Doktorlar: Herkes sağlığını kendisi korur. Dış şartlar, kurumlar, kuruluşlar ve en önemlisi devlet sağlığı korumak noktasında önlemler alır, tedbirler geliştirir. Doktorlar hastalığı nereden insana musallat olmuşsa oradan kovalarlar. Hastalanmamanız doktorların garantisine dâhil değildir. Nedense çoğumuz doktorlardan güçleri üzerinde çare bekleriz. Hâlbuki doktor ya da tabip veya hekim sadece insanın görünür görünmez arızalarını haber verir. Vücutta aksak giden noktaları sebepleri ile ortaya çıkarır. Teşhis de tedavi de bilimin verdiği imkânlar nispetindedir. Allah insana dertle beraber derman da vermiştir. Derman da ilim gibidir. İnsanın ağzına lokma olarak düşmez. Dermanı aramak icap eder. Öncelikle o senin kaybettiğin şeydir. İlim de öyledir; müminin yitik malıdır. Sadece arayan bulur. Dünya bir arama sahasıdır. Zihninde kaybı olmayanın arama derdi de olmaz. Doktorların ne denli hassas, mesuliyet isteyen sıkı bir görevi ifa ettiklerini söylemeye bile gerek yok. Son yıllarda her ne sebeple olursa olsun doktorlara yönelen şiddet en hafif tabiriyle barbarlık ve de nankörlüktür. Doktorluk dediğimiz şey hekimlik mesleğidir. Hekimliğin de hâkimlikten çok uzak düşen bir tarafı yoktur. Hikmet ve fazileti içerisinde barındıran bir gönüllülük hareketidir o. Onların hangi zor şartlar altında çalıştıklarını bir düşünelim. Acımızı gidermek, yaramızı sarmak, halimizle hemhal olmak en yakınlarımızın bile kimi zaman uzak kaçtıkları bir insanlık durumu değil midir? Doktorların acil bir hastayı hayata döndürmek için zamanla nasıl yarıştıklarını hastanelerde sabahlayanlar çok iyi bilirler. Ne diyordu şair: “Benim kalbim bir ıslah evidir doktor / Yetim bir çocuk durmadan azarlanır içinde” (Kemal Sayar).
Öğretmenler: O bir sabır abidesidir. Öyle olmasa bile öyle olmak zorundadır. İnsan sevgisi olmayanın insana öğreteceği bir şey de yoktur. Öğretmenler kimi zaman öğretmekten sevmeye, sevdiklerini ifade etmeye fırsat bulamasalar bile kozalarını sevgiyle örmüşlerdir. Kıymeti bilinmez taifenin en başlarında yer alırlar. “Vermek” çok belalı ve de çetrefilli bir şeydir ne de olsa. Bilgi verirsiniz, öğüt verirsiniz, güven verirsiniz, bunlar da yetmez not verirsiniz. Not deyince işler değişir. Herkese içinden geçeni değil çalışıp da bilgiye yansıttığını not olarak vermeye kalktığınızda küslük başlar. Neden bana, benim oğluma kızıma içimizden geçen notu vermedin diye gönül koyarlar bir sürü. Verdiğiniz emek verdiğiniz not ile neredeyse sıfırlanıverir. Öğretmenler memleketin bekçisi, okul koridorunun nöbetçisidir. Bir yüz metre koşar bir maraton. Öğrencileri mahsulünü geç kalmadan toplayıp devşirsin diye tohumu dersin tam orta yerine eker. Sevgisini, erdemini, adaletini hep derse eker. Ek ders peşinde değildir, değerli olanı derse ekmek peşindedir. Ne diyordu şair: “A’dan başlar aydınlık / Bir taş koyar bütün yapılarda temele öğretmen / Soluğudur düşüncenin buğdaydan yalaza dek” (Fazıl Hüsnü Dağlarca).
Veteriner: Diğer adı baytar. Dün de yoktu çevremde bu meslekten çok kişi şimdi de yok. Sebebini bir bilsem. Akif’in baytar olduğunu biliyorum. Lakin hayvanlarla ilgisinin şiire taşan yönüne çok vakıf değilim. Bir memlekette hayvan sevgisi ile hayvan haklarına ihtimam ile veteriner sayısı ve yoğunluğu arasında sıkı bir ilişki vardır. Hatta bir memleketin insan hakları karnesi ile veterinerlik hizmetleri arasında da dolaylı bir ilişkiden bahsedilebilir. Veterinerlik mesleği nedense hep kent hayatının bir zorunluluğu gibi görülür. Oysa hem hayvancılık daha çok kırsal yerlerde gelişmiş hem de hayvanın cümlesi doğa şartlarının en münasip olduğu köylük yerlerde ortam bulmuştur. Kırsalın hayvanları da kentsoylu hayvanlar gibi sağlık hizmetlerinden hayvanca yararlanmalıdırlar. Tabiatın dilsiz ve de şikâyetini ifade edebilecek imkânlardan yoksun varlıklarıdır hayvanlar. Üstelik sahiplerine en ağır işlerde koşularak hizmet ederler. Yaşlanmalarına bile bakılmaksızın para için koşulan atları görüyoruz nakliye amacıyla.
Kışın soğuk günlerinde kedi köpek gibi sokak hayvanlarının da yeme içme gibi ihtiyaçları olduğu, sağlık sorunları olabileceği nedense hiç düşünülmez. Veterinerler kırsalda ve şehirde öncelikle sağlık hizmetlerini hayvanın sahiplenicisi ya da sahibine hizmet olsun diye değil hayvana karşı insani bir görev ve sorumluluk olarak yerine getirmeliler. Veterinerlik nasıl sorunları bünyesinde taşıyan bir meslektir, doğrusu yüksek sesle pek konuşulmadığı için bilemiyorum. Ne diyordu şair: “Öküzün damını alçacık yapın / Yaş koman altına kuruluk serpin / Koşumdan koşuma gözlerin öpün / İrençberler hoşça tutun öküzü” (Pir Sultan Abdal).