Mevlid Kandilinin düşündürdükleri - 1

Abone Ol

Hz. Peygamber (S.A.V.)’in dünyaya teşrifi münasebetiyle onun

örnekliği etrafında konuşmaya ve zihnimizde oluşan/oluşturulan peygamber

tasavvuruna dair birkaç hususu paylaşmaya ihtiyaç bulunduğu kanaatindeyiz.

Müslümanlar yukarıda andığımız vesile ile O’nu (S.A.V.)

hürmet ve muhabbetle zikrettiler. Kuşkusuz Müslümanlar için Peygamberin

tartışılmaz önderlik ve kıymeti, bir itikadi gereklilik anlamı taşır.

Ne var ki içinde yaşadığımız zaman ve mekânda bu önderlik ve

örneklik meselesi doğrudan değil ama dolaylı polemiklere, yorum farklarına konu

olabiliyor. Hemen her meseleyi iman ve ilim bağlamından kopuk, cüretkâr bir

tavır ve yaklaşımla tartışılabilir kılmaya heveskâr modern çağın insanları,

Peygamber (S.A.V.)’in örnekliği etrafında bulanık ve arızalı bakış veya

yorumları çoğaltmaya yönelmiş görünüyor. Bu itibarla birkaç başlık altında

Müslümanların, son Peygamber (S.A.V.) üzerinden nasıl bir kafa karışıklığına

uğratılmaya çalışıldığına işaret etmeye çalışalım.

1- Hz. Peygamberin ashab-ı kiram, tabiin ve sonraki Müslüman

nesiller eliyle intikal ettirilen, söz, fiil ve takrirlerini ihtiva eden

haberlerin (hadis) umumi önem ve kıymetine dair kuşku ve tartışmaların son

devrede ilginç bir biçimde çoğalması, yaygınlaşması. Bu tespitimiz, tarihi arka

planı da bulunan bir ilmi araştırma ve münazara konusu teşkil eden hadis/sünnet

meselesi üzerindeki tabii seyirle ilgili değil. Bilakis bu son devrede öne

çıkan/çıkarılan ve Peygamberi (S.A.V.) Kur’an’dan bağımsız ve ayrık bir düzeyde

konumlandırmaya yönelik yorum ve yaklaşımlarla öne çıkan sun’i bir seyirden

bahsediyoruz.

2- Müslümanlar ilk nesillerden itibaren Peygamberden söz,

fiil ve takrir olarak nakledilen rivayetlerin güvenilirliği ile ilgili

sağlamını zayıfından, doğrusunu uydurmasından ayırt edebilme yolunda muazzam

bir gayret ve ilim ortaya koymuşlardır ki burada uzun uzadıya bu bahse yer

verecek değiliz. Bu beşeri birikimin batılı manada bir bilimsel disiplin

faaliyeti olmadığı, Peygamberden olabileceği hassasiyetiyle tüm bu birikimi

(sahihiyle zayıfıyla hatta uydurulanlarıyla) bizlere taşıma titizliği

modernitenin kirlettiği kimi akılların kemaliyle kavrayabileceği bir husus

değil.

Ancak bu gayret ve birikimleri anlama, öğrenme konusundaki

yoksulluğuna bakmadan, tek tek her bir hadis rivayeti konusunda “bu hadis

değildir”, “böyle de hadis olur mu canım” ucuzluğu içinde bir hadis

münekkitliği salgını müşahede ediyoruz. Bu kadar âlimin nasıl olup da hangi

ciddi (yeterli) tedristen geçtiği ciddi bir merak konusu.    

3- Bu yaklaşımların genellikle hadisin sıhhat ve

geçerliliğini test etmek üzere onu, “Kur’an’a vurmak”  diye ifade ettiği bir çözüm var ki bu çözümün

nasıl bir usule ait olduğu tam bir muamma. Hangi aklı, ne çeşit bir aklı

Kur’an’a vuracağız .. Soru budur. Peygamber (S.A.V.)’in Hz. Aişe (R.A.)

validemizden nakille “yürüyen Kur’an” olduğu, onun ahlâkının Kur’an olduğu deliline

başvuranlar, onun “Kur’an metni dışında” kelam etmediğini, bir beyan ve yorumda

bulunmadığını mı ileri sürüyorlar Hayır. Tam olarak bu değil. Söylenen şu olsa

gerek; Kur’an metninde şaibe yok ama hadis külliyatı bu kadar güvenilir değil.

İşte Müslümanlara servis edilen yeni dolma! İşte tartışmanın esası da burada

saklı.

 4- Bir süredir Kur’an

ayetleri etrafında medyaya kadar düşmüş(!) çağdaş ve kullanışlı tefsir ve

tevillerin Müslümanlığımızın anlam haritasını yeterince tahrip ve tahrif

edemediğini düşünen kimi çevreler, bu defa rivayet yoluyla intikal eden hayli

cesametli hadis külliyatımızı (geleneğimizi) daha elverişli bir alan olarak

seçmiş görünüyorlar. Tekrar vurgulayalım ki bu bir ilim sahasıdır ve elbette

her bir harfi vahiy kesinliği içermez. Şu var ki bu cehdi sürdürecek olanlar

“akıl sahipleri” olmak gerek! Modern, kapital merkezli, rant, şöhret, statü,

kariyer odaklı “akıl”la ilgili değil bu akıl. Önce bu nevi kirlerden arınmaya

niyetlenen, iman, ilim, cehd ile ahreti dünyaya yeğleyen bir akıl. Medya

polemiklerinde farklı ve yeni bir şey icat ettiği zannıyla kuluçkasında

hormonlu yumurtalar üretmeye ya da akademik patinajlara heves edenlerin aklı

değil bu akıl. Hele bir yerlere yaranma iştahıyla Tefsir-i Pavlus’a yol

arayanların aklı hiç değil.

Ödünç akıllar, sorular, cevaplardan devşirilmiş bir

peygamber ve sünnet idraki bu meseleyle sahih bir irtibata kadir değildir.

5- Konuştuğumuz konunun bir teknik mesele olduğunu ve

ayrıntı olduğunu düşünenler olabilir… Kurulan bu son tezgâhın muhtemel küresel

boyutuna henüz giremedik. Kimileri bu tezgâhın nasıl işleyebileceği konusunda

fikir sahibi değil. Sözde iyi niyetle Müslüman cemiyetimizde çarpık ve

kifayetsiz din kavrayışlarını ıslah çabasında. Elhak bu çeşit bir derdimiz de

var. Amma kanaatimizce mesele bundan öte ve yaygınlaştırılmaya çalışılan

arızalı peygamber algısı ve tasavvuru. Bu girişim “yaşayan bir örneklik olan

peygamberin” sünnetinin diriliğine kastediyor. Kur’an’ı anlamca (kimi

tevillerle) tahrif etmekten daha uygun bir alan hadis-i şerifler. Onlarla canlı

ilgisi koparılan Müslüman tasavvur, son tahlilde Kur’an’la da bağlarını

gevşetmiş olacak.

Haftaya inşallah devam edelim. Selam ile…