Garip geldi garip yaşadı derler ya, işte Mevlüt Dursun
böyle bir hayat sürdü ve sürüyor. Rabbim ona sağlık ve sıhhat versin, kısacık
hayata ne hüzünler, ne acılar sığdırdı. O, ördekler gibi değil, kısrak gibi
yaşadı. Birilerinin ördek gibi vak vak ından geçilmezken, o öyle bir hayat
yaşadı ki kısrağın sessiz sedasız bir küheylan doğurması gibi kimseye en küçük
bir acı belirtisi dahi hissettirmedi.
Rabbim ona aklından, hayalinden dahi geçirmediği bir
kapıyı aralattı ve rızkını, çoluk çocuğunun iaşe ve ibâtesini oradan sağladı.
Peygamberinin sembolü gül e âşık olan Mevlüt kardeşim, hayatını güller /
çiçekler arasında geçirdi.
Kim derdi ki Giresun un bu yağız delikanlısı, İstanbul un
Cihangir inde, Kasımpaşa sında gül / çiçek tacirliği yapacak, insanların
birbirine gül muştusu sunar gibi demet demet güller sunmasına vasıta olacak!
Rabbim sana binlerce kez şükürler olsun ki sen nelere kadirsin!
Başımızda kavak yellerinin estiği gençlik günlerimizde
çizmeye çalıştığımız rotamızın ucunda ilim, irfan, sanat vardı. Okumak, okumak
hep okumak ve okuyup öğrendiklerimizi kendi aramızda tartışıp, zihnimizde ana
fikirlerin oluşmasına çalışırken, zaman içinde her birimiz farklı kulvarlara
savrulduk.
Mevlüt kardeşim böyle bir savrulma sonunda, çiçekle
özdeşleşmiş ve Çiçeğin açmayacağı kapı yoktur diyen Mehmet Okul un yanında
buluvermişti kendini! Çiçekçilik işine öyle bir sadakatle başladı ki, pîr
başladı ve öyle devam etti. Mehmet Okul vefat etti, çiçekçi kooperatifi iflâs
etti, fakat Mevlüt Dursun, soyadının gereğini yerine getirircesine çiçekçilikte
ısrar edip orada durdu, yerinden hiç kımıldamadı.
Çok sıkıntı çekti, fakat hiç belli etmedi. Açtı, tokum
dedi, cebinde parası yoktu fakat o yine de var demeyi tercih etti. Hasta oldu
iyiyim dedi. Bu iş senin ihtiyaçlarını karşılamıyor, bir alternatif iş
arayalım dendi, vefa yı öne çıkardı, sadakat gerek dedi.
Bir dönem Beyoğlu nda bir evde birlikte kaldık,
kaldığımız yere Teksan dedik. Tek , tekkenin ilk hecesi, san da sanayinin
ilk hecesiydi. Tekke sanayi! Hangi akla hizmet etmek için böyle bir adlandırma
yaptık bilemiyorum, bilse bilse İbrahim Balcı bilebilir. Teksan da kalışımız
çok uzun sürmedi, fakat birçok sıkıntımızı ve mutluluğumuza merkezlik etti.
Mevlüt saygının, edebin müşahhaslaşmış haliydi. Allah ım!
Olur da bir insan bu kadar mı sadakat ehli olur Nice arkadaş bildiğimiz
kişilerin Karunlaştığı bir zamanda o, Kasımpaşa gibi bir yerde karın tokluğunun
gerisinde iş yaptı. Aslında ticaret ona göre ya da o ticarete uygun bir
kişiliğe sahip değildi.
Usul, hak, emek, doğruluk, dürüstlük onun mayasının
harcıydı. Hani bir insan yanılıp şeytana uyar da ömrü hayatında bir yalan
söyler de, yerin dibine girecek delik arar, yüzü mosmor, karakteri elektriğe
çarpılmış gibi tir tir titrer ya, o da en küçük bir usul hatasında dahi böyle
bir travma yaşayan kişiliğe sahipti.
