Birçokları yazımın başlığına bakarak “Mevlana da sert
çıkışlarda bulunmuş mu ” diye düşünebilirler. Çünkü Mevlana Celaleddin Rumi hep
yumuşak taraflarıyla anlatıldı. Toleranslı (Müsamahakar) yönleriyle dile
getirildi. Ancak Mevlana acı da olsa, ağır da gelse birçok gerçeği olduğu gibi
anlatmış ve ümmet-i Muhammed’i uyarmıştır.
Aslında Mevlana’nın İslami gerçekleri olduğu gibi anlatması
sert çıkış olarak nitelendirilemez. Ancak çoğu kez tamamen yumuşak ve
müsamahakar ifadeleri gündeme getirildiği için bizim şimdi yazacağımız
mesajları sert gelebileceği için böyle bir başlık ile yazmayı gerekli gördük.
İşte Mevlana gerçeği:
Mevlana Mesnevi’sinin 9062 ve 9063. beyitlerinde Nuh
Peygamber’in masnu’a yani mahlukat veya kainata aşık olanlara kafir demesini
“Ya Rabbi ben senin sanatına aşıkım; kafirler gibi masnua (yapılmışa) nasıl
aşık olurum” şeklindeki sözlerini şiirine dökerek takdirle karşılamıştır. Yani
bir kimse “Ben tabiata aşıkım” dese Nuh (as)’a göre kafir olur. Mevlana da onu
benimsiyor. Gerçekten de kainattaki sanata ve dolayısıyla onun sahibine yani
Allah’a aşık olmak varken masnu’a (yaratılmışa) aşık olmak ince akıllıların işi
olamaz.
Birçokları Kur’an tefsirlerinde Nil nehrinin kan aktığı
yönündeki açıklamaları tevile kalkıştıkları halde Mevlana Mesnevi’sinin 15204
numaralı beyitlerinde “NİL RA BER KIPTIYAN HAK HUN KÜNED SIBTIYAN RA EZ BELA
MASUN KÜNED - Nil nehrini Allah Kıptilere kan eyledi ama Sibtiler (İsrail
oğulları) beladan korundu” diyerek gerçekten Nil nehrinin Firavun’a kulluk
yapan Kıptilere kan olduğunu kesinlikle ifade ediyor.
Yine Kur’an’da Karun isminde kafir bir zenginin diyarıyla
birlikte Hz. Musa’nın duasıyla yere batırılması bazılarınca tevil edilmeye
çalışılırken Mevlana Mesnevi’sinin 15218. beytinde: “ÇUN BEDANİŞ DANA VAKTİ
HASEF DER HAK KARUN Kİ KAHREŞ KERD NESEF - Bizi Karun’un yere geçeceği zaman
onu kapıp helak eden yer gibi vakıf bil..” ifadesinde bulunarak Kur’an’daki
anlatımı olduğu gibi kabul eder.
Yine birçokları ayın ikiye bölünmesi mucizesini tevil, hatta
inkar ederken Mevlana Mesnevi’sinin 15219 numaralı beytinde: “Çun Kamer Ki Emir
Bişünid Ve Şitaft / Pes Du Nime Geşt Ber Çarh Ve Şikaft - Kamer (ay) ki o emri
duydu ve acele etti / Sonra semada iki parça oldu” diyerek ayın gerçekten
Peygamberimizin işaretiyle iki parçaya bölündüğü mucizesini kabul ve ilen
ediyor.
Ağaç ve taşların Peygamberimize selam verdiklerini
müsteşriklerin reddetmeleri üzerine bazı İslam alimlerinin bu olayları da
tevile kalkışmaları yanında Mevlana 15220. beyitlerinde: “Çun Diraht Ve Seng Ki
Ender Her Makam / Mustafa ra Kerd Zahir Es Selam - Nerede bir ağaç ve taş varsa
Mustafa’ya açıkça selam verdiler” diyerek bu her iki mucizeyi de kabul ve ilan
etmiştir.
Namaz kılan her müslümanın günde birkaç defa okuduğu Fil
suresindeki “Ebabil” kuşlarının Habeşistan’a bağlı Yemen valisi Ebraha’nın
fillerle donattığı ordusunu ağız ve ayaklarında taşıdıkları birer taş ile helak
ettikleri de birçokları tarafından tartışılırken Mevlana Mesnevi’sinin 10201.
beytiyle: “MURĞ BABİLİ DU SEH SENG EFKUNED / LEŞKER-İ ZEFT-İ HABEŞ RA BİŞİKEND
PİL RA SEVRAH SEVRAH EFKKUNED / SENG-İ MÜRĞİ KÖ BE BALA PER ZEND - Ebabil
kuşları üçer taş attı ve Habeş’in kalabalık askerini kırdı. Semada kanat vuran
bir kuşun taşı fili (baş fili) delik deşik eyledi” ifadeleriyle fil ordusunun
kuşlar tarafından perişan edildiğini ilan etmiştir.
Mevlana’nın sert ve kesin çıkışlarını yazmaya devam edeceğiz
inaellah.