Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi

Abone Ol

İstanbul Belediyesi Kültür İşleri Dairesi Başkanlığının yeni

faaliyet dönemi için Esma Sultan Yalısında düzenlediği açılış

gecesinde, pek çok dostla buluştuk. Daire Başkanı Abdurrahman Şen ile

Belediye Başkanı Kadir Topbaş konuştu, faaliyetlerle ilgili bilgi

verildi.

Bu gecenin son gösterisi olarak, Şehir Tiyatroları Genel Sanat

Yönetmeni Hilmi Zafer Şahinin Ziya Osman Sabanın Mesut İnsanlar

Fotoğrafhanesi adlı hikâye kitabından sahneye uyarladığı oyunun bir

bölümü seyirciye sunuldu. Daha önce Fatih Tiyatrosunda seyrettiğim bu

oyundan alınan bölümde, Ziya Osman Sabanın Ankara günlerinde

İstanbulu, Galata Köprüsünden İstanbulu seyretmeyi özleyişi güzel bir

dil ve müstesna duyarlıkla sahnelendi. Bu güzelliği pek çok dostla ve

sanatçıyla izlemek, eski İstanbula karşı unutulmaz bir hasret oldu!

"Bir Saadet Devri"nin Mahrumu

Ziya Osman Saba, incelikler şairidir. İstanbul kültürüne ait ne kadar

önemli ve değerli unsur varsa, hepsine karşı şairimizde inanılmaz bir

bağlılık olduğunu görüyoruz. Şiirleri ve nesirleri bu bağlılığın tipik

örnekleridir. Gülten Akının bir şiirinde, "Hiç kimselerin vakti yok /

Durup ince şeyleri düşünmeye" dediği bir çağda, bu ince şeyleri düşünüp

hayatının ve sanatının meselesi yapan çok az insan vardır. Evinin

idaresinden aciz pek çok insanın, kahvehanelerde veya akraba

ziyaretlerinde dünyayı ve Türkiyeyi kurtarmaya yönelik reçeteler

üretmeye çalıştığı bir dönemde Ziya Osman, sade vatandaşın sıradan

dertlerini, hüzün ve mutluluklarını mesele edinmişti. Geçim derdi, daha

iyi ve daha mutlu yaşama arzusu, geçmişte yaşamış ve ölmüş yakınlara

özlem ve âhirette onlarla beraber olmak isteği, alt edilemeyen güçlükler

karşısında kadere rıza ve Allaha sığınma düşünceleri onun şiirlerinde

belli başlı temalardır.

Yedi Meşaleci şair ve yazarların pek çoğunun meslek ve meşrep olarak

sanattan uzaklaştığı, Cahit Sıtkının bile sosyalist etkilere girdiği

bir dönemde, kişiliğinden ve sanat dünyasını oluşturan değerlerden

kopmadı. Her zaman toplumun kültürüne bağlı kalan Ziya Osmanı önemli

kılan, biraz da Behçet Necatigilin sözünü ettiği "mizaç bütünlüğü"dür.

B. Necatigil, usta kabul ettiği şairin "şiirlerine vurduğu damga"yı

benzersiz görür; Ziya Osman Sabanın ölümü, âhireti, Tanrıyı gönlünde

emanet gibi yaşadığını tespit ve ifade etmiştir.

Onun saadetten ne anladığını "Bütün Saadetler Mümkündür" adlı şiirindeki mısralar ifade eder sanıyorum:

Bütün saadetler mümkündür...

Şu kapının açılması,

İçeri girivermen,

Bahar, kuşlar, gündüz.

Ve bütün dünya

Bir an içinde gürültüsüz.

Bu şiirin son mısraı ilgi çekicidir: "Ölüler! Hepimiz için yalvarın Allaha..."

Görüldüğü gibi çok büyük davaların adamı gibi iddialı olmayan, ama

aslında insanı ve insanın temel değerlerini mesele edinen sanatı

savunan, mütevazı bir şairin, arasında dolaştığı insanlara söylediği çok

şey olmalıdır.

