Mesele gerçekten çok vahim; çözüm üretelim-1

Abone Ol

Meramımız daha iyi anlaşılsın diye bir hatırlatma ile başlamamız gerekiyor…

Malum olduğu üzere, Afganistan’da ikinci Taliban dönemi başladığında tam 10 yazı yazdık; o yazıların sadece ilkinin ve sonuncusunun başlıklarını tekrar hatırlayalım…

“Afganistan’da Adil Düzen Anayasası olmalı…” 24, 25 Ağustos 2021 (2 yazı)

“Afganistan’da âdil bir yönetim olmalı ama nasıl?”           7 Eylül 2021

Sonra aynı konuda bir vesilesiyle de “Afganistan… İslam, devlet, düzen… Adil Düzen” başlıklı konu ile ilgili 6 (altı) yazı daha yazdık…

Ve bu yazıları “Türkiye’de ve Dünyada Adil Düzen Mümkün…” başlıklı ve 29.09.2021 tarihli yazımızla hitama erdirdik…

Araya önce “Bir avuç toprak ve Adını koyalım yazıları” başlıklı, bilahare “ Oğuzhan Asiltürk, Zeki Sayın, İbrahim Saraçbaşı” başlıklı yazılarımız girdi...

Koronavirüs (Kovid-19) döneminin henüz en başında ise tam 49 (kırkdokuz) adet “Virüs dünya düzeni mi, Adil Dünya Düzeni mi?” başlıklı yazılarımızı yazdık…

Sadece bu 49 yazı ile yetinmedik;

Yeri ve zamanı geldikçe koronavirüs yazıları yazdık…

Nitekim son zamanlarda da bize göre çok önemli koronavirüs yazıları yazdık…

Önce “Korona fitnesi; fitne nedir, korona fitnesi nedir?” başlıklı 4 yazı;

Sonra “Korona konusunda yapmakta oldukları kötüdür” başlıklı 3 yazı yazdık…

Bütün bu yazılarımızda, yarım yüzyıl öncesinden itibaren, yazdığımız her konuda usul yani metot olarak “TEŞHİS VE TEDAVİ” usulünü uyguladığımız bir kere daha hatırlatıyorum.

“Oğuzhan Asiltürk, Zeki Sayın, İbrahim Saraçbaşı” başlıklı yazımızın en sonunda dedik ki; (Gelecek yazımıza söz konusu yazının tamamı ile devam edebiliriz…)

Söz konusu Ebubekir Salih imzalı yazının tamamı ile devam edelim…

“Bu salgın (pandemi yani Kovid-19) meselesinde olaya sadece aşı olmak veya olmamak olarak bakmak çok sığ bir bakıştır.

Millî Görüşçü vahyi, aklı, tarihi ve realiteyi kesiştirip sistemsel olarak düşünmeli.

Bakın, Millî Görüş’ün 50 yıldır esas düşman olarak gördüğü ırkçı emperyalizmin yani Siyonizm’in yaptıkları ortadadır. Mesela 1980’lerde 1’e 10 veren GDO’lu tohumlar ilk çıktığında Türkiye’de reklâmı yapılıyor ve çiftçiler bayram ediyordu; 30 yıl sonra her şey onların tekeline geçti ve gıda sektörü silaha dönüştü. Meseleye GDO’lu ekmek yemek veya GDO’lu ekmek yememek olarak bakanların şu an tamamı o ekmeği yiyor. Bu yiyeceklerin beraberinde getirdiği kanser gibi hastalıklar da cabası.

Bakın, bu mihraklar daha 20 yıl önce Irak’ta 200 bin bacımıza tecavüz etti, 1.5 milyon Müslüman’ı katletti.

Afganistan, Suriye, Libya, Doğu Türkistan, Keşmir, Arakan hepsi ortada. Onlar için Müslüman canının zerre bir değeri yok.

ALLAH (C.C.) onlara güvenmememizi emrediyor.

Karşı olan bütün bilimsel yayın ve makaleleri yok sayalım, aşının faydalı olduğunu varsayalım, yan etkilerinin virüsten daha az olduğunu varsayalım bütün bunlar bu sürecin bir plan dâhilinde yapılmadığını ispatlamaz.

Bilakis başta dini kaynaklarımız ve tarih bize bütün bu işlerin bir plan dâhilinde yapıldığını ispatlıyor. Müslüman vasfı böyle düşünmeyi gerekli kılıyor. Millî Görüşçülük vasfı ise daha ilerisini gerekli kılıyor.

50 yıldır Siyonizm söylemini dilinden düşürmeyen Millî Görüş teşkilatı bugün bu plana karşı organize bir mücadele ortaya koymazsa, değil 50 yıllık müktesebatı, 1400 yıllık tarihi inkâr ediyor demektir. Hele hele bunlara komplo teorisi demek kişiyi çok büyük bir vebalin içine sokar. Mesele gerçekten çok vahimdir.”

İnsanlık Millî Görüş ve Adil Düzen çalışanlarının çözüm çalışmalarını bekliyor…

(DEVAMI VAR.)