Meşru Müdafaa!

Abone Ol

Filistinliler kendi topraklarını, Müslüman bir coğrafyayı, yıllardır, işgalci ve terör devleti olan İsrail’e karşı savunuyor.

Bu hususta iki tepkiyi dikkatlerinize sunuyorum.

* “İsrail, bölgemiz ve tüm dünyanın huzur ve barışı için en büyük tehdit olagelmiştir. Bugüne kadarki sözlü kınamaların hiçbiri İsrail’in Filistin’deki işgali ve katliamlarını engelleyememiştir.”

*“Her seferinde görülmüştür ki İsrail, sadece ama sadece güçten anlamaktadır.”

*“Bu hususlar dikkate alındığında HAMAS’ın, terör devleti İsrail’in yıllardır sürdürdüğü işgal politikasına ve vahşi saldırılarına karşı başlattığı Aksa Tufanı operasyonu da Filistin halkının kendini savunma hakkı kapsamında değerlendirilmelidir.”

*“Bugün bir kez daha açık ve net olarak ilan ediyoruz ki; biz, dost ve kardeş Filistin halkının her daim yanındayız ve yanında olmaya devam edeceğiz!” (Temel Karamollaoğlu-Saadet Partisi Genel Başkanı)

***

* “İşgalci İsrail güçleri yıllardır Filistin'e ait topraklar üzerinde her türlü zulmü yaptı.”

* “Binlerce Filistinli kardeşimiz kadın, çocuk demeden katledildi.”

* “Mescid-i Aksa başta olmak üzere bütün kutsal mekânlarımızda Müslüman kanı döküldü.”

* “Hiçbir gerekçe olmaksızın yüzlerce genç esir edilip zindanlara atıldı.”

* “Şimdi Aksa Tufanı harekâtıyla Filistinli yiğitler kendilerine ait olan topraklarda meşru müdafaa hakkını kullanıyor.” (Salih Turhan- Anadolu Gençlik Derneği (AGD) ve Milli Gençlik Vakfı (MGV) Genel Başkanı)

MEŞRU MÜDAFAA NE DEMEK?

Filistinlilerin kendi topraklarını savunması neden ‘meşru müdafaa’ya giriyor? Şunun için;

* Bir kimsenin, kendisine veya başkasına karşı yapılan haksız bir saldırıyı def etmek maksadıyla ve başka surette korunması imkânı bulunmayan bir saldırıdan kurtulmak üzere yaptığı savunmaya, hukukta meşru savunma deniliyor.

* Meşru savunma -sık sık adı nefis savunması olarak da geçen- tüm zamanlar ve tüm kanun sistemleri tarafından tanınan, çekirdeğinde doğuştan gelen bir karakterin dahi bulunduğu hukuki bir esastır.

* Meşru savunma hakkı kavramı altında başka insanların gayr-i meşru saldırılarına karşılık verme hakkı anlaşılmaktadır.

* Haksız saldırının devlet düzeyinde olması ve bunun önlenmesi de meşru müdafaa kavramıyla yakından ilgilidir.

* Görüldüğü gibi meşru müdafaa kavramının hem hukukta hem de fıkıhta önemli bir yeri var.

* Ve Filistinlilerin kendi vatanlarını savunmalarından daha doğal, kendi topraklarını işgalden kurtarmak için çaba ve gayretin içinde olmalarından daha meşru bir şey olamaz…

“İSRAİL GÜÇTEN ANLAR!”

Tüm zamanların en büyük hakikatlerinden birisi;

* Millî Görüş lideri, Refah-Yol Hükümeti Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın bütün hayatı, malıyla canıyla Siyonizm’le mücadeleyle geçti...

* 6 Eylül 1980 Büyük Kudüs Mitingi... 1980 Askeri Darbesi’nin gerekçeleri arasında Büyük Kudüs Mitingi’nin gösterilmesi… Amerikalıların 1980 Askeri Darbesi için, “Bizim çocuklar yaptı!” değerlendirmesi…

* 1997 yılında, Başbakan Necmettin Erbakan’ın imzasıyla Filistin’e asker gönderilmesi kararı alındı. Bu dönemde Filistin’de bir kurşun bile atıl(a)madı.

***

Erbakan Hoca’nın Siyonizm’le alakalı birkaç cümlesi;

* “Bir gün gelecek İsrail’e öyle bir tokat atacağız ki, bütün hayatı gözlerinin önünden GAZZE ŞERİDİ gibi geçecek.”

