

Ama kimse kimsenin manzarasını kapatacak yükseklikte ev inşa edemezdi.

Fatih zamanında şehir nizamnamesi çıkarılmıştı.

Şimdi arazi mafyaları, inşaat Vandalları, ahlaksız ve aç gözlü müteahhitler Sultan Ahmet Camii’nin peyzajına bile hayalet binalarla sokuldu.

Turistler kadrajlarında o çirkin hayaleti de alıp ülkelerine götürmekteler.

Taksim Meydanı’nı hiç sevmem.

Zira burası eskiden mezarlıktı.

Teni soğuk, sesi karanlık bir mezarlık üzerinde müzikhollerin inşası da belki dünya üzerinde bir ilk.

Müslümanların, Ermenilerin, Katoliklerin mezarlığı, Dolmabahçe sahilinden başlar, Taksim’e çıkar, Harbiye’ye uzanırdı. Şair Şinasi’den, 93 harbi şehitlerine, masum halka değin insanlar son uykularından edildi.

İttihad ve Terakki ile başlayan bu mezarlık talanı, Cemil Topuzlu Paşa’ nın İstanbul eminliği döneminde zirveye ulaştı.

Şimdi üzerinde AKM nin, büyük otellerin, eğlence merkezlerinin, sinemaların, müzikhollerin olduğu insanların eğlenip alkol içtiği o alanda insan kemiklerinin olduğunu bilmek bana hep acı verdi.

Taksim Cumhuriyet Anıtı’nı da hiç sevmem.

Yapılışı esnasında tartışmalar yaşanmış.

Mali kaynak için halktan bağış toplanmış.

O dönemde Tan gazetesinde komünist gazeteci Sertel ailesi itiraz etmiş, bu durum meclis zabıtlarına girmiş:”O gazete diyor ki, Taksim abidesi için para var da verem hastanesi için para yoktur, bunu yazan muhakkak delidir yahut da haindir.”

Görüldüğü gibi sene 1925. Savaştan çıkmış bir millet, fakirlik had safhada. Verem hastanesi için değil de heykel için para toplayan bir hükümeti eleştiren kalemler hain.

İtalyan heykeltraş Pietro Canonica’ya yaptırılan, anıt 1928’de tamamlanmış.  

Ağırlığı 84 tonu bulan anıt, Roma’dan İstanbul’a gemi ile getirilmiş.

Cumhuriyet dönemi anıtları, Atatürk’ü ve kurulan yeni düzeni topluma tanıtan heykellerdi.

Anıtın kuzey yüzünde Mustafa Kemal, askerlerinin önünde görülmekte, diğer yüzünde ise sivil giysileri ile Atatürk, yanında İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak, askerler ve halkla birlikte betimlenerek Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu canlandırılmaktadır. Anıtın bu yüzünde Atatürk’ün ardında bulunan iki Sovyet generalin heykeli, Kurtuluş Savaşı sırasında Türkiye’ye yapılan Sovyet yardımına duyulan minnettarlığı simgeler.

Ne garip bir tevafuk ki son gezi olaylarında, Rusya batılı devletler gibi davranmadı, Putin bu olayları soran gazeteciyi azarladı.

Bir kez daha tarih tekerrür etti.