Bütün maddî sıkıntılarına rağmen ikram ı sever,
ziyaretine gittiğinizde hemen çayın altını yakıp, birkaç dükkân mesafedeki
Kasımpaşa Bahriye caddesindeki tarihî fırının kurabiyesinden, taptaze çubuk ve
galetalardan alarak günün herhangi bir saatinde size çay saati yaptırıverir.
Envai çeşit çiçek ve gül adlarını biz ondan öğrendik.
Çiçeklerin dilini, anladığımız kadarıyla bize o öğretti. Çiçeklerin neyi sevip
neyi sevmediğini, bazılarının güneşe karşı olan hassasiyetini, bazılarının suyu
çok sevdiğini, bazılarının suya karşı mesafeli olduğunu, bazılarının akşam
hüzünlenip sabah mutlu bir şekilde yepyeni bir güne başladığını, biz hep ondan
öğrendik.
Mevlüt bizim çiçekler dünyası na açılan kapımız oldu. O,
öğrencilik yıllarında ne zorluklarla başardığı İlâhiyat tahsilini çiçeklere
kardeş etti. Aslında Mevlüt, on bir sene ilâhiyat tahsil etmiş diplomalı bir
hoca idi. Fakat o, hocalığını tevazuya yoldaş eyledi. İnancını hiçbir zaman
ticaretin mezesi yapmadı.
Mevlüt, gözleri velfecri okuyanlardan değildi. O,
Rabbinin sıfatı olan settârü l-uyûb (ayıpları, kusurları örten) prensibini
kendine ilke edinmişti. Kusur görmedi, aramadı ki! O, hep güzellikleri gördü ve
güzel insan oldu. Esenler-Kasımpaşa arası bazen uzayıp bitmek bilmezken bazen
da bir adımlık yermiş gibi gidip geldi.
İşinin bağlayıcılığı çocuklarına baba hasreti yaşattı.
Öğle bir işti ki en küçük bir ihmali kaldırmıyordu. Tatili, bayramı seyranı
yoktu. Onun büyük müşteriler i de yoktu; birçok belediye başkanı yakın
arkadaşı olmasına rağmen hiçbiri onu görmedi. Dükkânı anlık yaşayanların
uğrayıp alışveriş yaptığı bir yer olmanın ötesine geçemedi. O, rızkını damla
damla kazanıyordu. Yaptığı üç kuruşluk alışverişten dahi indirim bekleyenlerle
muhatap oluyordu.
Mevlüt çiçekler kadar duygu yüklü, çiçekler kadar içi
dışı belli, çiçekler kadar saf ve temiz bir dünya insanı. Dünya insanı
dediğime bakmayınız, aslında o, bu denî ortamın insanı değildi. Fakat Rabbim
onu ticaretin ahlâk, ilke, kural, hak, hukuk tanımadığı bir zaman diliminde,
bütün insanî değerlere sahip çıkılarak yaşanılabileceğinin bir numunesi olarak
bir hayat sürmesini istedi ki böyle bir ortamda bulundu.
Birçok kişinin gözünde Mevlüt dünyalıklar dan mahrumdu.
Fakat düşünüyorum da, dünyalıktan mahrum olmayanlar acaba neden ve nelerden
mahrum Acırken, acınacak durumda olanlar kimler Meselâ hiç ölmeyecekmiş gibi
yaşayıp da, her türlü insanî değeri talan edenler acaba ne kadar mutlu ve
içleri rahat
Evet, Mevlüt zor bir hayat yaşadı ve yaşıyor, eşi de,
çocukları da onun çektiği sıkıntılardan paylarına düşeni aldı ve alıyor. Mevlüt
hayatı boyunca inandığı değerler doğrultusunda hareket etti ve bu değerlerden
hiç taviz vermedi.
Bütün bunlara rağmen iç dünyasında nasıl bir mücadele
verdi Zihninde ve gönlünde kopan kıyametler nelerdi Bunların hiçbirini
bilmiyoruz. Bildiğimiz ve inandığımız, onun onurlu bir hayat yaşadığı idi.
Rabbim ona sağlık sıhhat versin, gönül verdiği değerlerden ve gül muştusu ndan
mahrum etmesin.