* “Siyonizm bir timsah halindedir. Üst çenesi Amerika’dır. Alt çenesi Avrupa Birliği’dir. Kuyruğu İsrail’dir. Gövdesi bir takım Müslüman ülkelerin yöneticileri, medyacılar, işadamları, iş birlikçilerdir. Bunların karşısında seyirci kalmak mümkün mü?”

* “İsrail güçten anlar!”

*“Biz her taşın altında Yahudi var demiyoruz, fakat Yahudi hiçbir taşın altını boş bırakmaz!”

BU DUAYA ÂMİN DİYELİM!

Dünyanın bir ucundaki bir müminin ayağına diken batsa dünyanın diğer ucundaki müminin bundan ızdırap duyması gerekir...

* Rabbim, Filistinli kardeşlerimize yardım eyle!

* Rabbim, Filistinli kardeşlerimizi daima muzaffer eyle!

* Rabbim, Siyonistleri kahr-u perişan eyle!

* Rabbim Ortadoğu’nun çıbanbaşı Siyonistler huzur yüzü görmesinler!

Âmin... Âmin... Âmin...

FİLİSTİNLİM!

Devam edemezdi böyle 

Abluka altında inlemeye.

İhtiyacı vardı hürriyete.

Ve

Sarılarak sırtındaki kefene

Geçti Filistinlim harekete.

***

Gelse de bir araya

Dünyadaki bütün kefere

Allah'ım yardım eyle

Bu haklı hareketi

Şehit kanlarıyla da sulayarak

Sen dönüştür berekete...

(Abdullah KARA) 

HAK VERİLMEZ, ALINIR. NOKTA!

Sonunda Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) yönetimi, Meclis İçtüzüğü’nü uygulamaya başladı.

3 ay önce TBMM'de gurup kuran Saadet Partisi, TBMM Başkanlık Divanı’nda temsil edilmeye başlandı.

Saadet Partisi İzmir Milletvekili Mustafa Bilici, TBMM Başkanlık Divanı’nda resmen Kâtip Üye olarak görev almaya başladı. Bu elbette olması gereken güzel bir gelişme…

***

Ancak Meclis İçtüzüğü’nde yer alan diğer hakların Saadet Partisi Meclis Gurubu’na da sağlanması icap eder.

Temsil oranında; AK Parti, CHP, İYİ Parti, MHP ve Yeşil Sol Parti Meclis Grubu olarak hangi haklardan istifade ediyorsa, Saadet Partisi Grubu da aynı haklardan yararlandırılmalıdır.

Ve bunun takibini yapması gereken de Saadet Partisi Gurubu değil, bizzat TBMM'nin mevcut yönetimi olmalıdır. Şık olan budur. TBMM Başkanlığı, 3 ay önce kurulan Meclis Gurubu’nu gereği gibi korumalı, kollamalı ve yerli yerine oturtmalıdır…

Yakışan da, uygun olan da, şık olan da budur!

TBMM’nin itibarı diyorsak, TBMM'yi 'milli iradenin tecelligâhı' olarak kabul ediyorsak, hiç kuşkusuz prosedür bu şekilde cereyan etmelidir.

***

Şiddete başvurmadan, antidemokratik yollara tevessül etmeden, hakaret etmeden, küfür etmeden de bu memlekette hakkın nasıl alınması gerektiğini Saadet Partisi Meclis Grubu ortaya koydu, geçtiğimiz gün; TBMM’de oturma düzenine yaptığı itirazla ve de Komisyon sıralarına oturmakla…

Kim düşündü ve uygulamaya koydu bilmiyorum ama Saadet Partisi TBMM Gurubu bu yola başvurmasaydı daha çoook beklerdi!

Komisyon sıralarında otururken Saadet Partisi Meclis Grubu Başkanı Selçuk Özdağ’ın konuşması son derece etkiliydi. Bu cümlelere, oturumu yöneten Meclis Başkanvekili Bekir Bozdağ dâhil, Genel Kurul salonunda kimse itiraz etmedi.

1-2 ses dışında tüm vekiller Saadet Partisi Gurubu’nun taleplerini haklı ve yerinde buldu.

***

Tam da burada şaşmaz, değişmez bir öz deyişimizi hatırlatmak isterim; “Hak verilmez, alınır!”