Bilge insan Mevlânâ’nın hikmetli sözlerine kulak veriniz. Fazilet ehli bu zat diyor ki:
Ben suyu seviyorum. Suyu da abdest alıp ibadet ettiğim için seviyorum. Suyu sevmem içtiğimden dolayı değil. Öküz de içiyor, ben de içiyorum. İçmek bakımından aramızda fark yok. Bu açıdan da seviyorum değil.
Toprağı da seviyorum. Çünkü su bulamadığım zaman da onunla teyemmüm ediyorum. Bu teyemmümle ibadet ediyorum. (Mâide Sûresi, âyet:6)
Onun üzerinde gezmemden dolayı değil; ibadet edebildiğim için seviyorum.
Güneşi niçin seviyorum?
Allah (c.c.) namazı güneşe bağlamış da onun için seviyorum.
Ayı sevmem de oruç ibadetini ayın devranına bağladığı için ayı seviyorum.
Mevlânâ’nın söylediği sözlerdeki derin manaya kendisindeki engin bakışa dikkat ettiniz mi? Bu ulvi manayı akledemeyenlere yazıklar olsun.
Dünyaya bakış tarzı çok önemli. Eşyaya hangi gözle bakmanız bir mana ifade eder veya etmez. Burada önemli olan bakış açımızı çok iyi ayarlamamız gerektiği telkin ediliyor.
Dünyada dünyalıklarla beraber kalmak gibi bir sevdamız varsa daha şimdiden helâk olmuşuz demektir. Gerçek olan şudur ki, dünyada dünyalıklarla ebedi kalma şansına hiçbir zaman hiçbir fert ve devlet kalma şansına sahip değildir.
Bu zamana kadar gelip gidenlerde olduğu gibi bizler de bizden sonrakiler de dünyalıkları dünyada bırakıp gideceğiz. Bundan dolayı, bırakmak zorunda olduğumuz dünyayı Kur’an-ı Kerim’e göre değerlendirelim. Atalarımız ne güzel söylemişler “Kefenin cebi yok” diye. Dünyadan göçüp gidenlerin giderken ayaklarına yırtık bir çoraba bile göz yummuyorlar, onu da ayaklarından sıyırıp alıyorlar. Nesi aldatıyor bu dünyanın emvali derler ya,
“Mal sahibi, mülk sahibi,
Hani bunun ilk sahibi?
Mal da yalan, mülk de yalan
Gel biraz da sen oyalan.”
Aman dünya hayatı bizi aldatmasın. Elimizdekiler, geçici olarak verilen imkânlar, hürriyetimiz, mülkiyetimiz, zürriyetimiz bizi aldatmasın. Allah (c.c.) Peygamberimiz (s.a.v) sakın ha aldanmayı diye bizi ikaz ediyorlar.