Mezar taşları diyor ki...

Abone Ol

Karşıyaka Mezarlığı’ndayız. Cami avlusu kalabalık... Ölümden öte konuşanlar, dertleşenler.

Mezarın dibinde dahi dünyayı dillendirenler... Gülen gözlerin yamacında ağlayan nazarlar... Zıtlık bütün haşmetiyle üzerimize abanırken, dışarı atıyorum kendimi.

Mezarlara basmamaya çalışıyorum.

İsimler, doğum tarihleri, dualar, süreler...

Kimi bir yaşında Hakk’a kavuşmuş, kimi yüz yaşında. Kimisinin öyküsü yürek burkucu, kimisi ununu elemiş, eleğini asmış misali, yeter demiş hayata ve yürümüş ötelere.

Zaman zaman, kimi geceleri mezarlara gitmeyi pek severdim. Şimdilerde gittiğim söylenemez.

Gidip alaca karanlığın içinde mezarın birine sırtımı verip, uyumaya çalışırdım.

Önce bedenim soğurdu, sonra düşüncelerim.

Ölmeden önce ölümün sırrına varmak için beynimi zorlardım, kafam zonklardı. Sıratı, sorgu suali yaşatırdım hayalimde. Tasavvurum gerçeğin fevkinde olurdu.

Nedense, hep Allah’ın affedici ummanıyla kendimi kandırır, cenneti görür umardım.

Cennet mi bizi bekler, ara bir yer mi pek bilmiyorum. Lakin umutla dolu olduğumuzdan iyi düşünmek, iyi şeyler beklemek lazım gelir.

Mezar taşlarına bakıyorum...

Albaylar, generaller, eski vekiller, falanlar filanlar... Ağalar, ırgatlar... İşverenler, işçiler... Hep aynı safta, aynı perde, aynı suallere muhataplar.

Ölüm, mutlak eşitliğin ta kendisi.

Uzunu kısayı... Zengini fakiri ayrı tutmuyor. Kategorilere ayırmıyor insanları.

Sırası gelene, işaret ediyor ve o gidiyor... O kadar.

Ya hazırlıklı olmak ya da berduşça yaşamak hayatı... Bu ikileme düşenlerin vay haline.

Hayatın her safhasını imtihan bilenler... Allah’ın dışında kimseye... Güce, sultanlara, paraya, pula... Makama mevkie eğilmeyenler, hep kazanmışlardır.

Kendi kendime diyorum ki, burda bey olmak, ağa olmak... Burda general olmak, vekil olmak... Bakan olmak... Fayda etmiyor kimseye. İyilikler ve kötülükler hal belirliyor.

Azığı iyi olanlarla, iyi olmayanların ayırımı ötelerde...

Ders almak... Hayatı ona göre tanzim etmek... İyilikleri çoğaltmak, kötülüklerden nehyetmek... Adaletli bir yaşam kurmak... Adaletli bir sistemin dünyaya hâkim olmasını sağlamak... Kuran’ın öngördüğü, Allah’ın razı olacağı bir hayat tarzı... Bir yaşam biçimi... Kimsenin kimseyi hakir görmediği... Ezmediği, üstünlük taslamadığı bir dünya...

Keşke, ölmeden önce, cenneti burada inşa edebilsek... Gerçek anlamıyla.

Ölümden... Mezar taşlarının dediklerinden dersler çıkarmak...

Yeniden hayata dönüyorum.

Onaltısındaymış Doğukan... Baba ağlıyor, anne ağlıyor.

Okuldan arkadaşları hep beraber koro halinde ağlaşıyorlar... Dayanamıyorum... Eziliyorum ortalarında.

Ve haykırıyorum imanımla.

İnna lillahi ve inna ileyhi raci’un.

Ne mutlu adaletli bir dünya ihdası için mücadele edenlere...