Mevlana?da sema/raks

Abone Ol

İslamİ usullere göre yapıldığı söylenen bir düğüne

katıldım.

Saz heyeti sahnedeki yerini aldı.

Ruhi Su nun söylediği şekilde Bismillahirrahmanirrahim,

koro halinde söylenmeye başlandı. Külahlı ve entarili biri ortada raks etmeye

başlayınca, karada gemiyi yapıp sularla yüzdüren Nuh aleyhisselamın,

Bismillahirrahmanirrahim diyerek yüzdürdüğü kurtuluş gemisinin besmelesinin ne

hallerde söylendiği hatırıma geldi. (Bak Hud süresi ayet 41)

Süleyman aleyhisselamın, Belkıs ı imana davet eden

mektubuna başlarken yazdığı Besmelenin nerelerde söylendiğini düşündüm. (Bak

Neml süresi ayet 30)

Sema/Raks ın kaynağı kabul edilen Mesneviyi baştan sona

kadar hem Nahifi tercemesinden hem Tahir ül Mevlevi tercemesinden bilgisayarıma

arattım. Raks anlamındaki sema üç yerde geçiyor, yüzlerce defa da gökyüzü

anlamına gelen sema geçiyor. Eşek hırsızlarının, sofinin eşeğini sattıktan ve

parasıyla yemekler yaptıktan sonra Sema/raks yaptıklarını anlatır Mevlana:

Şu tehdit hikâyesini dinle de, taklit belâsının ne

olduğunu bil.

Sofîlerin, sema için bir misafir sofînin eşeğini

satmaları

520. Bir sofî, can, yoldan bir tekkeye gelip eşeğini

ahıra çekti.

Eliyle ona su ve yem verdi. Daha önce anlatılan gibi oldu

sanma.

Ona bakmakta ihtiyatlı davrandıysa da, kaza gelince

didinmenin bir faydası yok.

Sofîlerin hepsi fakir kişilerdi. Az kaldı ki fakirlik

küfür olayazdı bu apaçıktır.

Ey zengin! O elbisesi parçalanmış yoksul bir hata ederse

ona gülme.

O yoksul sofîler, zaruret içinde olduklarından eşeği

satmaya karar verdiler.

Zira zaruretten dolayı leş bile mubah olur. Bu yüzden

fena şeyler iyi sayılabilir. Hemen eşeği satıp parasıyla yiyecek ve mum

aldılar.

Tekkeye bir aşk ve şevk sedası düştü. Geceleyin sema

ettiler, eğlendiler.

Bu sabır, bu oruç, böyle zenbille dilencilik ne vakte

kadar

530. Biz de mahlûkuz, bizim de canımız var. Bu gece

büyük bir devlet, misafirimiz var dediler.

Bâtıl tohum ekip yanlış yoldan gittiler. Cansız bedeni

can sandılar.

Uzak yoldan gelen, eziyet çekmiş olan misafir onlardan

izzet, ikram gördü.

Sofîler ona iltifatlarda bulunup, hepsi onun hizmetkârı

oldu.

Onların bu teveccühünü görüp, Şimdi eğlenmezsem ne vakit

eğlenebilirim dedi.

Yemek yendi. Sema a başlandı. Tavana kadar toz, duman

doldu.

Bir yandan mutfağın dumanı, bir yandan sofîlerin yerden

kaldırdığı toz, bir taraftan da iştiyak ve can vecdi...

Gâh el çırparak ayak vuruyor, gâh sofada secde

ediyorlardı.

Rüzgâr (devir) her zaman müsait olmaz. Bu tamah yüzünden

sofîler fazlasıyla hor, hakir olurlar.

Ama Hakk ın nuruyla gözü doyup dilencilik etmeyen sofîler

değil

540. Böylesi de binde birdir. Diğerleri bunların

sayesinde itibar görürler.

Sema sona doğru yaklaşınca, çalgıcı daha seri çalmaya

başladı.

Eşek gitti, eşek gitti diye usul tutuyorlardı. Hepsini

bir hararet sarmıştı.

