Meydanda

Abone Ol

Hep hep geliyorlar. Geliyorlar mı Hep hep geliyorlar.

Ben seni yazdım dünyaya geldin. Meydana mı geldin

demeliyim. Dünyaya geldin diyerek daha da genelleştirdim. Aslında meydana

geldin diyerek özelleştirebilirim. Ben seni yazdım meydana geldin. Meydan çok

kalabalıktı. Meydan hıncahınç doluydu. Ben seni yazdım meydana geldin. Meydan

hınç doluydu. Dopdolu bir vasıta önümüzden hızla geçti. Ben seni yazdım

meydana Ben seni yazdım Ben seni Ben

Hoş geldin deseymiş yazar ne güzel olurmuş belki de. Ama

belki de. Öyle mi! Hadi bakalım hep beraber hoş geldine gidelim, gidelim o

zaman.

Hoş bulduk diyesiymiş yazar! Ölüm dolu dünyada durdurulan

zamana karşı!

Meydana geldiklerinde ikindi bulutları da neredeyse

arkalarından yetişiyor. Kardeşim bu bulutlar da bizi takip ediyor. Sanki yağmur

yağması için dilekçe verdik gökyüzüne! Belki de bizim adımıza dilekçe veren

gönüllüler var nereden biliyoruz ki! Bilemeyiz mi! İstesek biliriz de

bilemeyiz! Bilmediği konuda kafa kesmek bu çağın insanına has bir özellik; her

konuda kafamızı kesiyorlar ama yine de kafamız yerinde! Kafayı bulduk biz!

Kafayı aldık getirdik yerine! Kafa burada da insan nerede! Zaten bütün mesele

de bu ya; insan nerede

Bakın bence yazar burada felsefenin alanına giriyor.

İnsan nerede sorusunu sorarak bizi bir muammayı çözmeye çağırıyor. Ben bulmaca

çözmeyi severim ama muamma çözmeyi sevmem! Biraz eğlenceli yazsaymış

kardeşim; benim kafamı yoracak şekilde yazmasaymış! Hem kim dedi yağmurda

dışarı çıkın diye! Güneşli havada çıksalardı ya!

Bulmaca çözmeyi hayatta sevmem. Şu meydanda oturalım.

Yağmur kesilmezse gideriz telefon açarız hazırlıklar başlasın diye. Toplanıp

gidelim. Hepimiz birlikte gidelim. Anca beraber kanca beraber. Bizi yalnız

sanmasınlar yalnızlığı da alıp gidelim. Otobüs durağında bekliyormuş. Söyle,

orada öyle beklesin. Sıkılmış mı Gelip geçen otobüsleri saysın. Saymış mı

Otomobillere geçsin hemen. Onları da mı saymış. Trenlere geçsin birader!

Trenlere Yo trenlere geçmesin neye geçsin, bir şeylere geçsin işte! Hah

buldum! İçinden trilyona kadar saysın! Saymış mı! Olamaz! Oldu bile! Olduysa

oldu biz de durağa yaklaştık, aaa geçiyoruz durağı, düğmeye bas, bastım, niye

durmuyor, duramaz ki biz halen meydanda oturuyoruz, yo ya, evet buradayız işte,

tamam kardeşim buradaysak buradayız ne olmuş yani, yo bir şey olduğu yok

herkesin olmak isteyip de olmadığı yerde meydandayız!

Hep hep gidiyorlar. Gidiyorlar mı Hep hep gidiyorlar.

Güzel bir sonbahar günüydü. Sonbahar zaten güzel olurdu.

Sonbahar, sonbahar oldu olalı güzeldi. Sonbaharı son bir kere daha analım ondan

sonra bir tarafa koyalım, sonbahar orada dursun durduğu yerde. Tamam, anlaştık

mı! Anlaştıysak devam edelim. Derelerde sular nasıl da çağlardı. Köprüler

taşardı. Köprülerin altından çok sular aktı. Aksın bakalım. Bembeyaz taşları

vardı derelerin. Sonra biz anıların arasından çıkarıp getirdik. Yağmur yağmış

ıslanmıştı. Zayıftı, biraz da hastaydı. Ama yine de bize çay koydu. Sigara

tuttu. Gecenin yüzüne karşı üfürüyorduk dumanı. Duman gibi adamlardık. Belli ki

yazar burada oturup iyi bir sigara içmiş. Haydin biz de içelim. Ben sigara

içiyorum arkadaşlar.

Tekrar başlayalım sigara bitti. Hayır kaza sonucu ölmedi.

Belinde üç tane fıtık varmış; dayanılmaz bir şekilde ağrı yapınca doktora

gitmiş. Gidip bir iğne yaptırayım demiş. Hatta arabada giderken ölürsem ölürüm

nasip demiş. İğne yapılınca eve gelmiş. Birdenbire titremeye başlamış. Hemen

bir araçla doktora götürmek istemişler ama yolda titreme artmış; birdenbire

ruhunu teslim etmiş. Bana telefonla bildirildiğinde şok oldum. Çocukluk ve ilk

gençlik arkadaşımdı. Yazar burada olayı dramatikleştirdi sanki. Ne yapsındı ki!

Meydanda hayat devam ediyor. Otobüs de kaçmıyor.