Behçet Necatigil, şairimizin ölümünden sonra yazdığı yazıda, onu şöyle değerlendirir:

"Ziya Osmanın şiiri Âşık Paşalardan, Yunuslardan gelen soyut

tasavvuf şiirini, hayattan parçalar da ekleyerek biraz dünyalaştırıp

sona mı erdirdi; Türk iman kültürünü işleyen son şairimiz miydi Ziya

Osman Sanmıyorum. Ziya Osmandaki yaşamak bıkkınlığını, isteksizliğini

benimseyecek, ölümü bir kurtuluş olarak görmek temasını besleyecek

şairler, tek tük de olsa, her zaman bulunacaktır. Unuttuğumuz,

geciktirdiğimiz, hep yarınlara attığımız ahret-ölüm korkuları, Allaha

bel bağlayış, ölüm ötesinde sevgili ölmüşlerimizle tekrar buluşma ümidi;

arada bir meselâ gece yalnızlıklarında, kaybettiklerimizin

hatıralarıyla dolarak, aklımıza geldikçe, açacağımız şiir kitapları,

Ziya Osmanınkiler olmayacak mı Maddeden usanıp manaya, âlem-i ervaha

biz sanki hiç geçmeyecek miyiz; sanki bu hep böyle mi sürecek ömrümüz

boyunca Sanmıyorum." (Varlık, 15 Şubat 1957).

Hayatının son zamanlarında notlarının derlenmesine yardımcı olduğu ve

üslûbuna hayranlığını ifadeden çekinmediği Abdülhak Şinasiden,

çocukluk arkadaşı Yaşar Nabiye, Haldun Tanerden Oktay Akbal ve Ahmet

Oktaya kadar pek çok yazar ve araştırmacı Ziya Osman Sabanın kendine

özgü "mümin" kişiliğinden söz eder. Hakkında ölümünden sonra

düşüncelerini yazıp yayınlayan pek çok sanat ve kültür adamı benzer

şeyler söyler.

Bir Yeni Zaman Dervişi

Ziya Osmanın, hemen her antolojiye giren "Rabbim Nihayet Sana" adlı,

1941 tarihli şiirinin, ondaki ölüm duygusunu anlatması bakımından

edebiyatımızda özel bir yeri olduğu muhakkaktır:

Rabbim, nihayet sana itaat edeceğiz...

Artık ne kin, ne haset, ne de yaşamak hırsı,

Belki bir sabah vakti, belki gece yarısı,

Artık nefes almayı bırakıp gideceğiz...

Ben artık korkmuyorum, her şeyde bir hikmet var

Gecenin sonu seher, kışın sonunda bahar.

Belki de bir bahçeyi müjdeliyor şu duvar,

Birer ağaç altında sevgilimiz, annemiz.

Gece değmemiş sema, dalga bilmeyen deniz,

En güzel, en bahtiyar, en aydınlık, en temiz

Ümitler içindeyim, çok şükür öleceğiz...

Ziya Osmanın ölüm temalı şiirleri arasında en ilgi çekici

olanlarından birini, Cahit Sıtkının ölümünden kısa bir süre sonra

yazdığı "Düşümde" adlı şiiridir. 1957 tarihli şiirini gözden geçirirsek,

bu konuda onun vefalı dost tavrının öteki şairlerden ne kadar farklı

olduğunu görürüz:

Düşümde gördüm Cahiti:

Banka gibi bir yer,

Aynı servise verilmişiz,

Yolumu gözler.

Baktım ki, toplamış memurlarını

Nutuk çekmede şefimiz.

El edip geçecektim yerime

Sessiz.

Cahit bu, dayanamadı, boynuma atıldı.

Gözyaşlarını duydum yüzümde bir ara.

O, düşümde ağladı.

Bense uyandıktan sonra.

Ziya Osman, Cahit Sıtkının kendisine yazdığı mektupları, arkadaşının

ölümünden sonra, baş tarafına yazdığı "Cahitle Günlerimiz" adlı hatıra

yazısıyla Ziyaya Mektuplar adlı bir kitapta topladı. İki şair

arkadaşın dostluğunu ortaya koyan bu ilginç kitapla son şiirlerini

toplayan Nefes Almak adlı şiir kitabının dosyalarını çok önceden yayına

hazırladığı halde, bu iki kitabın özellikle ölümünden sonra

yayınlanmasını isteyerek, şair arkadaşının ardından ölüme hazırlandığı

görülür.  İkisine de rahmetler diliyoruz...