Tâ seher vaktine kadar ayak vurup el çırparak, Ey oğul!

Eşek gitti, eşek gitti dediler.

Sofî de tamamen onları taklit ederek, (manasını bilmeden

Farsçasıyla söylenenin zikir olduğunu sanarak) Eşek gitti (anlamına gelen

sözü tekrarla) deyip durdu.t

Coşkunluğun ve sema ın harareti geçip, sabah olunca hepsi

vedalaşıp ayrıldılar.

Tekke boşalınca sofî eşyalarının tozunu silkti.

Onları alıp eşeğe yüklemek üzere odadan dışarı çıktı.

Yoldaşlarına yetişmek için acele etti. Ahırın kapısını

açınca, eşeğin olmadığını gördü.

Hizmetkâr suya götürmüştür. Zira dün gece suyu az

gelmişti dedi.

550.Hizmetkâr gelince sofî, Eşek nerede diye sordu.

Hizmetkâr da, Yeter, alay etme! dedi.

Sofî, Eşeği ben sana teslim ettim. Sen onun vekili

olmuştun,

Sana verdim, senden isterim. Aldığını geri ver.

Edepsizlik etme.

Münasebetsizce konuşup durma. Onu sana ben verdim. Bana

iade et.

Peygamber, -Elinle aldığını iade et- demiştir. Ey oğul!

Aldığını geri vermek gerektir.

Sofî dedi ki, Farzet ki eşeği senden aldılar, bu âcizi

zulme lâyık gördüler,

560. Sen niye bana gelip, ey zavallı! Eşeğini gaspettiler

demiyorsun

Kimde ise eşeği alırdım. Yahut da onlara birkaç altın

verirdim.

  Sen niye gelip

de, -Ey garip! Böyle acayip bir zulüm meydana geldi- demezsin

Hizmetkâr da dedi ki, Bu işten seni haberdar etmek için

vallahi kaç kere geldim.

Hepsinden daha coşkun olarak -Eşek gitti ey oğul- diye

söylüyordun.

Ben de geri dönüp, -Demek biliyormuş, benim söylememe

lüzum yok, arif bir adammış- dedim.

Sofî, Onlar böyle söylüyorlardı. Bana da bu hoş gelip

şevk ve zevk verdi.

Onları taklitten böyle dertlendim. Böyle taklide her

zaman lânet olsun! (Mesnevi Nahifi Tercemesi, Amil Çelebioğlu sadeleştirmesi

Cilt 2, beyit 518-569)

(İnsanın) Başında -Biz insanları keremlendirdik- tacı

var. Boynuna -Biz sana kevser ırmağını verdik- gerdanlığı asılmış.

İnsan cevherdir, bu göklerse ona a raz. Asl olan

insandır, gayrısı fer dir. Akıl, fikir ve tedbirler sana kul olmuş; öyleyse sen

de kendini ucuza harcama! Şarap, sema veya cima (cinsel ilişki) nedir ki, sen

onlardan bir zevk, bir fayda bekliyorsun

3590.Güneş hiç zerreden borç ister mi Zühre hiç şarap

küpünden bir kadeh şarap dilermi (Amil Çelebioğlu sadeleştirmesi Cilt 5, beyit

3585-3590, Timaş Yayınevi)

Teklifim, Mevlananın asıl iki kaynağı Kur an Ve

Sünnettir. Aklı başında biri çıkıp, Mesnevi de geçen 1500 kadar ayeti kerimenin

Arapçasını, mealini yazsa ve Mevlana nın tefsiriyle basıverse.

Profesör Bediuzzeman firüzanfer, Ehadisü Kısası Mesnevi

isimli esrinde Mesnevi de geçen Hadisler ve hikayelerin kaynaklarını vermiş.

Eser 1381/1961 tarihinde Tahran da kaliteli bir baskı yapılmış.

755 sayfalık bu eserde kaynakları bildirilen Hadisi

Şeriflerin metinleri, tercemeleri ve Mevlenevi nin şerhiyle bastırılabilir.